Jineolojî, kadın hakikatini açığa çıkarma arayışıdır

Jineolojî’nin 18 yıllık serüveni-1

- Seval Balcı
302 views
2008’de ortaya çıkan Jineolojî perspektifi, bugün kadın tarihi, eğitim, öz savunma, etik-estetik ve toplumsal dönüşüm alanlarında genişleyen bir mücadele ve bilgi üretim hattına dönüştü. Jineolojî Akademisi üyeleri, “Bu serüven hala sürüyor” diyor.

2008 yılında ilk kez dile getirilen Jineolojî kavramı, aradan geçen yıllarda yalnızca teorik bir tartışma alanı olmaktan çıkarak kadın özgürlük mücadelesinin en çok konuşulan başlıklarından biri haline geldi. Kürdistan kadın hareketinin deneyimlerinden beslenen bu yaklaşım; kadın tarihi, toplumsal hafıza, özgür eş yaşam, eğitim, etik-estetik ve demokratik toplum tartışmalarına yeni bir perspektif kazandırdı. Özellikle Rojava’dan Avrupa’ya, Latin Amerika’dan akademik çevrelere kadar genişleyen çalışmalar, Jineolojî’nin yalnızca bir araştırma alanı değil; aynı zamanda yaşamı yeniden kurma iddiası taşıyan kolektif bir arayış olduğunu ortaya koyuyor.
Peki, Jineolojî’nin ortaya çıkış süreci nasıl gelişti? İlk tartışmalar hangi koşullarda başladı, hangi yöntemlerle şekillendi? Kadın devrimi, bilgi üretimi ve toplumsal dönüşüm açısından nasıl bir rol üstlendi? Jineolojî Akademi üyeleriyle, 2008’den bugüne uzanan bu serüveni, yürütülen çalışmaları, tartışmaları ve geleceğe dair hedefleri konuştuk.

2008’den bugüne Jineolojî çalışmaları nasıl bir gelişim süreci izledi? İlk çalışmalar nasıl başladı, nasıl bir yöntemle şekillendi?

Jineolojî kavram ve perspektifiyle ilk kez, Rêber Apo’nun 2008 yılında yayımlanan Özgürlük Sosyolojisi kitabında karşılaştık. Bizim açımızdan Jineolojî’nin serüveni de böyle başladı. Ancak bu serüven kolay ve hızlı gelişmedi. Yaşamsallaşması, gündem haline gelmesi sancılı ve zorlu bir süreçti.
Aslında Jineolojî, onu görmemiz, dokunmamız ve hissetmemiz için sabırla bizi bekleyen bir hakikat gibiydi. 2011 yılına kadar akademilerde Özgürlük Sosyolojisi kapsamında sınırlı ve yetersiz biçimde temas etsek de ona hak ettiği değeri tam anlamıyla veremedik. Oysa Jineolojî, zamanı gelmiş bir düşünceyi ve perspektifi dile getiriyordu. Tarihin derinliklerinden bugüne akıyordu. Sayısız enkazın altında kalan kadın değerlerini taşıyordu.
2011 yılı ile birlikte Jineolojî kavramı daha fazla tartışılmaya, arayışların ve yoğunlaşmaların merkezine girmeye başladı. 2013’e kadar geçen süreçte tartışma grupları, araştırmalar ve fikir alışverişleri gelişti. Henüz bütün kadınların gündemine güçlü biçimde girmiş değildi ama mayalanıyordu, olgunlaşıyordu. Tarihsel bir hafızayı yeniden güncellemenin arayışı içindeydi.
Bu süreçte Jineolojî birçok zihne temas etti. Merak uyandırıyordu, soruları ve arayışları cezbediyordu. Ancak kavramın kapsadığı alanın genişliği aynı zamanda bazı çekinceleri, ürkeklikleri ve kaygıları da beraberinde getiriyordu.
2013-2015 yılları arasında ise daha örgütlü araştırmalar, tartışmalar ve eğitim süreçleri gelişmeye başladı. Jineolojî giderek daha sistematik bir bilgi birikimine dönüşüyordu. Avrupa ve Güney Kürdistan’da konferanslar yapıldı. Bakur ve Rojava’da çeşitli çalışmalar ve tartışmalar yürütüldü.

