AKP’nin adı: Faşizm, gasp, ölüm demek

- Ronahi SERHAD
533 views
14 Mayıs seçimleri, sadece partiler arası olağan ve demokratik rekabetle yeni bir iktidarı belirlemenin ötesinde ulusal olduğu kadar bölgesel ve uluslararası siyasetin de geleceğini belirleyecek düzeyde geniş bir etki alanına sahip. Seçmen ve tüm toplumsal kimlikler, bu seçimlerin farkını ve önemini gayet iyi bilmekte. Bu öneminden kaynaklı toplumsal akıl, bu kritik ve Türkiye’nin ikinci yüzyılını belirleyecek nitelikte bir seçim olduğunu haykırmakta. Kuşkusuz, 14 Mayıs seçimlerinde toplumsal aklın gücü galip gelecek.

Bu tarihi seçimlere, her partinin, ittifak bloğunun kendi hedefini yarıştırdığı bir seçim olarak kesinlikle bakılamaz. Türkiye’de çok sayıda siyasi parti anayasal olarak kurulmuş olsa da Kürt sorunu, kadın özgürlük sorunu, demokrasi ve özgürlük sorunu karşısında tekçi, milliyetçi, cinsiyetçi ve militaristtir. Bu geleneğe, çizgiye sahip hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin alaşağı olmaktan kurtulamadı. Kadın ve Kürdistan özgürlük hareketinin, Türkiye demokrasi mücadelesinin yükselişiyle birlikte ’90’lardan bu yana Kürt sorununu, Türkiye’nin demokratikleşme sorununu çözmek yerine savaşı tek güvenlik politikası olarak dayatan her iktidar yıkıldı.
Buna karşı kadınlar ve toplum her türlü eziyete, zorbalığa, şiddete, zulme karşı yılmadan direnerek demokratik alanı hep açık tutmayı, var olmayı yaşam ve mücadele duruşu haline getirebildi.

