Uzun mutlak tecrit sürecinin ardından 23 Ekim 2024 tarihinde Ömer Öcalan’ın gerçekleştirdiği görüşme ile Rêber Apo’nun “Koşullar oluşursa süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekebilecek teorik ve pratik güce sahibim” cümlesi yeni bir sürecin ve gündemin başlangıcı oldu.
Aile görüşünden Heyet Görüşmeleri’ne evrilen süreçte bu cümlenin taşıdığı tarihsel derinlik ve güncel çözüm perspektifi, 27 Şubat 2025 tarihinde deklare edilen ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ile somutlaştı. “Asrın Çağrısı” olarak adlandırılan çağrıda demokratik dönüşüm ve demokratik uzlaşı öne çıkarılmaktaydı. Demokratik dönüşüm sürecinde PKK’nin dönüşümü ile Türk devletinin demokratikleşme adımları birbirini tamamlayan boyutları içermektedir.
Devlet artı demokrasi formülü
Demokratik uzlaşı; devlet artı demokrasi formülünde somutlaşmaktadır. Bu formül ortak vatanda halkların kardeşliğine dayalı yaşam ve sistemi geliştirerek uluslararası komployu boşa çıkarmaya dönük 1999 yılından itibaren Rêber Apo tarafından dile getirilmektedir. Demokratik cumhuriyet olarak formüle edilen siyasi sistem; halkların demokratik, eşit ve özgür temsilini, yaşam, siyaset ve kurumlaşmasını ifade etmektedir. Devlet sınırlarına dokunmayan, demokratik toplum iradesini ve örgütlenmesini esas alan, devleti demokrasiye duyarlı hale getirerek hem toplumda hem devlette demokratik dönüşümü esas alan bir formülasyondur. Demokratik Türkiye Özgür Kürdistan olarak somutlaştırılan bu formülasyon dört parçayı içeren demokratik dönüşüm sürecini kapsar. Başta Kürtler olmak üzere farklı halkların, inançların, kültürlerin ve kadınların özgür kimlik ve iradelerini kabulüyle Türkiye, İran, Irak, Suriye’de demokratik cumhuriyetin inşası Ortadoğu halklar ve kadın rönesansının temelini oluşturur.
Demokratik dönüşümü yaşamsallaştırma zamanı
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda “Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir” diyor Rêber Apo. Bu uzlaşı devletin idari varlığının yanında demokratik toplum örgütlenmesi, iradesi ve yönetimini kabul anlamına gelmektedir. “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” adıyla çıkan beşinci ve son savunma ‘Demokratik Çözüm Manifestosu’dur. Bu manifestonun ön hazırlığı niteliği taşıyan ‘Yol Haritası’nda bu uzlaşının nasıl olacağı tarihsel, toplumsal temelleri ile ortaya konmaktadır. Bu anlamda yeniden yeniden ‘Yol Haritası’na ve ‘Demokratik Çözüm Manifestosu’na dönme, okuma, yoğunlaşma, anlama ve uygulamanın neresinde olduğumuzu gözden geçirme zamanıdır. Ahlaki, politik ve entelektüel görevlerin gereklerini yerine getirerek demokratik toplum inşasına hız verme, 1993’lerden bugüne demokratik dönüşüm ve çözüm arayışını yaşamsallaştırma zamanıdır. 2010 yılında hazırlanan Yol Haritası’nda demokratik cumhuriyet, demokratik ulus, ortak vatan, demokratik anayasa, demokratik çözüm, bireysel ve kollektif hak ve özgürlüklerin birlikteliği, ideolojik bağımsızlık ve özgürlük, tarihsellik ve şimdilik, ahlak ve vicdan, öz savunma temel ilkesel çerçeve olarak dile getiriliyor. Devletçi çözümün karşısına bu ilkeler çerçevesinde konulan demokratik çözüm klasik inkar ve imha çizgisini aşmayı amaçlıyor.