Bütün bu birikimi ortaklaştırma ihtiyacıyla 2015 yılında 1. Jineolojî Konferansı gerçekleştirildi. Aynı süreçte çalışmaların Jineolojî Akademisi çatısı altında örgütlendirilmesi kararlaştırıldı. Böylece hem Kürdistan kadınlarının tarihsel ve güncel deneyimlerini hem de dünya kadınlarının birikimlerini anlamlandırmada önemli adımlar atıldı.
2015 yılında yayımlanmaya başlayan Jineolojî Dergisi de bu adımlardan biriydi. Sonraki süreçte Rojava’da Jineolojî Araştırma Merkezleri kuruldu; araştırma birimleri, çalışma grupları, atölyeler, kamplar ve yayın komünleri gelişti. Bunların tümü Jineolojî Akademisi’ne yaşam veren önemli damarlar haline geldi.
İlk yöntemlerimiz daha çok Jineolojî’yi anlamaya dönük arayışlar içinde şekillendi. Bu arayış zamanla bize yöntem ve metod kazandırdı. Kadın tarihini Jineolojî’nin gözüyle okumaya, keşfedilmeyenleri sezgisel kadın zekasıyla hissetmeye başladık. Yıllarca kör baktığımız, sağır kaldığımız, lal olduğumuz hakikatleri aşkla fark etmeye yöneldik. Kadın tarihindeki her sembolü, her kavramı, unutulmaya yüz tutmuş şiirleri, kadınların amansız direnişlerinde geliştirdikleri yöntemleri ve yaşamın her alanındaki ilkleri nasıl başardıklarını; başka bir perspektifle ve bütünlüklü bir ilişki içinde yeniden ele almaya başladık. Günümüze uzanan etkilerini gördük; tarihin bugünün içinden bize nasıl seslendiğini fark ettik.
Tüm bunlar Jineolojî’nin heyecanını büyüttü. Arayış derinleşti; derinleşme ise bilimsel ve kuramsal bilgi üretme ihtiyacını geliştirdi. Bugün hâlâ; bilginin ahlak, vicdan ve toplumsallıkla bağını koruyan, kolektif üretimi esas alan Jineolojîk yöntemi geliştirme arayışımız devam ediyor. Ve bu serüven hala sürüyor…

 

Jineolojî, gündeme geldiği günden bu yana hangi temel çalışma alanlarına yoğunlaştı? Bu çalışmaların temel hedefi neydi? Bugün gelinen aşamada bu hedeflerin ne kadarına ulaşıldığını düşünüyorsunuz?

