15 Ağustos: Kürt varlığının, hakikatinin dili ve eylemi

- Rûşen Samsat
385 views
15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirilen silahlı gerilla eylemleriyle birlikte Kürt Özgürlük Hareketi, yeni ve stratejik bir dönemin kapısını araladı. Eğer 15 Ağustos’taki bu silahlı mücadele gerçekleşmemiş olsaydı, bu yeni ve stratejik döneme ulaşmak mümkün olmazdı.15 Ağustos, uluslararası hegemon güçler ile sömürgeci devletlerin, Lozan Antlaşması’nın son safhasında Kürt gerçekliğini tümüyle ortadan kaldırmak ve tarihi sahneden silmek amacıyla devreye soktukları GLADIO destekli 12 Eylül 1980 askeri faşist cuntası ve onun estirdiği teröre karşı bir direnişin simgesidir.

Bu süreçte, Saygon zindanını aratmayacak derecede baskıların yaşandığı Amed Zindanı’nda, PKK’nin öncü kadroları ve sempatizanları şahsında Kürt kimliği ve tarihsel gerçeklik hedef alınmış, Kürt varlığı bütünüyle yok edilmek istenmiştir. Ancak bu baskılara karşı gelişen direniş, bir Kürt dirilişinin ve yeniden doğuşun kıvılcımı olmuştur. Köleleştirilmiş, kendine yabancılaşmış, çürümeye ve bir tarihsel-toplumsal varlık olarak ölüme yüz tutmuş Kürtlüğe karşı, köleliği ilk kurşunla kendisinde öldüren ve yeniden kendi öz değerleriyle buluşarak doğan bir Kürtlüğün inşasıdır 15 Ağustos atılımı. 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu ile zirveye ulaşan Amed zindan direnişi, Kürt varlık mücadelesinin bilincini ve fedai ruhunu oluştururken, 15 Ağustos bunu ete kemiğe büründüren, koru ateşe çeviren kıvılcım niteliğindedir. Aslında bu iki eylem birbirinin devamı, tamamlayanı olup, Kürt varlığını günümüze taşıyan temel harcı oluşturur. 

Kürt varlığını güvenceye almak ve özgür yaşamın inşası

Kuşkusuz, silahlı mücadeleyi sadece askeri bir taktik mücadele biçimi olarak değerlendiremeyiz. Gerilla gücü hiçbir zaman yalnızca askeri bir güç olmamıştır. O, bir özgürlük bilinci, özgür yaşam ve hakikat arayışçılığı, bir yaşam sanatı ve kültürü olarak şekillenmiştir. Kürt bilinci ve ruhunun toplumsal ve özgürlük değerleriyle buluşması en çok gerillada vücut bulmuştur. Gerilla, ideolojik bir güç olarak, sosyalist yaşam değerleri ve insanlık değerlerinin yoğunlaştığı bir çekirdek halini almıştır. Özgürlük, en çok da gerillada anlam kazanmıştır. Zira Kürtler, silahlı mücadeleye yabancı bir halk değildir; daha yakın toplumsal geçmişe kadar kabileler ve kabile federasyonları şeklinde öz savunmaya dayalı olarak silahlı olmuşlardır. Silahlı mücadelenin içeriği, felsefesi ve amacı, Kürt varlığını güvenceye almak ve özgür yaşamın inşasını gerçekleştirmektir. 15 Ağustos atılımı, bu hedef doğrultusunda Kürt isyan ve direniş geleneğinin halkalarını birleştirmiştir. 40 yıllık mücadele geleneğinin ortaya çıkardığı ve inşa ettiği hakikat, Kürtlüğün var olduğudur; Kürtlüğün, en eski tarihsel-toplumsal varlık olarak günümüze taşındığıdır. Kürt isyan ve direniş hafızası ve kimliği, 15 Ağustos atılımında temsilini hakkıyla bulmuş, daha da pekişmiştir. Kürt varlığının nasıl bir bilinç ve forma kavuşacağı, özgür Kürtlüğün nasıl olabileceğine dair sistemsel analizler ve tespitler, şekillenen paradigmanın temelini oluşturmaktadır. Bu geleneğin, özgür yaşama ne kadar taşındığı; özgür Kürt aklını ve özgür yaşam temellerini ne kadar oluşturduğu tartışılmaktadır.

