Hukuk olmadan çözüm, kadın olmadan hukuk olmaz!

- Ayla Akad Ata
392 views
Tewgera Jinén Azad, 24 Ağustos’ta yaptığı “Barış İnşası, Demokratik Toplum ve Anayasa’da Kadınların Sözünü Kurmak İçin Çağrımızdır!” açıklaması ile, kadınların toplumsal barış için ihtiyaç duyulan değişim ve dönüşümün asli öznesi olduğunun altını çizerek; bunun için gerekli siyasi ve hukuki zeminin oluşturulması amacıyla, barışa inanan tüm kadınları, sahip oldukları inanç, taşıdıkları kaygı, sürece dair beklentileri ve eleştirileriyle birlikte tartışmaya; bu tartışmalarla sürecin toplumsallaşmasına katkı sunmaya ve beraber güçlenerek kadınlar adına ortak sözün sahibi olmaya davet etti. 

Bu çağrının Türkiye Kadın Hareketi ile -son 25 yılına tanıklığımızın da söz konusu olduğu- barış için ortak eylem ve örgütlenme zeminlerinden güç aldığı ve bağımsız değerlendirilemeyeceği tartışmasız. “Kadın Platformları”nın buluşmalarından “Vakit Geldi” buluşmalarına, “Barış İçin Kadın Girişimi”nden “Kadın Özgürlük Meclisleri”ne ve bugün “Barışa İhtiyacım Var” çalışmalarına kadar; sahip olduğumuz değerli bir bilgi ve birikim söz konusu. 

Risk almak kaçınılmaz

Soruna milliyetçi ve militarist yaklaşımların, sorunun çözümüne de güvenlik penceresinden baktığını, bu çerçevede yapılan tartışmaların bir tekrardan ibaret olduğunu ve çözüme bir faydası olmadığını; bir anlama, anlamlandırma ve gerçekleşme süreci olarak barışın, politika yapıcıların hareketlenmesi ve toplumda bir inşa aktivitesi ile mümkün olduğunu biliyoruz.  Risk almanın kaçınılmaz, cesur ve kararlı adımların zorunlu, toplumsallaşmanın gerekli olduğu bu sürecin her aşamasında; kadınların yer almasını, siyaset kanallarının açık olmasını ve çözüm için hukuki zeminin yaratılması zorunluluğunu her fırsatta ifade ediyoruz.
Çünkü, savaşın veya diğer örgütlü fiziksel şiddet biçimlerinin son bulma hali olarak Negatif Barış’ın, sadece fiziksel değil yapısal şiddetin de son bulduğu ve adaletin tesis edildiği Pozitif Barış’a erişebilmesinin ne kadar zor olduğunu; 1993 yılından bu yana devrede olan barış girişimlerinin sonuçsuz kalmasıyla acı bir şekilde deneyimledik. Barış iklimi kalıcılaştırılamayıp barışa dair umutların boşa çıktığı her girişimde, daha önce yaşanmamış ağır şiddet dalgalarına tanıklık ettik. Çatışmayı yaratan sebeplerin ortadan kaldırılması bir yana; yokmuş gibi davranılması ve gerekli önlemlerin alınmaması, doğası gereği kırılgan ve riskli bir yapıya sahip olan negatif barış sınırlarının aşılmasını engelledi yazık ki.

Toplumda henüz var olmayan güven

Bugün farklı bir atmosfer ve toplumsal gerçeklik içerisinde yaşıyoruz barış iklimini. Sadece iç dinamikler değil küresel ve bölgesel gelişmelerin de çözümü zorladığı bir sürecin içerisindeyiz. 1 Ekim 2024’te Sayın Bahçeli’nin TBMM çatısı altında attığı adım ve sonrasında “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde barışı sağlamak lazım.” şeklindeki açıklaması sürecin hassasiyetini ortaya koyarken;  22 Ekim’de Sayın Öcalan yönünden Umut Hakkı ve siyaset zeminine atıfta bulunduğu açıklaması, milliyetçi refleksler de hesaba katılarak üzerine düşünülmüş, aşamaları planlanmış bir sürecin başladığını; devlet aklının devrede olduğunu ortaya koyuyordu.  Bunun yanında Sayın Öcalan’ın, 27 Şubat’ta yapmış olduğu “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”, PKK’nin bu çağrıya karşılık vererek 12. Kongresi’ni toplaması ve aldığı fesih kararını duyurması ile; sonrasında tarihi bir adım olarak silahların sembolik olarak yakılması; yaşanan çatışmasızlık halinin devamı, silahların nihai olarak devre dışı kalması bakımından önemi tartışmasız olan adımlar olduğu gibi; alınması gereken hukuki önlemlerin ve siyasi kararlılığın ivediliğini de zorunlu kılıyor. Demokratik siyasetin, silahlı mücadelenin alternatifi olabileceği iradesini ortaya koyan bu adımların, anayasal ve yasal reformlarla desteklenmesi ve düşünce, örgütlenme ve siyasal faaliyet özgürlüğünün en geniş ölçüde güvence altına alınmasının, toplumda henüz var olmayan güvenin tesisini de beraberinde getireceğine inanıyoruz. 