Jineolojî’nin tüm yaşamsal sorunlarımıza, yaralarımıza, çıkmazlarımıza ve kaoslarımıza dokunabilecek kadar zengin, derin ve çok katmanlı bir hakikati var. Bu nedenle etkilediği ve yoğunlaştığı alanlar da oldukça geniş bir yelpazeye yayılıyor. Kadın arkeolojisi, kadın tarihi, kadın psikolojisi ve kadın ontolojisi başta olmak üzere birçok konuda önemli yoğunlaşmalar ve birikimler geliştirildi.
Rêber Apo, Özgürlük Sosyolojisi perspektifinde Jineolojî’nin temel alanlarını ortaya koymuştu. Biz de bunları Jineolojî’ye Giriş kitabında sekiz alan olarak ifade ettik. Ancak zamanla bu alanlar daha da genişledi. Çünkü Jineolojî yaşamın bilimi olarak yaşamın tüm alanlarına temas ediyor. Bu nedenle de farklı alanlarda yoğunlaşma, çözümleme ve araştırma süreçleri gelişti.
Başından itibaren en fazla yoğunlaşılan ve en çok etki yaratan alanlardan biri eğitim oldu. Jineolojî Akademisi’nin Jineolojî’yi geliştirmek ve toplumsallaştırmak için yürüttüğü çalışmalar, aynı zamanda Jineolojî’nin yolculuğunu da ifade ediyor. Bu kapsamda hem akademik eğitimlerde hem kadınların, gençlerin ve çocukların eğitim süreçlerinde hem de üniversite alanında önemli çalışmalar yürütüldü. Özellikle Rojava Üniversitesi’nde açılan Jineolojî Bölümü, üniversite çalışmalarıyla güçlü bir etkileşim yarattı.
Bu süreçte Jineolojî, özellikle kadın tarihini araştırma ve inceleme yöntemlerinde derinleşti. Aynı zamanda çok geniş bir coğrafyaya açılım yaptı. Avrupa’da düzenlenen Jineolojî kamplarında, Latin Amerika, Afrika ve Asya’daki buluşmalarda dünya kadınlarının bilgi üretme, deneyimleme ve yaşamı örgütleme biçimleriyle buluştu. Kadınların mücadele, direniş ve öz savunma deneyimleri analiz edildi; evrensel olanla yerel olan arasındaki bağ güçlendirilmeye çalışıldı.
Bu anlamda Jineolojî, birçok kadında kendi olmanın, yani xwebûn’un farkındalığını geliştirmede önemli bir rol oynadı. Kadınların varoluşunu ve doğasını anlamlandırmayı hedefledi; aynı zamanda erkeklerin dönüşümünü de tartışma alanına dahil etti.
Atölyeler ve Jineolojî Dergisi aracılığıyla özellikle Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da; Jineolojî kamplarıyla Avrupa ve Latin Amerika’da; Akademi, Fakülte ve Jinwar deneyimleriyle ise Rojava’da önemli bir birikim ortaya çıktı. Genç kadın örgütleriyle ortak eğitimler, etkinlikler ve çalışmalar gerçekleştirildi.
Kadın konfederalizmini örmenin önemli ayaklarından olan öz savunma, eğitim, sağlık, ilişki-ittifak alanları ve ekoloji örgütlenmeleriyle ortak tartışmalar yürütüldü. Bu alanlarda Jineolojî perspektifinin geliştirilmesine dönük önemli deneyimler oluştu. Sağlık alanında Jinwar’daki Şifa Jin deneyimi öne çıktı; bunun yanında çeşitli atölyeler ve çalışma devreleri gerçekleştirildi.
Özgür eş yaşam, duyguların politikleştirilmesi, erkeğin değişim ve dönüşümü gibi konularda da önemli tartışmalar ve araştırmalar geliştirildi. Ancak kadın kırımının geldiği boyut düşünüldüğünde, ortaya çıkan bu birikimlerin somut çözümler üretme konusunda daha etkili hale gelmesi gerektiğini de görüyoruz.
Bugün için “Jineolojî tüm kadınların bilimi haline geldi” demek henüz çok erken olur.
Toplumun farklı kesimlerine ulaşma, halklaşma ve en yaşamsal sorunlara pratik çözüm aklı geliştirme konusunda hala yetersizliklerimiz var.
Öte yandan Jineolojî sürekli gelişen bir bilim. Bu nedenle kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle kendisini yenileyen bir yapıya sahip. Örneğin eğitim sosyolojisi alanında tarihçe, analiz ve tespitlere dair tamamlanan çalışmalar olduğu gibi, halen süren çalışmalar da bulunuyor. Güncel bilimsel buluşlar ve yeni verilerle birlikte kendisini sürekli güncelliyor.
Ancak özellikle ekonomi, kültür, sosyal alan, politika, pedagoji, çocuk çalışmaları ve özgür eş yaşam konularında daha derinlikli araştırmalara ve yoğunlaşmalara ihtiyaç duyuluyor.

Rêber Apo, ‘Yarım kalan kadın projem Jineolojî ile yol aldı’ diyor. Kadın devriminin gelişiminde Jineolojî nasıl bir rol üstlendi? Bugüne kadar hangi alanlarda yeni tartışmalar ve çalışmalar geliştirdi? Bilgiyi açığa çıkarma ve yaşamlaştırmada nasıl bir yöntem izledi?