Kürt varlığının ve hakikatinin dili ve eylemi

15 Ağustos atılımı, Kürt varlığının ve hakikatinin dili ve eylemi haline gelmiştir. Soykırım cenderesinden geçerek, asimilasyona uğramış, toplumsal yapılarıyla giderek çözülmeye başlayan ve kültürel-toplumsal öz değerleri adına çok fazla bir şey bırakılmayan bir Kürtlüğü yeniden diriltmiş, yeniden doğuşunu sağlamıştır. Bu bağlamda, silahlı mücadele dönemini sadece askeri bir mücadele dönemi olarak değerlendiremeyiz. Bu mücadele, meşruiyet çerçevesinde de tek başına ele alınamaz. Öz savunma olgusuna da çok daha kapsamlı toplumsal-kültürel anlam ve içerik kazandıran bir mücadele olmuştur. 1990-1992 yıllarına gelindiğinde, 15 Ağustos atılımı kendisiyle birlikte Kürt halk serhildanlarını yaratmıştır. Kürt halkı, 7’den 70’e sokaklara dökülmüş; Kürt kimliğini haykırmış, sayısız bedel ödemiştir. Her türlü imha, inkâr ve özel savaş uygulamalarına, köy yakmalarına, göçertmelere, kaçırılmalara, tutsaklıklara, infazlara ve katliamlara rağmen bir serhildan geleneği yaratılmıştır. Binlerce yıllık Kürt direniş geleneği, Newroz’un her zaman serhildan ve direniş ruhuyla karşılanıp kutlanmıştır. 

Kürtler, demokratik ve barışcıl çözüm yolları bulma gücüne sahip

Bu süreç, Kürt halkının köklü bir örgütlenme bilinci edinmesine de yardımcı olmuştur. Legal, imkanlar olmadığında illegal bir şekilde örgütlenmek, örgütlü hareket etmek, yerel olduğu kadar ulusal konularda örgütlenmek, dayanışma ve kollama bilincini geliştirmek, bu halkın en önemli kazanımlarından biri olmuştur. Bugün, Kürtler, mevcut durumda en örgütlü toplumlardan biridir. Meclisler, komünler, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, mesleki örgütlenmeler, siyasi-toplumsal kurumlaşmalar ve işleyiş mekanizmaları açısından oldukça bilinçli ve politikleşmiş bir toplumdur. Her türlü politik-askeri gelişme karşısında hızla analiz edebilen, kendi çıkarlarını, işlerini ve görevlerini tespit edebilen, buna göre harekete geçebilen bir topluluktur. Belki de Ortadoğu’nun en hareketli ve diri toplumlarından biridir Kürtler. Özgürlük değerleri açısından diğer önemli bir husus, farklılıklarla baş edebilme, farklılıklarla bir arada yaşayabilme ve demokratik ve barışcıl çözüm yollarını bulma gücüdür. Bu konuda da son 40 yılda Kürtler büyük bir gelişme kaydetmiştir. Kuşkusuz, dar ilkel-milliyetçi, aşiretçi-kabileci ya da aileci yaklaşımlar belli düzeylerde yaşanabilmekte, muhafazakâr ve tutucu yaklaşımlar ortaya çıkabilmektedir.  Kaldı ki, bu yaklaşımlar özellikle sömürgeciliğin kazandırdığı ve dar milliyetçi ve aşiretçi çıkar çevrelerince bir karşı devrim çizgisi halinde ayakta tutulmaya ve özel geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda da demokratik-özgürlükçü yaklaşım ve çizgi ile  parçalayıcı, dar ilkel milliyetçi ve aşiretçi, aileci çizgi arasında bir mücadele geleneği ve diyalektiği gelişmiştir. Bu konuda bir iç mücadele yaklaşımı ve tutumu Kürt toplumunda da şekillenmiştir. Bunun demokratik ölçü-çerçevelere ve zeminlere daha fazla kavuşturulması gerekebilir, fakat bu gelişimin zemini atılmış ve önemli bir gelişme de göstermektedir.

