Farkındalık yetmez, örgütlenmek gerek

- Roştîyam MÛNZÛR
240 views
14-16 Şubat tarihleri arasında Viyana’da gerçekleştirilen “İnisiyatifi Geri Alın” sloganıyla düzenlenen Halklar Platformu, bir anlamda kadınlar platformuydu. Abya Yala’dan Makedonya’ya, Kolombiya’dan Hollanda’ya, Atina’dan İrlanda’ya tüm dünyadan kadınlar ideallerini, arayışlarını ortaklaştırdı. İber yarımadasında uzun yıllar kimlikleri, özgürlükleri için mücadele eden Bask ve Katalan halklarının temsilcileri de bu büyük buluşmada yerlerini aldı. 

Bask bölgesinin sosyalist, enternasyonalist örgütü olan Askapena, Kürt halkıyla birlikte hareket eden organizasyonlardan biri. Askapena, Baskça’da kurtuluş anlamına geliyor. Sosyalist özerk bir Bask ülkesi için mücadele eden örgüt, bunu enternasyonalist mücadeleden kopmaz bir bağ içinde görüyor.
Kendisini “Katalan ülkesinin devrimci örgütü” olarak tanımlayan La Saó ise İber yarımadasındaki sistem karşıtı mücadele yürüten örgütlenmelerden biri. Patriyarkal sistemin günümüzdeki biçimi olan kapitalist modernite, onun devlet modelleri olarak ulus devlet modellerine karşı, ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayanan enternasyonalist bir mücadeleyi savunuyor. Bu yönüyle aslında Kürt Özgürlük Hareketi ve Kadın Özgürlük Hareketi’yle yakınlık ve benzerlikleri var. Gazetemize konuşan Askapena üyelerinden Maricia ve Isaiah, La Saó örgütünden Claudia, örgütlenme, mücadele yaklaşımlarını, birçok yönüyle benzerlik kurdukları Kürt kadınlarıyla ortak mücadele noktalarına dair düşüncelerini paylaştı.

Mahallelerden başlayarak örgütlenilmeli

Örgütlenmenin ilk adımının yerelden, mahallelerden başlaması gerektiğini söyleyen Askapenalı Maricia, Bask ülkesindeki kadınların özgürlük arayışlarının daha güçlü olduğuna dikkat çekiyor: “Bask kadınlarının hem ezilen bir ulus hem de ezilen bir sınıf olarak devrimci ideallere bağlılığı güçlü. Kimi Bask dilinin korunması için kimi mahallelerde dayanışma gruplarında yer alıyor. Hala çok canlı ve dinamik bir mücadele alanına sahibiz. Yapılması gereken bu dinamizmi toplumsal bir kurtuluşa evriltmek.” “Hepimizin ortak bir düşmanı var emperyalizm” diyen Askapenalı Isaiah ise, “buna karşı mücadele artık bir tercih değil zorunluluktur” tespitinde bulunuyor. 

Kapitalizme karşı kadın ve ekolojik mücadele

Katalan bölgesinde faaliyet gösteren La Saó örgütünden Claudia da, Avrupa’da neoliberalizmin insanların zihniyetine, sosyal ilişkilerine derinlemesine işlemiş olduğuna dikkat çekiyor. Sistem karşıtı mücadeleye kadınların öncülük etmesi gerektiğini belirten Claudia bunu, “Çünkü ancak kadınlar ataerkil karakterli bu düzeni temelden sorgular. Ataerkil düzenin toplumdaki temel baskı sistemlerinden biri olduğunu kabul ediyoruz, bu nedenle buna karşı aktif bir mücadele yürütmek zorundayız” ifadesiyle temellendiriyor. İspanya’da ve Avrupa’da kadın hareketlerinin durumuna ilişkin sorumuza yanıtı ise şu oluyor Claudia’nın:  “Aslında kadın özgürlük hareketi, İspanya’da güçlü ve sürekli ivmesi büyüyen bir hareket. Geniş bir tabana sahip ve önemli yasal kazanımlar da elde edildi. Ancak sistemin bir politikası olarak kadına yönelik kimi söylemlere sahip çıkması bir durağanlık yarattı. Şimdi kadınların özgürlük arayışlarını sadece sistem içinde belli kurumlara hapsetmeye yönlendirmeye çalışan anlayışa karşı yeniden sokakları tanımlamamız gerekiyor. Çünkü gerçek özgürlük burada yatıyor.”

Aktif bir kadın hareketi ihtiyacı

Askapenalı Maricia ise, bunun yolunun örgütlenmeden geçtiğine vurgu yaparak, “Özellikle genç nesiller arasında bireyci ideoloji çok derinlere işlemiş durumda ve kolektif eylem zorlaşıyor. İnsanlar sorunu anlıyor, ancak bir adım ileri gidip örgütlenmeye başlamak bambaşka bir şey. Amacımız, sadece teoride değil, pratikte de güçlü ve aktif bir kadın hareketi inşa etmek. Farkındalık yeterli değil, eyleme geçmemiz gerekiyor” diyor. Maricia son olarak Viyana Halklar Platformu’nda da tartışma başlıklarından birini oluşturan kadın konfederalizmi önermesini destekleyerek, “Bu fikir ilginç ve olumlu. Ancak pratikte nasıl işleyeceğine dair daha fazla tartışmaya ihtiyaç var. Teorik olarak desteklenecek bir çerçeve. Ancak kendi toplumsal bağlamımızda, kendi ülkelerimiz ve örgütlerimizde nasıl uygulayabileceğimizi deneyimlemek bir süreç işi.”