AKP, 21 yıldır komplo ve darbe kliğiyle yönetti

Kuruluşunun ilk yıllarında, 12 Eylül askeri darbesiyle hesaplaşma ve demokratikleşme propagandasını yapan AKP, yıllar geçtikçe 12 Eylül’e rahmet okuturcasına toplumu özel savaş, komplo ve darbe kliğiyle yönetti. Halkın kendisine verdiği şartlı zamanı sonsuz, şartlı oyu sarsılmaz güvene yorarak her seçimde güç zehirlenmesi yaşayarak devrilmez, yıkılmaz iktidar sanrısına kapıldı. Diktatörlüğün böyle bir psikoloji ürettiğini görmek mümkün. Kürtlere, kadın hareketlerine, gençlere, devrimcilere, sol-sosyalist muhaliflere uyguladığı saldırıları iktidarının son 8 yılında faşizm aşamasına vardırarak tüm Türkiye toplumuna yaydı. Öyle ki AKP’li olmayan herkes vatan haini, Kürt ise terörist olarak suçlandı. Mücadeleci kadınlar ise her türlü çirkef saldırıların hedefi oldu. Kadına yönelik cinsiyetçi politikalar, katliam, şiddet, tecavüz, hapis cezaları ayyuka çıktı. AKP-MHP ortaklığı, kendisi dışında kalan herkesi düşmanlaştırarak toplumu susturmaya çalıştı. İkna yoluyla, siyasi edep içinde göz dolduran faaliyetlerle toplumun rızasını kendi lehine çevirmeye yönelmeden tersine hakaret ederek, hedef göstererek, linç kampanyaları düzenleyerek, rencide ederek hakimiyet kurmaya çalıştı.
AKP-MHP faşist iktidarı, kadınlara, topluma doğrudan saldırarak, savaş açarak, manevi tüm değerleri yıkarak, maddi değerleri satarak, uyuşturucu mafya çetelerini kollayarak ahlaksızlığı yaydı. Talanı şirketleştirerek, troller ordusu kurarak önüne çıkanı buldozer gibi biçti. Savaş ve şiddet politikasını siyasi, sosyal, kültür ve eğitim alanındaki uygulamalarıyla tamamlamayı hedefledi. Tek sesli veya sessiz bir toplum yaratma gayreti içersinde oldu. Sadece kendisine övgü yağdıranın, kulluk edenin, yaranmacı olanın konuşmasına müsaade etti. Tek tipleştirmenin de yetmediği yerde kişiliksizleştirdi, iradesizleştirdi. Yerli, milli palavralarıyla neoliberal politikalara daha fazla sarılıp Türkiye ekonomisini çökertti. AKP-MHP zihniyeti ve icraatları toplumun üzerine karabasan gibi çöktü. Toplum nefes alamaz duruma geldi. Paralel devlet, bürokrasi yerini tekleşen AKP-MHP cumhuriyeti, devleti, yargısı, milli eğitimi ve iş dünyasına bıraktı. Toplumsal demokrasi güçleri, merkezi ulus-devletçi sistemi, paralel yapılanmayı sorgulamaya tabi tutarken, yerine geçen AKP-MHP iktidarı ise Türkiye’yi çökertti. AKP-MHP saldırgan, sömürgeci, ilhakçı askeri politikayla Kürdistan ve Ortadoğu’da savaşı derinleştirdi. Kürdistan’da AKP’nin adı katliam, kimyasal ve ölüm demektir. AKP-MHP faşizmi, içte yürüttüğü saldırgan politikaları dış politikada da izledi. DAİŞ, Taliban, Cephet-el Nusra gibi İslam inancını kullanan ne kadar katil, gerici kadın ve halklar düşmanı unsur varsa işbirliği yaptı. DAIŞ’ın garantörlüğünü yapan AKP, aynı zamanda DAIŞ’e askeri ve lojistik destek sunarak Rojava’ya saldırttı, bir bütün Suriye’de vahşete yol açtı.  Böyle bir AKP’nin seçim çıkarı için Kürt ve Türkiye siyasi tarihine ‘Hizbul-kontra’ olarak geçen HÜDA-PAR’la ittifak geliştirmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Kuruluşundan bu yana Kürt kimliğiyle ve Türkiye’yi oluşturan etnik ve inanç kimlikleriyle demokratik kucaklaşmayı ve demokratik sisteme geçmeyi başaramayan Türkiye siyasi rejimi, 21 yıllık AKP iktidarıyla yüzyıllık cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemini yaşadı.

