İki yaşam iki gerilla

- Vîyan Leyla
297 views

Gulan Nexede’nin hikayesi

Coğrafyası dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın Nexede kentinde bir kız çocuğu dünyaya gözlerini açıyor. Her Kürt şehri gibi direniş damarı zulümle kesilmek istenen, acılara gebe bir kent. Bu acının en katmerlisini kadınlar yaşıyor. Bir zamanlar direnişi kuşanan kadınlar erkeğe cariye, aileye namus, devlete ganimet ve köle olarak kalıyor. Kadınların üzerine adeta ölü toprağı serpiliyor. Yaşam onlarla bir daha filizlenmesin diye devlet, erkek, aile el birliğiyle çalışıyor. 

Küçük bir kız çocuğunun resimleri

Ne kadar derinlere itilirse itilsin, ne kadar bastırılmaya çalışılırsa çalışılsın küçük bir kız çocuğu varisi oluyor bu onurlu tarihin. Ailesinin tüm telkinlerine rağmen ona anlatılan hikayelerdeki direngen kadınların resimlerini çiziyor küçük, beyaz defterine. Resim çizdiği anlar kendisini en özgür hissettiği anlar oluyor. Her çizdiği resmi yakarak onu ‘hizaya’ çekmeye çalışıyorlar. Resimleri yakıldıkça ruhu, hayal dünyası kavruluyor. Ama pes etmiyor, inadına daha renkli resimler çiziyor. Böyle başkaldırıyor yaşama. 

‘Çocuk gelin’ trajedisi

Gulan henüz 12 yaşında bir çocukken, hayallerini çizdiği resim defteri de yaşamı da elinden alınıyor. Daha yaşamı bile tanımlayamamışken zorla evlendiriliyor. Olan bitenden öyle bihaber ki, misafir olarak gideceğiz diye götürüldüğü yerde gelinlik giydirilip evlendiriliyor. Daha bedenini kendisi tanımamışken, ondan kat be kat büyük, koca diye belletilen bir erkeğin elleri değiyor bedenine. Karşı koyuyor ama küçük bedeni ve yüreği direnemiyor ‘kocaman’ koca karşısında. Çocuk yaşta, bir çocuğa gebe kalıyor.  Kendisine kader diye belletilen bu yaşam, bir nesle daha taşınsın, döngüye kavuşsun istemiyor. Başta kendince çözümler üretmeye çalışıyor kendi canı pahasına. Yine de yaşama tutunuyor ikisi de. Bir kızı oluyor. Yaşıtları oyuncak bebeklerle oynarken kucağına verilen bu bebekle ne yapacağını bilemiyor. Çocuğa bakma sorumluluğunu annesi üstleniyor. Çocuğuna baktıkça kendi yaşadıklarını düşünüyor, onu nasıl bir geleceğin beklediğini düşünüyor. Çocukluğunda dinlediği hikayeleri hatırlıyor sonra. Dilden dile anlatılan destanlardaki direnişçi ‘Keça Nexedeyî’ gibi bir kadın olmak istiyor. Elinden alınan defterine, küçük yaşında resmederek ulaşmaya çalıştığı kadınların yaşamını bugünlere taşımak istiyor. 

‘Keça Nexedeyî’ mirasını omuzladı

Tıpkı küçükken dinlediği hikayelerde olduğu gibi, yanıbaşında destanları bugüne taşıyan dağ kadınlarının hikayelerini duyduğunda “tamam” diyor; “kendi kaderimi de kızımın kaderini de değiştirebilirim.”
Yönünü özgürlük dağlarına vererek direnişçi kadınlar kervanına katılıyor. Dağlarda kadın olmanın anlamı farklı. Daha özgüvenli, kendinden emin, iradeli, gelecek uğruna her türlü bedeli göze alan kendisi gibi direnişçi kadınlarla tanışıyor. İlk defa doğru yerde olduğunun farkına varıyor. Her bir kadının bu yol yürüyüşüne başlamadan önce kendisiyle benzer hikayeleri olduğuna tanıklık ediyor. Yani dayatılan toplumsal bir gerçekliğin olduğunu görüyor. Bunu değiştirmek için yılmadan mücadele etmesi gerektiğini biliyor. Artık kadınların ancak birlikte güçlü olabileceğinin ayırdında. Gulan şimdi kendisi, kızı ve kendisi gibi çocuk gelinler için her türlü toplumsal gericiliğe ve erkek egemenliğine karşı savaşıyor. Ve bu savaşı kazanacak çünkü O HAKLI!