Kalıcı barış inşasında kritik rol

Kürt Halkı açısından Baş Müzakereci konumu tartışmasız olan Sayın Öcalan, 8 Mart’ da kadınlara gönderdiği mesajda “Dönemin ruhu demokratik siyasettir. Dili de barış dilidir. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı aynı zamanda kadınlar için de bir rönesanstır.” değerlendirmesi ile sürecin izleyeni ya da katılımcısı değil, karar mekanizmalarında yer alarak emekçisi ve örgütleyici olma kararlılığında olan kadınlara güç vermiş, sorumluluk göstermeye davet etmiştir.
Kadınların bu süreçte oynayacağı rolün, sürecin toplumsallaşması ve kalıcı bir barışın inşasındaki kritik öneminin farkındayız. TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 51 üyesinden yalnızca 10’unun kadın, oranın %19,6 olmasının, eşit temsil iddiamızın çok uzağında olduğunu biliyoruz. Oysa ki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2000 yılında aldığı 1325 sayılı kararı ve devamındaki kararlar (1820, 1888, 1960), kadınların barış ve güvenlik süreçlerine katılımını bir “tercih” değil; devletler için bir “yükümlülük” olarak tanımlamış ve üye devletlerden “Ulusal Eylem Planı” hazırlamalarını istemiştir. Kadınların karar alma mekanizmalarına eşit katılımı, çatışmalarda kadın ve çocukların korunması, barış inşası ve yeniden yapılanma süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetilmesi bir norm olarak kabul edilmiştir. Taraf bir devlet olarak Türkiye’nin, ivedilikle Ulusal Eylem Planı’nı hazırlamasının sürece büyük katkı sunacağına inanıyoruz.  

Kadınların hukuku korunmadan olmaz

24 Ağustos’da yaptığımız çağrı, bu açıdan da büyük önem taşıyor. Çalışmamızı “Hukuk Olmadan Çözüm, Kadın Olmadan Hukuk Olmaz” iddiasıyla duyurduk. Çünkü sorunu bir hukuk kuramama/ hukuk oluşturamama sorunu olarak görüyor ve kadınların hukuku korunmadan demokratik bir sistemin inşasının mümkün olmadığını savunuyoruz. Komisyonumuzun adını da “Barış İnşasında Kadın ve Hukuk Komisyonu” olarak belirledik. Biliyoruz ki, barış inşası ancak demokratik toplum zemininde gerçekleşebilir. Yıllardır en zor koşullarda dahi bu zeminde ısrar ettik; bedel ödeyerek inşacısı olduk. Şimdi doğal olarak siyasi iktidardan cesur ve kararlı adımlar atmasını ve sürecin ihtiyacı olan özgürlük yasaları başta olmak üzere demokratik çözüm hukukunun oluşturulmasını bekliyoruz.
Dünyanın farklı coğrafyalarında -çoğu zaman benzer nedenlerle- savaş ve çatışmalar yaşandı/yaşanıyor. Görmek ve sonuç çıkarmak isteyen herkes için bu süreçler örnek olacak deneyimleri içinde barındırıyor. En önemlisi gerek savaşın gerekse de barışın hukuku, yaşanan büyük yıkım ve acı üzerine oluştu. Bizim sürecimizin bir örneği yok. Ancak yaşanan çatışmalarda da, çözüm deneyimlerinde de kendimizi görebildiğimiz taraflar var. Aynı hataları yapmadan, kazandıran adımları görerek ilerlemek; kendi barışımızı sağlamak ve inşa etmek için dönüp bakmak yeterli. Biz dönüp bakıyoruz. İrlanda’dan Liberya’ya, Güney Afrika’dan Kosova’ya, Kolombiya’dan Filipinler’e kadınların deneyimlerini sahipleniyor, kendi örneğimizi yaratmaya çalışıyoruz.

