Ekolojik kırım, yalnızca doğanın fiziksel tahribatı değildir; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin çözülmesi, halkın yaşam alanları üzerindeki karar hakkının elinden alınması, hafızasızlaştırma, kimliksizleştirme ve mülksüzleştirme sürecidir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a göre kapitalist modernite, sadece kapitalizmle özdeşleştirilen bir model değil; bir zihniyet, bir iktidar örgütlenmesi ve toplumu çözerek onu devlete, piyasaya ve endüstriyalizme bağımlı hâle getiren ahlaki-politik bir yıkım sürecidir. Öcalan, modernitenin üç sacayağı ile birlikte ele alınması gerektiğini belirtmektedir: Kapitalizm, ulus-devlet ve endüstriyalizm. Ulus-devlet, kapitalist modernitenin siyasal biçimi ve iktidarını kurumsallaştırdığı yapıdır. Ulus adına hareket ettiğini iddia etse de toplumu egemenliği altında tutarak sömürür, ulusal kimliği iktidarın aracına dönüştürür, farklı toplumsal kimlikleri bastırır ve kimlik çatışmalarına, kimlik kırımına ve soykırımlara yol açar. Endüstriyalizm ise bilime ve tekniğe dayalı üretim sistemiyle birlikte toplumsal, ekonomik ve ekolojik ilişkileri yeniden ve sömürüye dayalı olarak kurgulayan kapitalist modernitenin dinamik gücüdür. Endüstriyalizm, toplumsal dokuyu değiştirdiği gibi insan-doğa ilişkilerini de dönüşüme uğratır. Kapitalizm ve endüstriyalizm, hem toplumu hem de fiziksel doğayı aşırı kâr ve sömürü motivasyonuyla büyük bir yıkıma uğratır. Bu da toplumsal kaos ve ekolojik kriz demektir. Başta doğa ve yeraltı-yerüstü yaşam varlıklarının tüketimi, yaşam alanlarının gaspı ve emeğin sömürüsüyle ilerleyen endüstriyalizm, savaşın mekanizmalarının oluşumunda ve sürdürülmesinde de başat rol oynamaktadır. Kapitalist modernitenin vurucu gücü olan ulus-devlet, toplumu askerî bir yapıya dönüştürür. Milliyetçiliği yükseltirken geriye ekolojik yıkımlar, toplumsal ve ekonomik krizler bırakır.
Kültürel ve ekolojik soykırım yaşanmaktadır
Bu çerçevede Kürdistan coğrafyası, Türk ulus-devletinin kuruluşundan günümüze kadar savaş, yerinden etme, coğrafyayı kimliksizleştirme, hafızasızlaştırma ve mülksüzleştirme politikalarına maruz kalmıştır.
Şark Islahat Planı’ndan İskân Kanunu’na, OHAL uygulamalarından Çöktürme Eylem Planı’na kadar uzanan süreçte, Kürtlerin kimliğini ve toplumsal varlığını dönüştürmeye yönelik politikalar farklı dönemlerde yeniden üretilmiştir. Kürdistan’da idari ve askerî denetimin artırılması, demografik yapının dönüştürülmesi, Türkleştirilmesi ve Kürtlerin ulusal, kültürel ve siyasal varlığının kontrol altına alınması süreci, coğrafya üzerinde hegemonya kurma, halkın doğayla kurduğu ilişkiyi bozma, varlık gerekçesini ortadan kaldırma ve geleceksizleştirme politikaları şeklinde kendini göstermiştir. Savaş gerekçe gösterilerek sistematik olarak ormanlar yakılmış, ağaçlar kesilmiş, köyler yakılmış, insanlar zorla yerlerinden edilmiştir. Dicle, Fırat ve Munzur üzerinde güvenlik barajları inşa edilmiş, diğer bir deyişle su, savaş silahı olarak kullanılmış ve 12 bin yıllık tarih, kültür ve inançlar sular altına gömülmüştür. Kentler yakılıp yıkılmıştır. Cudi, Gabar ve Munzur dağları yıllarca bombalanmış, kimyasal kullanılmıştır. Kürdistan’da kültürel ve ekolojik soykırım yaşanmaktadır.
2013-2015 yıllarında uygulanan politikalar
2013-2015 Çözüm Süreci döneminde Kürdistan coğrafyasına yönelik hegemonya politikaları hız kesmeden devam etmiştir. İHD’nin yeni karakol ve üs bölgelerine ilişkin 2014 yılında yayımladığı rapora göre, sadece Çözüm Süreci’nde Dersim’de projelendirilip yapımına başlanan 31’i askerî kule, 5’i kale ve 16’sı mobil karakol olmak üzere toplam 52 askerî üs mevcuttur. Rapora göre bunlara ek olarak mevcut karakollar da daha stratejik alanlara taşınmaktadır. Hakkâri il merkezi, ilçeler, köyler ve sınır bölgelerinde toplam 189 karakol inşa edilmiştir. Kürdistan’ın tüm illerinde, Amed, Van ve Elazığ’da da yeni karakol yapımları ile mevcut karakolların yenilenmesi ve büyütülmesi sürmüştür. Karakol ve kalekol çevresindeki ormanlar da güvenlik gerekçesiyle yakılıp kesilerek katledilmektedir. Yine bu süreçte güvenlik barajları, maden ve taş ocakları faaliyetleri ile orman kesimleri devam etmiştir.
