Bir kezî kestiler, bin kezî örülür!!!

- Filiz Zeyrek
333 views
Bir kezî kesildiğinde, milyonlarca kezî ile cevap verilir. Çünkü Kürt kadınları ve direnen kadınlar direnişi bireysel acılar üzerinden değil, kolektif hafıza üzerinden kurar. Bir kadına yapılan saldırı, tüm kadınlara yapılmış sayılır. Bu yüzden kezî örmek yas tutmak değil; hesap sormaktır.

6 Ocak itibarıyla Rojava’ya bağlı Şêxmeqsûd bölgesi, İŞİD artığı HTŞ cihatçı gruplar ile Şam yönetimine bağlı güçlerin koordineli saldırılarına sahne oldu. Bu saldırılar; Rojava Özerk Yönetimi’ne ve Kürt halkının özgür yaşam projesine yönelmiş, planlı bir imha girişimi olarak değerlendirildi. Şêxmeqsûd’ta başlayan çatışmalar kısa sürede Eşrefiyê, Reqa, Dêrazor, Kobanê, Şeddadê ve Hesekê gibi yerleşim birimlerine yayılarak ağır bir savaş hattına dönüştü.
Rojavalı halk; kadın ve erkekler, kent merkezlerinde ve kırsalda sınır tanımayan bir direniş hattı kurarak yeniden seferberlik ilan etti. Halkın örgütlü savunması, ateş hattında duran işgal ve hâkimiyet iddialarına bedenini siper etti. Bu saldırılar yalnızca bir coğrafyayı değil; özgürlük iradesini, kadın öncülüğündeki demokratik yaşam modelini ve bir halkın onurunu hedef aldı. Rojava direnişi ise yerel halkla sınırlı kalmayıp tüm Kürdistan’a ve dayanışma ağlarına yayılmayı sürdürdü.
Bununla yetinmeyen çeteler, Kürt halkının yıllar içinde ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlara yönelik saldırılarını aralıksız sürdürdü. Bu saldırılar, başta Türkiye olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve diğer sömürgeci-kapitalist ülkelerin doğrudan ya da dolaylı askeri, siyasi ve diplomatik desteğiyle hâlâ devam ediyor. Çok yönlü bu kuşatma karşısında Kürt halkı geri çekilmek bir yana, apansız ve güçlü bir direniş iradesi ortaya koydu; bunu sürdürmeye de devam ediyor.
QSD’nin yaptığı seferberlik çağrısının ardından başta Kürdistan olmak üzere Avrupa’dan Ortadoğu’ya, Amerika’dan Avustralya’ya kadar dünyanın dört bir yanında Kürtler alanlara akarak Rojava’yı ve direnişi sahiplendi. Bu sahipleniş geçici bir refleks değil; hâlâ süren saldırılara karşı “Rojava savunulursa gelecek savunulur” bilinciyle örülen tarihsel ve güncel bir direniş hattı olarak büyümeye devam ediyor.

Kezî!!

Türkiye’ye bağlı İŞİD ve HTŞ çetelerinden biri olan Ramî El Deheş’in, Rakka’da katlettiği bir YPJ direnişçi kadının saçlarını kesip bunu başka bir çeteye “hediye” ettiğini gururla teşhir etmesi, sıradan bir savaş suçu değildir. Bu, kadın bedenine yönelmiş bilinçli, ideolojik ve tarihsel bir saldırıdır. Hedef alınan yalnızca bir kadının bedeni değil; o bedenin taşıdığı hafıza, mücadele ve kolektif kimliktir. Bu görüntülerle verilmek istenen mesaj açıktır: “Seni öldürmek yetmez, senden geriye kalan anlamı da yok edeceğiz.”
Ama bu toprakların tarihi, böyle mesajların nasıl boşa düştüğünün sayısız örneğiyle doludur.

Kezî’nin politik hafızası

Kürt kadınları için kezî (saç örgüsü) folklor değildir. Gelenek hiç değildir. Kezî, yüzyıllardır süren bir karşı koyuşun bedende düğümlenmiş halidir. Bu kezî; inkâr politikalarına, imha saldırılarına ve erkek egemen tahakküme karşı kurulan sessiz ama geri çekilmeyen bir direniş biçimidir.
Dağlarda gerilla kadınların kezî’yi örerken kullandığı eller yalnızca saçla uğraşmaz; o eller devlet şiddetini, erkek egemen savaş düzenini ve teslimiyet dayatmasını reddeder. O kezî, “hayatta kaldım”ın değil, “direniyorum”un bedenleşmiş halidir.
Barbar DAİŞ çetelerine karşı savaşan YPJ’li kadınların kezîleri ise bir meydan okumadır: Tecavüzü, köleleştirmeyi ve kadın kırımını savaş yöntemi haline getiren bu karanlığa karşı, kadın iradesinin teslim alınamayacağını ilan eden sessiz ama sarsıcı bir isyandır.