***

Koçerîn Koçer’in hikayesi

Bahar bir başka gelir Kürdistan dağlarına. Doğanın yaşamı muştuladığı o rengarenk mevsimde, dağların etekleri koçerlerle daha bir renklenir, canlanır. Koçer çadırlarından birinde doğanın döngüsüne yakışırcasına bir kız çocuğu gözlerini dünyaya açıyor. İlk adımlarını orada atıyor, doğduğu bu cennet diyarın kucağında neşeyle büyüyor. Koyunlarıyla, kuzularıyla dağ taş gezip dolaşmak istiyor. Özgürlüğün tadına yeşil engin bir deniz gibi önünde serilen yaylalarda varmak istiyor. Çocukluğun tüm masumiyetiyle atılmak istiyor yaşama. 

Yaşam kavgasına erkenden girdi

Ancak Koçerîn’e nasip olmuyor o yaylalarda büyümek. Henüz küçük bir çocukken; yedi yaşında sömürgeciliğin çıplak yüzüyle tanışmak zorunda kalıyor. Koçer çadırları gibi yaşamları da düşman tarafından yerle bir ediliyor. Topraklarından, rengarenk dünyalarından koparılıp alınıyorlar. 

Kürdistan’ın küçük bir şehrine yerleşiyorlar. Geçim derdi yaşamın sevincinden farklı bir yere oturuyor artık. Koçerîn, zozanların yeşil bir halı gibi serildiği dağ eteklerinin yerini alan sokaklarda sırtında küçük kardeşi, yoğurt satarak yaşam kavgasına atılıyor. Yaşamı büyük bir emekle daha o yaşta ilmek ilmek örüyor. 

Yeşilin huzurundan uzakta soluksuz kalmak

Yaşam kavgası bu ya, Koçerîn’le birlikte 8 çocuklu aile bu küçük şehirde de barınamıyor. Bu kezistikamet, Türkiye metropolleri, İstanbul. Yeşilin huzuru, yaylaların mis kokusu, envai çiçeklerin renkleri çok uzakta kalıyor onlar için. Beton soğukluğunda bu dünyada yaşam kavgası artık daha çetin. Koçerîn, tekstil atölyelerinde çalışmaya başlıyor. Emeğin sömürüsü düzenle, kadını sömüren erkek gerçekliğiyle tanışıyor. Bazen patronu, bazen onu hem bedenen hem ruhen sahiplenmeye çalışan erkek arkadaşı, bazen de hep tetikte hissettiği sokaklardaki herhangi bir erkekle kadın olmanın, sürgünde bir Kürt kadın olmanın ne demek olduğunu anlıyor. Nefes alamaz oluyor, sessiz çığlıklar atıyor. Kader diye sunulan yaşamı sorgulamaya başlıyor. 

Ait olduğu topraklara dönüş

O güne kadar bildiği yaşam kavgasının kendisine ait ne varsa elinden bir bir aldığını, yitip gittiğini farkettikçe “Bu çarkın dişlisi olmayacağım” diyerek atılıyor gerçek yaşam kavgasına. Daha küçük yaşlarda koparıldığı, yıllar önce sürüldüğü dağlara veriyor yönünü. Gözlerini dünyaya açtığı dağ eteklerinden yeni bir dünyayı yaratacağı dağ zirvelerine tırmanışının öyküsü böylece başlıyor…Özlemini duyduğu kültürün adını alıyor bu yeni yaşamında; Koçerîn Koçer…
Dağlarda kendi gerçekliğiyle buluşuyor; kadın, Kürt, emekçi gerçekliği. Emeğin gerçek anlamına gerillada ulaşıyor. Hiç kimsenin sömürü malzemesi olarak kullanmadığı, yaşamı örmek için herkesin ortak emek harcadığı, toprağa düşen her ter damlasının yeni yaşamı filizlendirdiği emeği tanıyor. Yaşam kavgasına erken atıldığı ve erken yaşlarda sorumluluk aldığı için Koçerîn zaten özgüvenli. Fakat bunu daha fazla perçinlemesi gerektiğini biliyor. Tüm kadınlarda kanıksatılmaya çalışılan sindirilmişlik ve eziklik duygularının ancak ortak mücadele birliğiyle ortadan kalkabileceğini görüyor. Bu nedenle hep kadın yoldaşlarıyla beraber özgün birliklerde yer alıyor. Sonrasında savaşı öğreniyor.
Acımasız ama kendisini korumanın yegane yolu olan savaş gerçekliğiyle pişmeye başlıyor. Koçer çadırlarını yıkan Kürt düşmanlarına, bedenini istismar eden erkeklere, emeğini sömüren patronlara karşı verdiği savaşın haklılığını her geçen gün daha yakından görüyor. Yılmaz bir kadın savaşçı olmanın yolunda kararlı adımlarla, kendinden emin yürüyor durmadan. Koçerîn şimdi bir gerilla ve bu savaşında kazanacak çünkü O HAKLI!