Üçüncü yol ittifakı umut aşılıyor

AKP’nin Türkiye’yi getirdiği nokta bu denli vahim, ölümcül olduğundan dolayı AKP-MHP ve ismini zikretmeye değmeyecek uzantıları dışında kalan herkes hangi siyasi görüşten, partiden olursa olsun AKP-MHP iktidarının aşılmasında birleşmiştir. Asla yan yana gelmesi düşünülmeyen partilerin ittifak cephesi kurması AKP-MHP faşizmine karşı var olma ve mücadele etme kararıdır. Toplum, faşist AKP-MHP iktidarını devirme kararlılığını seçim politikasına yansıtmıştır. Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan hedefiyle en geniş demokratik ulus ittifakına sahip Emek ve Özgürlük Bloğu seçimden ibaret olmayan ve 3. Yol çizgisinde siyaset ve mücadeleyi esas alan bir ittifak olarak güven ve umut aşılamakta. 14 Mayıs’ta farklı blokların çoklu hedefleri oylanmayacak. Ortada çoklu hedefler, çok partiler yok. Ya AKP-MHP iktidarıyla karanlığa açılmış yol derinleşecek ya da Türkiye,  AKP-MHP iktidarı şahsında faşizmle hesaplaşarak aydınlığa kavuşacak. Ya faşizm ve  diktatörlük, ya da demokrasi ve toplumsal özgürlük. Ya kötülük ya iyilik, ya ölüm ya yaşam, ya çirkinlik ya güzellik, ya yoksulluk ya insanca yaşam için oy kullanılacak. Bu ikilemleri çoğaltmak mümkün. Kürt, Türk, Ermeni, Süryani, Alevi hangi inanç ve kimlikten olunursa olunsun 21 yıllık AKP iktidarıyla toplumun vardığı noktayı görebilmek önemli. Yoksulluk, savaş, ölüm, militarizm, milliyetçilikle gelecek karartılmaktadır. Ve artık kritik eşiğe varılmıştır. Cendereye sıkışmış, uçurumun kenarına yuvarlanmış, ütopyasız, ümitsiz, çaresiz bırakılmış bir toplum daha fazla ayakta kalamaz, nefes alamaz. AKP -MHP eliyle Türkiye büyük hapishaneye, Kürdistan ise özel rejimli hapishaneye dönüştürülmüştür. Ortada AKP-MHP’nin savaş, talan, rant ve adaletsizlikle yol açtığı bir Türkiye yıkımı var.
Toplumsal akıl, bu tabloya müdahale etme göreviyle 14 Mayıs seçimlerinde sandık başına gidecektir. Hem oy kullanmak hem de oyunu korumak hayati önemdedir. Oylar AKP-MHP canavarının ağzında. Binbir hileye başvurarak oy çalma dahil her türlü yöntemi deneyeceklerini bilerek sandık nöbeti tutmak emeğimizi, direnişimizi sahiplenmek, irademizi savunmak hayati önemde. Hatırlayalım; kadınların, halkların, demokrasi güçlerinin birleşmesi kaç gerici, inkarcı, imhacı, soykırımcı hükümetleri Türkiye siyasi tarihinden silmeyi mümkün kıldı! Şimdi sıra AKP-MHP faşist iktidarını bir daha dirilmemecesine Türkiye siyasi tarihine gömmekte. Emek ve Özgürlük Bloğunda yer alan halkların tercihi net. Milyonlarca seçmen 14 Mayıs’ta insanca yaşam hakkı için sandıklara giderek oy kullanacak. Türkiye ve Kürdistan halkları birlikte demokratik, ortak, adil yaşamın inşasına başlamanın önündeki ilk engeli aşmak için sandıktan başarıyla çıkacak. Faşist cephe tartışa dursun halk şimdiden demokrasinin zafer halayına durdu bile. Bunu nereden mi biliyoruz? Anketleri referans göstermeye gerek kalmadan, Yeşil Sol Parti’nin aday tanıtım ve seçim bürolarının açılışını mitinglere dönüştüren, meydanları zafer coşkusuyla dolduran onbinlerin taşıdığı umuttan biliyoruz. Bundan daha gerçek bir veri olabilir mi? Dikkat çekici diğer bir nokta ise kadınların ve gençlerin katılım oranının yüksekliğidir. Diğer partilerin gençlere seslenmek ve gençleri çekmek için bin bir zahmetle örgütlediği kapalı salon platformlarına karşılık Yeşil Sol’un gittiği her alana gençlik sel olup akıyor.

