Yaprağın bile kıpırdamadığı bir zamandan ‘Jin Jiyan Azadî’ye

- Viyan Lolan
805 views
PKK ilk çıkış yaptığı süreçte, özellikle Kürtlük adına Türkçe yazılı bir tarih bulmak oldukça zor ve sıkıntılıydı. Tüm her şey Türklükten doğmuştu, Kürtlerde Türklerin dağdaki “kart-kurt” versiyonuydu. Dili yasaklı, varlığı kuyrukluydu. Egemenler, toplumların hafızasına komünizmi büyük bir günah ve suç olarak kaydetmeye özen gösterirken, Kürtlük için çıkış yapmak kötünün kötüsü, beterin beteriydi.

Kürtlük, kuru ağaç misali yeşermekten umudunu kesmişti. Kadınların durumu ise çok farklı değildi. Birkaç torba buğday ve birkaç kuruş karşılığında değiştirilen aile mülküydü. Bir ruhunun olup olmadığının önemi ve anlamı yokken, kendisi için bir yaşam hayal etmesi ise çok uzak bir gerçeklikti. Nihayetinde, en iyi kadın; aileye çok sayıda erkek evlat veren, eli iş gören, dili olmayan kadındı. Üveyş ananın çaresiz, isyancı karakteri bu duruma olan öfkeyi ifade eder. Onun içindir ki Rêber Apo, Üveyş Ana’ya “son Tanrıça artığı” der. Hafife almamak lazım; “Tanrıça artığı’ Üveyş Ana, kendisinin de farkında olmadığı ama tüm ruhunda taşıdığı, boyun eğmeyen, kimseye sığınmayan ve kendi ayakları üzerinde duran bir geleneği devrediyordu Rêber Apo’ya. Rêber Apo’nun PKK’de inşa ettiği toplumsallık bu gelenekten doğar. Kendisi olmaktan çıkan bir toplumu, kendi kimliğiyle yaşar hâle getirebilmek için en çokta varlığının anlam yitimine uğratıldığı kadınla anlamlı bir toplumsallık geliştirmeyi esas alır.

‘Sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır’

Bu anlamda, PKK her ne kadar reel sosyalizmden etkilenerek bağımsızlık ve özgürlük için çıkış yapmış bir parti olsa da, bununla sınırlı kalmayıp sürekli kendini yenileyerek yeni yaşamın inşa gücü olmuştur. PKK çıkış yaptığında, tüm dünyada sömürge direnişlerinin ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin etkisi görülüyordu. Rêber Apo da dünyanın en büyük statüsüz halkının bir evladı olarak, kendi varlık mücadelesini yürütürken bu değerlerden etkilenerek çıkış yaptı. Fakat her süreçte kendi farkını koruyarak gelişimini sürdürdü. Tarihten öğrendiklerini taklit etmeyip, çözümleme yöntemiyle var olan gerçekliğe uyarlaması, PKK’yi diğer hareketlerden farklı bir hareket olarak şekillendirdi.
Tüm dünyadaki önemli etkisine rağmen reel sosyalizmin çöküşü, yaşaması tüm reel sosyalist hareketleri ciddi anlamda etkiledi. Eşit ve özgür yaşam arayışı olanlarda, sistemin değiştirilebileceğine dair hayal kırıklığı yarattı. En olumsuz etkilerinden biri bu oldu. Fakat PKK, reel sosyalizmin eşitlik ve özgürlük umuduna sahip çıkarken, çöküşün nedenlerini tespit edip yanlışlıklarını eleştirerek, iktidar hastalığını çözümleme yöntemi ve gücüyle aşmaya çalıştı. Bu temelde, “sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır” vurgusuyla kendini sosyalist bir hareket olarak yenileyip bu çöküşün etkilerinden korumayı başardı.