Devletçi çizgi aşılmadan yol alınamaz
Devletçi çözüm iki temelde şekillenmekte, biri inkar ve imha, ikincisi federalist çözüm olarak devletin izdüşümü bir siyasi yapılanmayı dayatırken toplum ve kadın iradesini devre dışı bırakmaya devam etmektedir. Güney Kürdistan’da gerçekleşen biçimi ile demokratik bir muhtevaya sahip olmadığı hem dar milliyetçi çizgide derinleşmeyi hem giderek inkarcı egemen devlet çizgisiyle buluşma, hizmet etme ve yedeğine düşmeyi getirdiği görülmektedir. İnkarcı-imhacı ve dar milliyetçi devletçi çözüm modelleri yerine üçüncü çizgi temelinde demokratik cumhuriyet ve demokratik ulus modeli tarihi çözüm olarak sunulmaktadır. Demokratik uzlaşının çözüm modeli olarak belirginlik kazanmaktadır. ‘Yol Haritası’nda kimliklere saygı ve demokratik anayasa demokratik çözümde kilit rol oynuyor. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda da “Kimliklere saygı kendilerini özgürce ifade edip demokratik anlamda örgütlenmeleri her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları, ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür” vurgusu öne çıkıyor. Demokratik kabule dayanan demokratik bir anayasa şekillenmeden, tekçi, merkeziyetçi, devletçi çizgi aşılmadan yol almak, nefes almak, ortak kültür ve zihniyet dünyasının gelişimine dayalı demokratik uluslaşmaya doğru ilerlemek mümkün değildir. Yarım yüzyıla yaklaşan özgürlük mücadelesi bunun ispatıdır. Varlık ve özgürlük sorununu çözme varlık-yokluk noktasında kendini dayatan bir gerçekliktir. Bu anlamda katılık yerine esneklik, ortak kabule dayalı ucu açık kimlik tanımı ve eğiliminin önemi üzerinde duruluyor.

Çağrının esas sahibi ve muhatabı toplumdur
Ortadoğu’nun bilgelik ve demokratik uygarlık damarlarından beslenen bir çözüm arayışı içinde olmayı temel doğrultu olarak belirleyen Rêber Apo klasik Ortadoğu İslamik çözüm arayışları ile klasik Batı’nın ulusalcı çözüm arayışlarının başarı şansını yitirdiğini belirtmektedir. Devlet ve iktidarı, sınıflı toplumu aşan bir çözüme kilitlenme belirgin yön haline geliyor. “Devlet ve demokrasinin birbirini dengelemesi, demokratikleşmenin en hayati sorunlarından birisidir” tespitini yaparken Yol Haritası’nı demokratik çözüme odaklar. Bu kapsamda; “sorunların sahibinin devlet değil toplum olduğunu, dolayısıyla çözümünün de ilgili toplumdan gelmesi gerektiğini” vurguluyor. Bunun anlamı örgütlenen, iradeleşen, öz savunma ve öz yönetim gücüne kavuşan toplumun kimlik sorunu başta olmak üzere temel sorunlarını çözecek bir güç haline gelmesi demektir. Eğer bugün Kürt kimliğinin kabulü gelişmişse bu, mücadele ve örgütlü toplum iradesi sayesindedir. Bu anlamda çağrının esas sahibi ve muhatabı toplum olmaktadır. Toplumun komün ve meclisleriyle örgütlenme düzeyi, öz savunma gücünün diriliği, kadın özgürlük çizgisi temelinde demokratik toplumsal irade ve yönetim gücü, özgür eş yaşam temelinde bütün yaşam alanlarında özgürlük ahlakı ve bilinciyle ulaştığı ahlaki-politik-estetik düzey belirleyici olmaktadır. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda belirtilen demokratik uzlaşı ‘Yol Haritası’nda devlet sınırlarından ayrılma veya farklı ulus-devlet kurma yerine “Devlet olmayan, devleti hedeflemeyen, ret ve inkar da etmeyen esnek bir çözüm” olarak tarif ediliyor. Devleti hedeflemiyor, ama “devletin uzantısı da olmayan sivil toplumun demokratikleşmesi” temelinde demokratik toplumsal örgütlenmeyi bir varoluş, yaşam biçimine dönüştürüyor.