Her kezî, kolektif bir hafıza

Kürt kadınlarının kezî geleneği yalnızca Rojava, Kobanê ya da dağlarla sınırlı değildir. Bu beden dili, dünyanın dört bir yanındaki kadınlar tarafından sahaya taşınmıştır. İran’da sokaklarda, Afganistan’da Taliban’ın kadınları kuşatan yasaklarına karşı eylemlerde kadınlar kezî örerek direnişi bedenlerine taşımış; kezîyi hem kültürel kimlik hem de politik bir araç haline getirmiştir.
Avrupa’da göçe zorlanan Kürt ve diğer göçmen kadınlar da kezî üzerinden hem kendi tarihlerini hem de politik varlıklarını görünür kılmıştır. Her kezî, tek bir kadının direnişi değildir; kolektif bir hafızadır. Dünya çapında sessiz bir ağdır. Kadın dayanışmasının somut sembolüdür.
Köylerde ev içi emeğin görünmezliğine mahkûm edilen kadınların kezîsi, zindanlarda politik kimliği için direnen kadın tutsakların kezîsi ve Avrupa’ya göçe zorlanan kadınların kezîsi… Hepsi aynı politik hafızayı taşır. Bu yüzden kezî Kürt kadınları için ne masumdur ne nostaljiktir.

O kezî politiktir.
O kezî öfkedir.
O kezî hafızadır.

Ve dünya çapında kadınların ördüğü kezî ağları, erkek egemen şiddete karşı ortak bir direniş hattı oluşturur.

Erkek egemen zihniyetin bilinçli saldırısı

Erkek egemen şiddet rastgele işlemez; neyi hedef aldığını çok iyi bilir. Kadını öldürürken saçını, yani kezîyi keser. Çünkü bilir ki kezî yalnızca bedene ait değildir: Bellektir, sürekliliktir, kadının kendini yeniden kurma kapasitesidir.
Bu yüzden kezî’ye saldırırlar. Çünkü kadın hafızasından korkarlar. Çünkü kadın direnişi, erkekliğin üzerine kurulu bütün iktidar anlatılarını boşa çıkarır. Kadının bedeni üzerinde kurdukları tahakküm çöktüğünde, geriye hiçbir “erkek zaferi” kalmaz.

Saç kesmek, acziyetin itirafıdır

Bir kadının kezîsinin kesilmesi, onu yenmek değildir. Bu, yenemediğini itiraf etmektir. Silahla susturamadığını sembolle bastırmaya çalışmaktır. Ama tarih bize defalarca gösterdi: Kadın semboller üzerinden yenilmez.
Bir kadının kezîsini kesebilirsin. Ama onun temsil ettiği mücadeleyi kesemezsin. Onun yerini dolduran binlerce kadını durduramazsın. Onun ardında bıraktığı politik mirası yok edemezsin.
Kürt kadınlarının ve dünyanın dört bir yanındaki kadınların kezî örme eylemi bir “tepki” değildir. Bu, bilinçli; sessiz ama son derece politik bir hamledir. “Bizi yok edemezsiniz” demenin en sade ama en sert biçimidir.
Bir kezî kesildiğinde, milyonlarca kezî ile cevap verilir. Çünkü Kürt kadınları ve direnen kadınlar direnişi bireysel acılar üzerinden değil, kolektif hafıza üzerinden kurar. Bir kadına yapılan saldırı, tüm kadınlara yapılmış sayılır. Bu yüzden kezî örmek yas tutmak değil; hesap sormaktır.

Kadın bedeni üzerinden kurulan her iktidar çökmeye mahkûmdur

Kadın bedeni üzerinden savaş kuran, siyaset yapan, iktidar inşa eden her yapı tarihsel olarak yenilmiştir. Çünkü kadın bedeni teslim alınabilen bir alan değildir. Bastırılabilir, yaralanabilir; ama asla tamamen denetlenemez.
Kürt kadın hareketi ve dünyadaki kadın direnişleri tam da bu yüzden bu coğrafyanın ve gezegenin en radikal politik güçleridir. Çünkü yalnızca devlete ya da çetelere karşı değil; erkek egemen zihniyete karşı da savaşırlar. Ve bu savaş geri döndürülemez biçimde ilerlemektedir.
Bir kezîyi kestiniz. Ama o kezî artık tek bir kadına ait değil. Dağda, ovada, zindanda, sürgünde; sokaklarda, meydanlarda binlerce kadının bilincinde ve direnişin tam merkezinde duruyor.
Şunu unutmayın: Kadının kezîsini kesmeye uzanan her el, kadın direnişini büyütür. Kezî yeniden örülür. Ama erkek egemen şiddetin sonu çoktan yazılmıştır.