Jineolojî’nin temel tanımlarından biri, “kadın devriminin bilimi” olmasıdır. Şimdiye kadarki tartışmalarımızda bilim-devrim ve ideoloji-sosyoloji ilişkisi önemli bir yerde durdu. Çünkü kadın devrimi; uzun soluklu, çok yönlü ve kapsamlı bir mücadeleyi gerektiriyor.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin deneyimlerinden ve dünya kadın mücadelelerinden yola çıktığımızda, kadın devriminin yalnızca politik ve örgütsel çabalarla değil; aynı zamanda bilimsel ve felsefi bir yoğunlaşmayla gelişebileceğini görebiliyoruz. Bu nedenle devrimin hedeflerini, görevlerini, ilişki ve ittifaklarını, hatta mekanlarını belirlerken tarihsel sosyoloji perspektifiyle bilimsel bir yaklaşım geliştirmek gerekiyor.
Tam da burada Jineolojî’nin rolü ortaya çıkıyor. Çünkü Jineolojî, diğer bilimsel disiplinlerden farklı olarak devrimin dışarıdan bakan bir alanı değil, aktif bir bileşeni olmayı hedefliyor. Sezgili, duygulu ve hisli kadın zekasıyla gelişmeye çalışan bir kadın bilimi olarak; kadınların yaşadığı sorunları sosyolojik olarak analiz etmede, çözüm yolları geliştirmede ve kadın devriminin yönünü açığa çıkarmada yol gösterici bir role sahip.
Aynı zamanda her kadının kendi varoluşunun farkına varması ve kadın devrimindeki rolünü anlaması açısından da önemli bir yerde duruyor. Çünkü kadın devriminin gelişiminde tarihsel bilinç ve tarihsel hafıza temel bir öneme sahip. Jineolojî de bu hafızayı görünür kılma, yeniden oluşturma ve kadın devriminin güç kaynaklarından biri haline getirme konusunda önemli bir rol oynuyor.
Bugüne kadar dokunduğu her alanda bir sinerji ya da bizim deyimimizle bir “jinerji” yaratmayı başardı. “Jineolojî ile alınan yol”u biraz da böyle anlamlandırıyoruz. Ancak asıl önemli olan, bunun örgütlenme ve politika gücüne dönüşebilmesidir. Bu da yalnızca Jineolojî çalışmalarının değil, tüm kadın hareketlerinin ve kurumlarının ortak, kolektif aklıyla başarılabilecek bir mücadeledir.
Şimdiye kadar daha çok, neye nasıl bakmamız gerektiğine dair bir bakış açısı geliştirmeye yoğunlaştık. Egemen zihniyet kalıplarından arınarak toplumsal gerçekliği anlamanın ve dönüştürmenin yöntem zenginliğini oluşturmaya çalıştık.
Kadın tarihimizin ve kadın bilgisinin saklı olduğu mekanları, çîrokları, şarkıları, gelenekleri ve sembolleri; kadın devriminin güncel değerleriyle buluşturarak ele aldığımız çalışmaların önemli ve ön açıcı olduğunu düşünüyoruz.
Jineolojî, bilgiye ulaşmada ve bilgiyi yaşamlaştırmada kadınların ve toplumların yaşam deneyimlerini temel kaynak olarak ele alır. Toplumsal aklı, toplumsal doğayı ve toplumsallığın deneyimlerini analiz ederek öğrenmeyi esas alan bir yönteme sahiptir. Aynı zamanda geçmişteki bilgi üretme ve yaşamsallaştırma yöntemlerini de inceler.
Bu anlamda halkların ve kadınların bilgiyi edinme, üretme, geliştirme ve toplumsallaştırma yöntemlerini araştırır; anlamaya ve güncellemeye çalışır. Çünkü geçmişte kalmış olanı doğrudan “geri” olarak değerlendirme yaklaşımını benimsemez.
Öte yandan toplumun tüm kesimlerinin bilgi edinme, bilgiyi kullanma ve yaşamla buluşturma biçimlerini; bunun politika ve toplumsal yaşamla bağını anlamaya çalışır. Feminist hareketlerin, Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin, halk mücadelelerinin ve farklı toplumsal direniş deneyimlerinin biriktirdiği bilgiyi inceleyerek daha bütünlüklü bir perspektif geliştirmeyi önemser.
Elbette bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmalarda tüm bu yöntemleri her zaman tam anlamıyla başarılı kıldığımızı söyleyemeyiz. Ancak ciddi bir deneyim, birikim ve özgüven oluştu. Sonuç alıcı yöntemlerimiz olduğu kadar, yaşamın sorunlarına tam cevap olamayan yöntemlerimiz de oldu. Ama her iki deneyim de öğretici oldu.
Toplumsallığı ve kadın ontolojisini kavrayış düzeyimizin, yöntemin sonuç alıcılığında belirleyici olduğunu gördük. Bundan sonra da daha yaratıcı, daha toplumsal ve daha kolektif yöntemlerle yürümeyi hedefliyoruz.

 

Rêber Apo, ‘Bir kadın kurtuluş ideolojisi olarak Jineolojî; akademik dünyada ve dünya ilerici basınında yoğun olarak tartışıldı, katkılarla zenginleştirildi’ diyor. Jineolojî’nin kadın kurtuluş ideolojisiyle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Jineolojî’yi ideolojik bir mücadele zemini olarak da ele almak mümkün mü?