Özgürlüğün teminatı kadınlardır

Yeşil Sol Parti’nin zihniyeti kadın zihniyetidir, ruhu gençlik ruhudur, kimliği gençtir. Demokrasi ve özgürlüğü ancak kadınlar ve gençlerin açığa çıkaracağı bilinciyle değişimde bu denli öz güvenli, ısrarlı ve iddialıdır. Kadınlar ve gençlerin iradesi, özgürlük iradesidir. Bu da seçimin kaderini tayin edecek olanın kadınlar ve gençler olduğunu çok net bir şekilde gösteriyor. Kadınlar ve gençler ihtiyaç duydukça başvurulan yedek bir güç değil, toplumsal demokrasinin ve özgürlüğün teminatıdır. Kadınların ve gençlerin arzulamadığı bir yaşamı hiçbir güç zorla dayatamaz. Kadın ve gençlerin tepki duyduğu bir sistemi, rejimi hiçbir kuvvet zorla ayakta tutamaz, sürdüremez. Yeşil Sol Parti, Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü bir toplum programını benimsiyor. Yeşil Sol Parti kimliği yeni olsa da kökleri elli yıllık kesintisiz direnişe, mazlumların sevdasına dayanıyor. Bu nedenle halk hızla Yeşil Sol Parti etrafında toplandı. Her partinin seçim süreçlerindeki vaatlerinin seçim propagandasından ibaret olduğu defalarca tecrübe edilmiştir. Yeşil Sol kadınlara, gençlere, topluma vaatte bulunmuyor. Yeşil Sol mücadele kararlılığıyla sesleniyor. Çünkü Yeşil Sol gençlik partisidir, kadınların partisidir, tüm ezilenlerin partisidir. Emekçilerin, işsizlerin, inancından dolayı ayrımcılığa, baskıya uğrayanların partisidir. Orta sınıfın değil, halkın partisidir. Halkçı, toplumcu partidir. Kadınlar ve gençler partiden talep eden değil, demokratik direnişi birlikte ören, yaratan, var eden, kendisini söz sahibi kılandır. Direnişin, mücadelenin, siyasetin sahibidir, öznesidir. Kürt siyaseti, demokratik toplumcu siyasi çizgisi gereğince, kadın mücadelesinin direnişine, özgürlük talebine eş başkanlık sistemiyle yanıt olmuştur. Her seçimde kadın temsil oranını gözeten kotalar belirlenmiştir. 14 Mayıs seçimlerinde tüm parti ve ittifaklar kadın kotasında sınıfta kaldı. Yeşil Sol Parti hem kadın hem genç adayların ezici çoğunluğuyla farkını bir kez daha ortaya koydu.

14 Mayıs seçimleri tarihseldir

Elbette ki despot, diktatör erkekliğin damgasını vurduğu AKP-MHP gerçeği kadınlar ve gençlerin siyaset zemini ve adresi olamaz. Nitekim yer alanların sesi, soluğu da kadından, hak ve adaletten yana duyulmamakta. AKP-MHP’de siyaset yapan kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinde bile ses çıkaramamıştır. Ataerkil aile modelini benimseyen; kadını eve kapatan, salt çocuk doğurma makinası ve erkeğin kulu olarak gören, mücadeleci tüm kadınlara saldıran, kadın katliamlarını teşvik eden, normalleştiren, cemaatler yoluyla çocuklara taciz ve tecavüzlerin önünü açan, kadın düşmanı, çocuk katili AKP-MHP herhangi bir siyasi parti olarak görülemez. Faşizm; kadına, gençlere, çoğulculuğa, çok sesliliğe ve çok renkliliğe düşmandır. Demokrasi ve özgürlüğe düşmandır. Kadınların varlığı onlar nezdinde sadece siyasi bir enstrümandan ibarettir. Bu 21 yıllık çete yapılanmasının suçları anlatılmakla bitmez. Dünyanın neresinde olursa olsun faşizmin rengi aynıdır. Milyonları demirden kafeslere alarak korku ile yönetmek ister, 24 saat suç işlemekten, kan dökmekten çekinmez. Faşist iktidar, kulluğu üreterek işler.  Lidere kulluk, reise kulluk, itaatkarlık erdem olarak görülür.  Sonuç olarak; kötürüm, kangren haline gelmiş Türkiye’nin demokratikleşme sorununu çözebilmek partiler üstü, seçim ötesi bakmaktan ve yaklaşmaktan geçmekte. Bu bağlamda 14 Mayıs seçimleri toplumsal aklın da işaret ettiği gibi çok önemli ve tarihseldir. Çözümün, değişimin ilk adımını 14 Mayıs seçimlerinde atmış olacağız. Değişimin kimliğini ve iradesini temsil eden kadın adayları ve siyasete yeni atılan yürekli genç adayları şimdiden kutlar, demokrasi mücadelesinde başarılar dilerim.