Dünyada tarihin en kapsamlı ve özgürlükçü kadın ordulaşması

15 Ağustos Atılımının kazandırdığı en temel özgürlük çıkışı kadın özgürlüğüne açtığı zemin ve yoldur. Dünyada tarihin en kapsamlı ve özgürlükçü kadın ordulaşmasının temelleri 15 Ağustos atılımı ile atılmıştır. Kadının silahlı mücadelede yeralışı ve giderek özgün kadın ordulaşmasına gitmesi genel olarak silahlı mücadelede özgür ve eşitlik temelinde yaşam ölçülerinin geliştirilmesinde, kadının derin kölelik bağlarından koparak, özgür irade ve özgür düşünce, örgütlülüğün geliştirilmesinde  zorlu yaşam ve mücadele deneyiminde gelişmesinde ve pekişmesinde oldukça merkezi bir rol oynamıştır.
Silahlı mücadele bu anlamda kadın açısından da en yoğunlaşmış özgürlük iradesini, özgür düşünce ve ifade  gücünü ve erkek egemenlikli zihniyet ve yapılanma ile en zorlu mücadele zeminini ortaya çıkarmıştır. 15 Ağustos atılımının ortaya çıkardığı özgürlük zemininde Kadın ordulaşması, kadın komutanlaşması, kadın özgürlük ilkeleri ve bunun pratikleştirilmesi çığır açıcı olmuştur. Günümüzde Kürt Kadın Özgürlük Hareketi ile ortaya çıkan kadın özgürlük düzeyi, onun örgütsel formasyonu, toplumun özgürlük değerlerine ve ölçülerine yansımaları küçümsenmeyecek düzeyde ve bütün dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Kadının gerilla ve silahlı mücadelenin gelişmesinde, toplumsal örgütlenme, mücadele ve gelişimdeki öncülük düzeyinin bu kadar ileri düzeye ulaşmasında 15 Ağustos atılımındaki özgürlük ruhu ve kadın köleliğinin aşılmasındaki amansız mücadele zeminini yaratma gerçekliği çok tarihsel ve yeni çağın paradigmasının oluşumunda merkezi bir rol oynamaktadır. Kadının toplumsal-siyasi mücadeledeki yeri, birikimi ve yol açtığı özgürlüksel düzey kesinlikle gerilla mücadele deneyiminin ortaya çıkardığı kadın özgürlük iradesi ve ölçülerine dayanmaktadır. Kürt kadını kendisini o zeminde var etmiştir; başka da olamazdı. Ancak böylesine yoğunlaşmış, zorlu bir mücadele içerisinde bütün zayıflıklarını, kölelik bağlarını görebilir, kırabilir ve aşabilirdi. Günümüze gelindiğinde 40 yıllık mücadelenin ortaya çıkardığı ve toplumsal zeminde yarattığı çok köklü kadın özgürlük değerleri, ahlak, davranış ve yaklaşım ölçülerini, kadın örgütlenmelerini, kadın bilinci, eşitlik ve özgürlük ölçülerini açığa çıkarmıştır. Aynı zamanda egemenlikli erkek zihniyeti ve yapılanmasını parçalamış, özgür erkeğin ve özgür kadının yaratılmasına zemin oluşturmuştur.

Özgür toplum ve özgür bireyin yaratılması

Silahlı mücadelenin en önemli kazanımlarından birisi de özgür bireyin yaratılmasında oynadığı roldür. 15 Ağustos atılımı birey özgürlüğünün toplumsal özgürlükle bağlarını kurmuş, toplumu özgür olmayanın bireyselliğinin olamayacağı gerçeğini bütün çarpıcılığı ile açığa çıkarmıştır. Gerilla mücadelesi ancak kollektif ve komünal yaşam zemininde gelişebilir. Kendi toplumsallığını yaratamayan bir gerilla mücadelesi olamaz, asla gelişemez. Her an, kendini ortak toplumsal ve ideolojik değerlerde terbiye etmeyen, bu değerlerin yaşam ölçülerini geliştirmeyen ve bu ahlakı kendi içinde oluşturmayan bir gerilla olamaz. Gerillalaşmak, esasta kendini toplumsal özgürlük değerlerinde var etmenin mücadelesini, bilincini ve ruhunu yaratmaktır. Dolayısıyla, toplumsal özgürlüğün en önünde olmak ve kendini buna adamak, gerektiğinde ölümü de özgür yaşamı yaratmak uğruna göğüslemektir. Bunun insan varoluşunda ve kendini yaratmasında ortaya çıkardığı değerler ve bilinç, özgür birey yaratımının en temel zeminini oluşturur. Bu noktada, Agit (Mahsum Korkmaz) yoldaşın Kürt halkındaki karşılığı, gerçek sevgi, halklaşma ve zincirleme gerillanın büyütülmesidir. Agitleşmek, Kürt halkında tarifi zor bir gurur, hayat bulma ve cesaret kazanmanın kaynağıdır. Agit yoldaş şahsında her Kürt biraz büyümüş, kendini sevmiş ve varlığını öz değer, onur ve gururla taşımıştır.
Bugün, 15 Ağustos atılımının 41. yıldönümünde, Kürt Özgürlük Mücadelesi yeniden bir stratejik evreye geçişin eşiğindedir. Silahlı mücadele devrini sona erdirip, demokratik siyaset ve hukuk zemininde mücadeleyi yükseltme stratejisine geçmek görevi ile karşı karşıyayız. Bir araç ve yöntem olarak silahlı mücadeleyi terk ediyoruz. Bu, Kürt Özgürlük Mücadele tarihinin belki de en stratejik dönüm noktasıdır. Silahlı mücadelenin ortaya çıkardığı Kürt varlığını ve kazanımlarını nereye taşıyacağız? Silahlı mücadele ile karşılanamayacak olan bir Kürt açılımı, varlığı ve oluşumu söz konusudur. Bu oluşumun, toplumsal bir sistem halinde inşa edilmesi ve serpilip kimlik kazanması gerekmektedir. Bunun zemini ancak demokratik siyasetle mümkün olabilir. Bu anlamda, silahlı mücadele özgür Kürt toplumunun inşasında ve toplumsallaşmasında oynayabileceği kadar rol oynamıştır. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum inşası demokratik siyaseti ve hukuk zeminini şart kılar.