Barış süreçlerinde kadınların talepleri 

1996’da kurulan “Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu” kurucu üyelerinden ve Hayırlı Cuma Anlaşması’nda koalisyonun müzakere ekibi üyesi olan Avila Kilmurrayss, “Kadın aktivistler olarak tüm siyasi partilere yazı gönderip taleplerimizi ilettik ancak hiçbirinden cevap alamadık. Bizi görmezden geldiler. Bizi görmezden geldiklerine göre ve mevcut temsiliyete bakarsak, müzakere masasında hiç kadın olmayacak demekti. Bu nedenle Koalisyonu kurduk… Koalisyon bölünmüş toplumu yansıtan bir yapıda olmalı dedik ve Koalisyon’da biri Katolik milliyetçi taraftan biri de Protestan Birlikçi taraftan iki liderimiz oldu. Bir de insanların ayrışmasına neden olabildikleri için ayrıntılı politikalara takılıp kalmamamız gerek dedik. Bu politikalar yerine üç temel ilke edindik. İnsan hakları, eşitlik ve katılım.” diyor. Bu yaşanmışlık, kadınların barış süreçlerinde kendi talepleri ile özgün örgütlenmeleri ve bir araya gelme/gelebilme noktasında gösterdikleri çaba ve özeni ortaya koyan çok önemli bir deneyim.
Yine, 2003’te  kurulan “Liberya Kadınları Barış İçin Kitlesel Eylem” adlı dinler arası hareketin kurucusu ve Liberya Devlet Başkanı Charles Taylor’ı kadınlarla görüşmeye ve Gana’nın baş kenti Accra’da yapılacak resmi barış görüşmelerine katılmaya zorlayan halk protestolarına liderlik eden Leymah Gbowee’nin, “Liberyalı Kadın Barış Hareketi, tabandan gelen hareketlerin barışı sürdürmek için elzem olduğunu; liderlik pozisyonundaki kadınların barış için etkili aracılar olduğunu; ve kültürel açıdan önemli sosyal adalet hareketlerinin önemini dünyaya gösterdi. Liberya’nın deneyimi, kadınların -özellikle Afrikalı kadınların- barışın itici gücü olabileceğinin dünyaya iyi bir örneğidir.” değerlendirmesi ile Liberya deneyimi; gerek halk protestolarında ortaya konan kadın özgünlüğü gerekse de kadınların elde ettiği kazanımlar boyutuyla bizler için yol gösterici ve motivasyon kaynağı oluyor. 

Kadınlar kurulan mekanizmalarda yer almalı

Kadınlar barışı inşa ediyor ve bu amaçla kurulan sosyal ağlara liderlik ediyorlar. Sürecin toplumsallaşması noktasında atlatılması gereken aşamaların ve atılması gereken adımların temel dinamiği oluyorlar. Kurulan komisyon ve oluşturulan mekanizmalarda yer almaları, daha kapsayıcı, adil ve kalıcı barış anlaşmalarının açığa çıkmasını sağlıyor. Yaşadığımız sürecin karar vericilerinin bu gerçeğe sırtını dönmemesi gerekiyor. Kaldı ki, bu tek başına yeterli değil. Yaşadığımız süreç açısından ele alacak olursak: Bağımsız bir medyadan söz etmek bugün zor olsa da parlamentoda kurulun komisyonun temsil yönünden %90’ın üstünde seyreden kapsayıcılığı medyayı kullandığı dil ve sürece yaklaşım konusunda yapıcı olmaya itebilir. Sivil Toplum Örgütleri’nin sürecin içerisinde yer almasının önemi bir yana; barış inşası bugün başlayıp yarın bitecek bir mesele olmadığından eğitim önemli bir araç olarak değerlendirilebilir. Yine din insanları verecekleri fetvalarla ve kanaat önderleri sürecin içerisinde yer alarak, sürecin toplumsal meşruiyet kazanmasına ve başarıyla sonuçlanabilmesine katkı sunabilirler. Yeter ki, gelinen noktanın kıymeti bilinerek sürecin gerektirdiği hukuki adımlar ertelenmeden atılsın ve siyaset zemini güçlü kılınsın. Bilginin en güçlü silah olduğu çağın bir gereği olarak her şeyden önce kendini bilmek ve sorumlulukla yaklaşmak gerekiyor. Kadınlar bu sorumluluğu gösteriyor ve ancak zamanın ruhunu doğru okuyanların kendilerini zamanın ötesine taşıyabileceğinin farkındalar. Birileri savaşa koşarken barışa geç kalmamak gerekiyor!