Kadın kurtuluş ideolojisi ile Jineolojî arasındaki ilişkiyi tarihsel bir bağ içinde değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Jineolojî, zaten Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni esas alan bir mücadele ve deneyim mirası temelinde gelişti. İster ideoloji diyelim, ister bilim ya da kuram; temel amaç kadınların özgürleşmesidir.
Aslında hiçbir bilim ideolojisiz değildir. Tarihsel olarak baktığımızda da günümüzü ele aldığımızda da bunu açıkça görebiliriz. Her bilim, bir düşünce sistemine, bir toplumsal bakış açısına dayanır; ondan beslenir ya da onu besler.
Bu anlamda toplumun en fazla ezilen ve sömürülen kesimlerinden biri olan kadınların bilimsiz kalması düşünülemez. Aynı şekilde bu bilimin ideolojiden bağımsız olması da mümkün değildir. Çünkü ideoloji; bir toplumsal kesimin varoluşsal çıkarlarını esas alan bilinç, düşünce ve bilme biçimidir. Kadın Kurtuluş İdeolojisi de kadınların özgürlüğünü ve çıkarlarını esas alan bir düşünce gücünü ifade eder.
Dolayısıyla kadın özgürlüğünü hedefleyen bir bilimin ideolojisiz olması düşünülemez. Ancak burada önemli bir ayrım var: Jineolojî doğrudan bir ideoloji değildir; fakat ideolojisiz de değildir. Jineolojî; kadınların özgürlüğünü, bağımsızlığını, yaşamını ve hakikatini esas alan bir bilimdir.
Tarafsız olduğunu iddia etmez; ama gerçekliği ve hakikati açığa çıkarmayı hedefler. Zaten hakikatin peşinden gitmek başlı başına bir taraf olmaktır. Jineolojî kadınların, toplumun, doğanın ve tüm ezilenlerin tarafındadır.
Bu nedenle kadın kurtuluşunu hedefleyen bir bilim olarak elbette ideolojik bir yön taşır. “Bilim tarafsızdır” yaklaşımının ise büyük ölçüde bir aldatmaca olduğunu düşünüyoruz. Bilim tarihine baktığımızda, bilimin pek çok kez ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, milliyetçiliğe ve egemenlik sistemlerine hizmet edecek şekilde kullanıldığını görebiliriz.
Jineolojî ise 21. yüzyılın kadın devrimi yüzyılı olduğu perspektifiyle hareket ediyor. Kadınların toplumun özgürleşme ve demokratikleşme mücadelesinde öncü bir özne haline gelebilmesi için bilgi üretimini bilinçli ve örgütlü geliştirmeyi esas alıyor. Aynı zamanda bunun önündeki engelleri analiz etmeyi, aşmanın yöntemlerini geliştirmeyi ve çok yönlü çözümler üretmeyi hedefliyor.

 

Akademik dünyanın Jineolojîye katkıları nelerdir? Bunları nasıl tanımlayabiliriz?