Öncelikli olan kadın özgürlüğüdür

PKK’nin kendini yenileme gücü, en temel özelliklerinden biridir. Diğer tüm hareketlerden en büyük farkı ve ayakta kalma nedeni ise kadın sorununa yaklaşımıdır. Elbette kadın sorunu, PKK’nin keşfettiği bir sorun değildir. PKK öncesinde de hem reel sosyalist hareketlerde hem de feminist çıkışlarda kadın sorununa çözüm arayışı gelişmiştir. Eşit haklar için mücadeleler verilmiş ve bedeller yaşanmıştır ve PKK, tüm bu direnişleri daha da büyütme ve güçlendirme çabasında olmuştur. Fakat PKK’nin kadın sorununa yaklaşımı, tüm bu çıkışlardan farklılaşarak bir ilk olma özelliğini taşır. Sömürge ve ulusal kurtuluş savaşlarında olduğu gibi “önce ulusun kurtuluşu, sonra kadın sorunu” demez. Bazı feminist hareketlerdeki gibi sadece eşit haklar üzerinden de kadın özgürlük mücadelesini geliştirmez. Dünyanın her yerinde toplum kırımı gerçekleştirmek için faşizmin ana sloganı olan “önce kadınları vurun”a karşı, “önce kadınları özgürleştirmek gerekir” anlayışını Rêber Apo tüm çözümlemelerinin temeli yapar. Kadının durumu, toplumun durumunu ifade eder. Köle kadınla özgür ve iradeli toplum gelişemez, yaşayamaz. Bir ulusun köklü kurtuluşu, o ulusun kadınlarının özgürlüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Kadınların köleliği devam ettikçe, özgürlük gerçekleşmesi imkânsız bir hayal gibidir.

İlk kadın örgütlüğü ve Sara (Sakine Cansız)

Bu temelde, PKK’nin çıkış sürecinde ilk kadın örgütlüğü, Sara (Sakine Cansız) arkadaşın yoğun emeğiyle gelişir. Oluşturulan kadın grupları, ilk defa resmi olarak 1986 yılında YJWK adıyla Avrupa’da gelişmeye başlar ve atılan ilk örgütlenme adımları, her geçen gün daha da büyüyerek sesini tüm dünya kadınlarına ulaştırmayı başarır.
Kadınlar, dünyanın her yerinde mücadelenin her türlüsünde yerlerini almışlardır. Kucaklarında çocuklarıyla sokaklarda seslerini yükseltmiş, zindanlarda direnmiş, silahlı mücadeleye aktif katılmışlardır. Hiçbir zaman mücadelenin gerisinde olmayan kadınlar, buna rağmen toplum içerisinde hak ettikleri değeri ve saygıyı görmemişlerdir. Bu durum, PKK içerisinde çok kez çözümlenen bir gerçeklik olmuştur. Kadının iradeli ve direngen duruşunu erkeğe benzetmek büyük bir haksızlıktır. Kadın kendine has duruşuyla ve cevheriyle, erkeğe benzeşmeden kendini ve toplumunu savunabileceği bilinciyle, toplum içerisinde hak ettiği değeri ve saygıyı yaratabilecek güçtedir. Bu anlamda, PKK’de kadınların gerilla içerisinde yer alması önemliyken, kendine ait bir ordulaşmayı geliştirmesi; savunmasını, korunmasını ve eylemini kadının zekası ve esnekliği ile geliştirmesi tüm dünyada dikkat çeken bir özellik olmuştur. Sürekli birilerine muhtaçmış gibi gösterilen kadın, kimseye muhtaç olmadığı gibi, kendisiyle birlikte bir orduyu da yürütebileceğini, savaştırabileceğini ve geliştirebileceğini göstermiştir. Bu anlamda, PKK’nin sadece Kürdistan tarihi için değil, dünya kadınlar tarihi içinde en büyük katkısı, kadınların ordulaşma gücünü açığa çıkarması olmuştur. Böylesi bir gerçekliğe zemin hazırlamasının, önünü açmasının ve fırsat vermesinin nedeni; güçlenen kadınla güçlenen toplum gerçekliğini, sosyalist ideolojisinin temeli yapmasıyla bağlantılıdır.

‘Erkeği öldürme’ çözümlemesi

PKK’de kadın özgürlüğü kesinlikle erkekle eşit haklara sahip olarak görülmemiştir. Toplumun erkeğe tanıdığı tüm ayrıcalıklar ciddi anlamda eleştiri konusu olurken, bu zihniyet ile şekillenmiş PKK bireyleri de kendilerini bu zihniyetten arındırmak için büyük çaba harcamışlardır. Rêber APO’nun geliştirmiş olduğu çözümlemeler ile erkek kimliğinin sorunlu ve hastalıklı yapısı daha çok anlaşılmıştır. Bu çözümlemeler ışığında kadının bu kimlikle eşitlenmesi bir yana bu kimlikten kendini ve toplumu kurtarması gerekmektedir.  Rêber Apo bu gerçekliği ‘erkeği öldürme’ çözümlemesi ile dile getirmektedir. Var olan erkek kimliği erkeği de yaşatmıyor, yaşamın merkeziymiş gibi gözükse de aslında ne kendisine ne de çevresine yaşam alanı bırakmıyor. Erkeği yaşamın, dilin, siyasetin, bilimin, sporun, eğitimin ve diğer tüm çalışma alanlarının merkezine koyan, kadını ise ‘yaşamın sahibi erkeği’ mutlu etmekle kimliksizleştiren bu cinsiyetçi zihniyetle mücadele ancak ‘kendi olmak’ ile başarıya ulaşılabilir.
Bu bilinçle PKK içerisinde gelişen kadın örgütlülüğü kadın ordulaşmasına gider. Fakat ordulaşmanın da yeterli olmadığı açığa çıktığında, Rêber Apo’nun geliştirmiş olduğu Kadın Kurtuluş İdeolojisi ile partileşmeye gidilir ve PAJK özerk bir örgütlenme olarak gelişir. Partileşmeyle de sınırlı kalmayıp tüm kadın örgütlülüklerini kapsayabilecek KJK örgütlülüğünü geliştirir. Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü yeni paradigmanın sloganı olan Jin, Jiyan Azadî ile tüm dünyada kadınla güzelleşen yaşamın ortak sesi olur.  PKK’nin farklılaşmasının temelinde, umudunu yitiren birçok kişi ve farklı örgütlülüklere moral kaynağı olmasının altında böylesi güçlü bir gerçeklik yatmaktadır.