Ekolojik yıkım derinleştiriliyor
2013-2015 yılları arasındaki Çözüm Süreci’nde devlet, bir yandan güvenlik politikaları aracılığıyla, diğer yandan sermayeye ve şirketlere alan açarak Kürdistan coğrafyası üzerindeki tahakkümünü sürdürmeye çalışmıştır. Bu tahakküm, yalnızca doğal varlıkların metalaştırılması ve yaşam alanlarının sermaye birikimine açılmasıyla sınırlı kalmamış; halkın doğayla kurduğu ilişkinin dönüşmesine, toplumsal dayanışma ağlarının zayıflamasına, ortak yaşam pratiklerinin çözülmesine ve coğrafyanın tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlarından koparılarak yeniden düzenlenmesine de yol açmıştır. Bugün ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci, devlet ve sermaye tarafından doğanın metalaştırılmasına yönelik politikaları genişletmek ve ekolojik yıkımı derinleştirmek için bir fırsata dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Mezopotamya Ajansı’ndan Dilan Bingöl’e konuşan Şırnak Ekoloji Platformu üyesi Fadıl Tay, sadece bir hafta içerisinde Besta ve Gabar’da 1.950 ton ağacın kesildiğini belirtti. Yine Varto’da, 16 Kürt-Alevi köyünü doğrudan etkileyen, toplam yüz ölçümü 453.494,83 metrekare olan mera vasıflı alanın 5.560,13 metrekarelik kısmı üzerinde, merkezi ABD’de bulunan IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından jeotermal kaynak arama projesi kapsamında sondaj çalışması yapılması için ruhsat verildi. Polen Ekoloji Kolektifi Eş Sözcüsü Derya Sever, 2023 yılından bu yana Dersim’de yaklaşık 25 bin hektar alanın maden ihaleleri kapsamında satışa çıkarıldığını, 7 bin 400 hektarının ise satıldığını açıkladı. Sever, Pülümür, Pertek, Çemişgezek, Ovacık ve Mazgirt ilçelerinin maden projeleri nedeniyle büyük bir ekolojik tehditle karşı karşıya olduğunu, PIRHA’ya verdiği röportajda belirtti. Şirnex, Êlih ve Amed coğrafyasında tarım alanları, meralar ve su varlıklarının petrol ve kaya petrolüne feda edilmesi süreci hızlanarak devam ederken, geçtiğimiz günlerde kaya petrolü sondajı yapıldığı duyuruldu. ABD’li TransAtlantic Petroleum şirketi ve onun alt şirketi gibi çalışan, operasyonlarda yer alan yine ABD’li Continental Resources şirketinin binlerce ton suyu kimyasallarla doldurarak yeraltına bastığı ve ilk petrole ulaşıldığı açıklandı. Bölgede Bismil ve Farqîn coğrafyasını da içine alan 7 milyon 650 bin dekar doğal mera ve tarım arazisinde, 4 kilometre derinliğe inilerek yapılan yatay sondajla ilk petrole ulaşılırken, bölgede 3 yıl içinde 600 bin dekarlık kısımda 24 kuyu daha açılacağı duyuruldu. Bu sayı yakın süreçte 10-12 kat artarken sondajların tüm coğrafyaya yayılacağına da işaret etmektedir. Dicle Nehri sularının kullanılması ve zehirlenmesine yol açacak bu faaliyetlerin bölgede olası yıkımları kalıcı hâle getirmesi beklenmektedir.
Demokratik toplum mücadelesi büyütülmeli
Her geçen gün hız kesmeden artan ekolojik yıkımlardan sadece birkaçı bunlardır. Kürdistan coğrafyası geleceksizleştirilmek isteniyor. Ekolojik kırım, yalnızca doğanın fiziksel tahribatı değildir; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin çözülmesi, halkın yaşam alanları üzerindeki karar hakkının elinden alınması, hafızasızlaştırma, kimliksizleştirme ve mülksüzleştirme sürecidir. Bu süreç, coğrafyanın sermaye birikimi doğrultusunda yeniden dizayn edilmesiyle birlikte ilerler.
Kapitalist modernitenin cinsiyetçi, sömürücü, doğayı metalaştıran, emeği sömüren, toplumsal ve ekolojik yıkımlar yaratan karakterine karşı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sunduğu demokratik ulus, komünal ekonomi, doğayla uyumlu üretim ve kadın özgürlüğünü temel alan demokratik modernite, direniş yoludur.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin tartışıldığı bu süreçte kalıcı barış, yalnızca çatışmaların sona ermesiyle değil; halkın yaşam alanları üzerindeki söz hakkının güvence altına alınmasıyla, doğanın metalaştırılmasına karşı ortak yaşamın savunulmasıyla ve ekolojik adaletin toplumsal mücadelenin temel unsurlarından biri hâline gelmesiyle mümkündür. Kürdistan’da derinleşen ekolojik kırıma karşı demokratik toplum mücadelesini toplumsal ekoloji perspektifiyle büyütmek zorundayız.
Kaynaklar
Abdullah Öcalan, Kapitalist Uygarlık, Demokratik Uygarlık Manifestosu /Aram Yayınları
Ercan Jan Aktaş: Demokratik Modernite’ nin anarşist yüzü /Yeni yaşam Gazetesi
Agit Özdemir: Savaşın Ekolojik Boyutu ve Barışın Ekolojisi/ Ekolojik Yaşam Dersi
K. Bülent Ongun: Kaya petrolü Amed´i kurutup zehirleyecek/Yeni yaşam Gazetesi