Akademik dünyanın Jineolojî’yi besleyip güçlendiren yönleri oldukça fazladır. Tarih, sosyoloji, arkeoloji, antropoloji, felsefe ve diğer sosyal bilim alanlarında üretilen çalışmalar, henüz oluşum sürecinde olan Jineolojî’nin gelişimine önemli katkılar sunmuştur.
Sosyal ve doğa bilimlerindeki birikimler, eğer toplum yararına ve insanlığın özgürlükçü gelişimine hizmet ediyorsa, Jineolojî açısından temel bir kaynak niteliği taşır. Jineolojî de zaten toplumun özgürleşmesi ve demokratikleşmesi için üretilmiş tüm düşünsel emeklerden beslenmeyi esas alır.
Bu nedenle Jineolojî’nin ortaya çıktığı günden bu yana akademi çevreleriyle bir tartışma ve etkileşim içinde olduğunu söyleyebiliriz. Akademinin sürekli araştıran, yeni bilgi üreten ve kuram geliştiren yapısı, Jineolojî’nin gelişimine de olumlu yansımıştır.
Özellikle kadın akademisyenlerin fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji, pedagoji gibi alanlarda geliştirdiği çalışmaların kadın bakış açısıyla yeniden yorumlanması; Jineolojî açısından yeni ufuklar açmıştır. Aynı şekilde feminist, sosyalist, anarşist ve demokrat akademisyenlerin eleştirel düşünce gücünü toplumsal duyarlılıkla birleştirmesi de Jineolojî’nin yöntemsel olarak güçlenmesine katkı sunmuştur.
Bu anlamda Jineolojî, insanlığın ürettiği tüm bilgi ve birikimlerden yararlanmayı esas alır. Her şeyi kendisi ile başlatmaz, kendisini “sıfırdan başlayan” olarak görmez; aksine geçmişte üretilmiş bilgiyi yeniden okuyarak ve eleştirel bir süzgeçten geçirerek ilerler. Bu nedenle dışarıdan gelen eleştirilere ve katkılara da açık bir yaklaşımı vardır.
Ancak akademi dünyasıyla ilişki sadece pozitif bir etkileşim üzerinden ilerlemiyor; aynı zamanda gerilimli bir yönü de var. Çünkü Jineolojî, bilimciliği eleştirdiği gibi, bu anlayışın merkezleri haline gelen akademi ve üniversite yapılarındaki bilgi tekelleşmesine de karşı duruyor.
Jineolojînin ilk çalışma dönemlerinde, zaman zaman Jineolojî’nin “bilim olup olmadığına” dair eleştiriler ya da bunu reddetmeye dönük yazı ve söylemlerle karşılaşıyorduk. Bu yaklaşımın arkasında çoğu zaman, bilimi tanımlama yetkisinin kendi tekelinden çıkmasına yönelik bir rahatsızlık olduğunu da görebiliyoruz.
Bizim açımızdan ise bilim, belirli bir elit grubun değil toplumun ortak üretim alanıdır. Dolayısıyla bilimin kimler tarafından yapılabileceğini, nasıl yapılması gerektiğini dikte eden anlayışlara karşı net bir duruşumuz var. Bu da akademik çevrelerle kurduğumuz ilişkinin hem üretken hem de zaman zaman gerilimli olmasını kaçınılmaz kılıyor.
Jineolojî’nin etik-estetik, politik toplum ve demokratik toplum kurumlaşma süreçlerindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Mevcut düşünsel ve pratik düzeyi yeterli görüyor musunuz? Bundan sonra nasıl bir yol izlenmeli?
Jineolojî bir bilimdir; bir örgüt değildir. Bilimler, ideolojiler ve kuramlar aydınlatıcı, zihin açıcı ve düşünsel güçlendirici bir rol oynayabilir. Aynı zamanda yöntemlere, araçlara ve işleyişe dair perspektifler yani görüşler ve tezler geliştirebilir.
Bu anlamda Jineolojî de politik ve demokratik toplumun dayanacağı felsefi zemini geliştirmeye katkı sunar. Cinsiyet felsefesi üzerine düşünür, kadınların kendi yaşamlarını “xwebûn” olarak örme bilincini güçlendirmeye çalışır. Toplumun tüm kesimlerini eğitme, bilinçlendirme ve zihniyet dönüşümüne katkı sunma yönüyle önemli bir rol oynar.
Jineolojî eğitimlerinde, yazılı çalışmalar ve araştırmalarında yapılmaya çalışılan şey de budur. Özgür eş yaşam felsefesini ve “jin, jiyan, azadî” düşüncesini yaşamın içine taşıyan, günlük ilişkilerde ve pratikte karşılık bulmasını hedefleyen kolektif bir bilinç oluşturulmaya çalışılıyor.
Bu açıdan bakıldığında, ulaşılan hiçbir düzeyin kurumlaşma ya da pratik anlamında yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak bu durum yalnızca Jineolojî’nin tek başına üstlenebileceği bir görev de değildir; daha geniş toplumsal bir dönüşüm sürecidir.
Etik-estetik alan ise Jineolojî’nin temel çalışma alanlarından biridir ve bu alanda önemli araştırmalar, atölyeler ve eğitimler yürütülmüştür. Özellikle günümüzde hem etik hem de estetik alanda ciddi bir yozlaşma yaşandığını söylemek mümkün. Bu durum tüm toplumlar için geçerlidir.
Bugün, etik ve estetikten kopmuş varoluş biçimlerini üreten bir hegemonik erkeklik sistemi içinde yaşıyoruz. Bu nedenle toplumsal tarihin etik-estetik hafızasını, birikimlerini ve değerlerini yeniden görünür kılmak büyük önem taşıyor.
Bu değerler dinler ve inançlar alanında, ekonomide, kültür ve sanat alanında birikmiş olabilir. Önemli olan bunları fark etmek, güncellemek ve günümüz toplumsal sorunlarının çözümünde yeniden değerlendirebilmektir. İnsanlığın ve kadınların yarattığı çok güçlü bir birikim var. Jineolojî’nin görevlerinden biri de bu birikimi bozmadan, dönüştürerek ve güncel sorunlarla buluşturarak yeniden yaşamın içine taşımaktır.