Kadın kendisi olabilmeyi başardı

Dikkat edilirse PKK ideolojisinin geliştiği yerlerde Kadının rengi, sesi, adı belirgindir. İkinci planda değil öncü olan kadındır. Varlığını kanıtlayan Kürtlük ile adı, rengi ve sesi olan Kadın’ın birbiriyle paralel gelişimini tarihsel sosyolojisinden kopuk ele alamayız. Her ne kadar Kürt kadınları feodalizmin ağır etkilerini yaşamış olsa da devraldıkları özgürlük geleneğini ilk fırsatta yaşamsal kılabileceklerini de göstermişlerdir. PKK bu anlamda kadına kendisi olabilmesi için büyük fırsat ve olanak sunmuştur.
Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü Paradigma yeni yaşamın adı olurken kadınlar sağında, solunda, arkasında değil bu yaşamın tam merkezinde inşa gücü oldular. PKK’nin ilk Kongresinde kadınları temsilen iki kadın yer almışken, son Kongresine gelindiğinde katılım sayısı neredeyse yarı yarıyadır. PKK kendini fesih ederken kendinden doğurduğu çok güçlü bir geleneği yeni paradigmanın öncülerine devretti. ‘İnsan olmakta ısrar sosyalizmde ısrardır’ inancıyla ilk çıkışından devrettiği geleneğe kadar sosyalist ideolojiden hiç sapmadan, sosyalizmin kadınla özgür yaşamaktan geçtiğini belirterek öncülük misyonunu yerine getirdi.
PKK’nin bağrında doğan Kadın Özgürlük mücadelesi geliştikçe PKK’nin yaratmış olduğu tüm değerler zafer kazanmış olacaktır. PKK kendisini fesih ederken sosyalizmin değerlerine değer katarak sosyalist ideolojinin yenilenmesine ve tüm tarihsel değerleriyle buluşmasına neden olacak yeni bir öncülüğü geliştirmiştir. Sosyalizmin kadınla ilişkisini somutlaştırarak, sosyalist olabilmenin ölçüsünü kadınla doğru ve özgür yaşamdan geçtiğini belirtip görev ve sorumluluklarını dönemin öncü gücü kadınlara devretmiştir.

Komünalist yaşamın öncüsü

Bir dönem bu coğrafya savaşın, talanın, açlığın, zulmün ve inkarın adı değildi. Altın Hilal’in bereketli topraklarının beşiklik yaptığı, kadının toplumu büyüttüğü ve yetiştirdiği bir coğrafyaydı. Bu topraklara kan, acı ve göz yaşı karıştı. Anaların ve kızların sessiz feryadı Üveyş Ana’dan Rêber APO’ya ulaştı. Bin yılların umudundan PKK doğdu ve PKK Altın Hilal’in bir dönemler insanlık için oynadığı rolü bir kez daha Kadınlar öncülüğünde canlandırdı. Bir dönemler bereketin sembolü olan bu coğrafyada artık yaprak bile kıpırdamazken PKK çıkış yaptı. Solan ruhlar bu çıkış ile yeşerip, özgürleşmenin yolunun özgürleşen kadından geçtiğini kabul etti. Kadınların sesi duyuldu ve tüm dünya kadınıyla ve erkeğiyle Jin, Jiyan, Azadî duruşmasıyla tüketilen kadının tüketilen yaşam olduğunu gördü. Bu anlamda PKK’yle varlığı kanıtlanan sadece Kürtlük olmamıştır. Kendisine ait olan kadınla komünalist yaşamın kurumsallaşabileceği ve özgürleştirici gücüde kanıtlanmıştır.