Devlet artı demokrasi
Toplumun demokratik dönüşümü ile devletin demokrasiye duyarlı hale gelişi paralel işleyen süreçlerdir. Devlet ve iktidarı aşma; özgür toplumsallık düzeyinde, kadın özgürlük düzeyinde, halkların ve inançların özgün ve özerk örgütlenmeleriyle yaşamı ve sistemi renklendirme, zenginleştirme düzeyinde anlam ve yaşam bulmaktadır. Demokratik ulus kültürünün yer edinmesi ile ulus-devletin yarattığı suni çelişkiler aşılmakta, egemen-ezilen çelişkisi hem ulus hem sınıf hem cins olarak ortadan kalkmakta, demokratik komünal üretim, yaşam tarzı ve ilişkileri demokrasinin temelini oluşturmaktadır. Bunun demokratik anayasal düzeye taşınması devlet artı demokrasi uzlaşısının varoluş tarzıdır. Yasal ve anayasal güvenceye alınmayan kültür, inanç, ulus ve cins kimliği devlet ve iktidar karşısında saldırı, gasp ve soykırım tehdidiyle karşı karşıyadır. Bütün uygarlık tarihi bunun verileri ile doludur, günümüzde de 3. Dünya Savaşı’nı yürüten küresel hegemonik güçler ve yerli işbirlikçileri olarak karşımızda durmaktadır. Bölgesel, yerel işbirlikçi ulus-devletçikleri üzerinden her türlü kırım siyasetini doğa, toplum ve kadın kırımı olarak sürdürmekte, ayyuka çıkarmaktadır. Bunun karşısında somut güvenceleri ile demokratik uzlaşının temellerini atmak ve adım adım demokratik devlet, demokratik cumhuriyet süreci ve kurumlaşmasını geliştirmek dışında bir çözüm yolu görünmemektedir.
Kadın özgürlüğü ile toplumun inşası
Devlet ve iktidar karşıtlığı kadının özgür kimliği, iradesi ve örgütlülüğünü kabulde somutlaşmaktadır. Demokratik sosyalizm, sosyalist kültür ve özgür eş yaşam ilişkileri ve sistemi bu karşıtlığın zihniyet, kültür ve yaşam alanlarını ifade ediyor. Birey ve toplum optimal dengesini kuran, tarih ve toplum bilincinden beslenen, özgürlük kültürü, ahlakı ve ideolojisiyle toplumsal yaşamı ve ilişkileri düzenleyen, kadın-erkek ilişkilerini özgürlük bilinci ve değerlerine dayandırarak yeniden yapılandıran ve yaşamsallaştıran demokratik toplum inşasını öz savunmaya dayalı geliştirmek vazgeçilmezdir. Devleti reddetmeyen, ancak özgür kimlik ve kişilikli yaşam ve toplumun demokratik inşasını bir varoluş biçimine dönüştüren yeniden doğuş çizgisi halkların ve kadınların rönesansı olarak tanımlanıyor. Yeniden doğuş anlamına gelen rönesans özgür Kürt, kadın ve halklar kimliğine her gün yeniden doğuşu ifade etmektedir. Bunun örgütünü, eylemini, yaşamını ve demokratik ilişkiler sistemini demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve demokratik konfederalizm olarak inşa etmeyi tarihsel bir sorumluluk olarak görmektedir. Bu amaç doğrultusunda verilen yarım asırlık özgürlük, eşitlik, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi; bu uğurda en değerli varlığı canını ortaya koyanlara bağlılığın gereği halkların ve kadınların baharı ile taçlandırılmayı hak etmekte, kutsalımız olmaktadır. Bu kutsama ve kutsanma diyalektiği içinde yeniden varoluşlara koyulmaya devam…