 Gelinen aşamada Jineolojî’nin kadınlar ve toplum tarafından güçlü bir şekilde sahiplenilmesini ne açıklıyor?

Hem kadınların hem de toplumun farklı kesimlerinin Jineolojî’yi bu kadar heyecanla karşılaması, aslında bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Özellikle kadınlar açısından bakıldığında, bugüne kadar yok sayılan ve hiçbir bilimsel alanın doğrudan inceleme konusu yapmadığı “kadın”ın adını taşıyan bir bilimin ortaya çıkması hem ilgi çekici hem de merak uyandırıcı oluyor.
Kadın bakış açısının görünür hale gelmesi, farklılaşması ve çözüm üretme kapasitesiyle öne çıkması da bu ilginin temel nedenlerinden biri. Bunun yanında Jineolojî, kadınlara adeta bir ayna tutuyor; varoluşlarına anlam verme, yaşamı nasıl kurmak istediklerine dair sorular üretme ve bu sorulara cevap geliştirme imkânı sunuyor. Kadınlar kendi deneyimlerini analiz ederek hem kendilerini hem de eylemlerini yeniden anlamlandırabiliyorlar.
En önemli nedenlerden biri de Jineolojî’nin kolektif bir üretim olmasıdır. Her kesimden kadının katkı sunabildiği, kendi deneyimiyle, rengiyle ve arayışıyla bu bilimi kurabildiği bir alan yaratması büyük bir çekim gücü oluşturuyor. Bilimle toplumsal mücadeleyi, tarih bilinciyle günceli birlikte ele alması da bunu güçlendiriyor.
Jineolojî, diğer bilimlerden farklı olarak güçlü bir mücadele tarihine ve dinamiğine dayanıyor. Salt teorik bir üretim olarak kalmıyor; akademilerde, saha çalışmalarında ve en çatışmalı toplumsal alanlarda gelişiyor. Bu nedenle hem düşünsel hem de pratik bir hat üzerinde ilerliyor. Ne sadece teoriye sıkışıyor ne de akademiyle sınırlı kalıyor.
Bu yüzden Jineolojî sadece Kürt kadınları tarafından değil, temas eden pek çok kadın tarafından da sahipleniliyor. Dünyanın farklı yerlerinden kadınlar kendilerini Jineolojî’de görüyor, Jineolojî’yi de kendi yaşam deneyimleriyle ilişkilendiriyor.
Jineolojî’nin ulaştığı her alanda bir canlanma, bir heyecan ve bir farkındalık oluştuğunu söylemek mümkün. Bunu, toplumsallığın başlangıcındaki kadın rolünün yeniden güncellenmesi ve çağımıza uyarlanması olarak da düşünebiliriz. Ancak hâlâ bu sürecin başındayız; toplumsallaştırma, politikaya yedirme ve örgütleme açısından başlangıç aşamasındayız.
Bu ilgiyi örgütlemek ve politik alana taşımak konusunda henüz yeterli düzeyde değiliz. Oysa bilimin temel amacı toplumsal sorunlara çözüm üretmektir. Bugün ise bilimin çözüm üretme gücü büyük ölçüde zayıflamış ya da iktidar tekelleri tarafından sınırlandırılmış durumda.
Tam da bu nedenle Jineolojî ilgi çekiyor. Çünkü yalnızca alternatif bir düşünce değil, aynı zamanda alternatif bir toplumsal bilim ihtimalini görünür kılıyor. Kadın ile bilimi yeniden yan yana getiriyor. Bu da özellikle kadınlar açısından güçlü bir çekim yaratıyor.
Çünkü tarihsel olarak kadın ve bilim, kadın ve bilgelik birbirinden uzaklaştırılmıştı. Jineolojî ise bu yabancılaşmayı aşma ihtimali sunduğu için umut veriyor, merak uyandırıyor ve heyecan yaratıyor.

Rojava, Başûr, Rojhilat ve Bakur gündemi üzerine, Jineolojî Akademileri ile gerçekleştirdiğimiz üç bölümlük özel röportaj dosyası gelecek sayıda yayımlanmaya devam edecek…