Kolektif dönüşümle başarabiliriz

- Newaya Jin
273 views
Almanya Kürdistan Kadınlar Birliği (Yekîtiya Jinên  Kurdistan li Elmanyayê-YJK-E) 2016 yılında Almanya’da yaşayan Kürt kadınlarının yaşamını örgütleme amacıyla kurulan bir çatı örgütü. Bu yıl 5. Kongresini 22 Şubat tarihinde Darmstadt kentinde 200’e yakın delegenin katılımıyla gerçekleştirdi.

Öncesi ‘Toplumsal Cinsiyetçilik’ ve ‘Yeniden İnşa Konferansı’ ile kongredeki kararlaşmanın alt yapısını oluşturan YJK-E, kadınların yaşadığı toplumsal sorunlara kalıcı çözümler yaratacak, toplumsal dönüşümü sağlayacak konfederal örgütlenme modeli ve ağını daha fazla geliştirmeyi hedefliyor. Komünlere dayalı örgütlenmenin yaygınlaştırılması, toplumsal cinsiyetçilikle mücadele, genç kuşaklara, yeni gelen Kürt göçmen kadınlara ulaşma YJK-E’nin yeni dönem stratejilerinin temelini oluşturuyor. YJK-E sözcüsü Kezban Doğan ile gerçekleştirdikleri konferanslar, kongre ve önümüzdeki dönem hedeflerini konuştuk. 

Almanya Kürt Kadınlar Birliği-YJK-E olarak Şubat ayında 5. Kongrenizi gerçekleştirdiniz. Bu kongrede YJK-E’nin 1 yıllık faaliyetlerine dair ne tür tespitler yapıldı?
5. Kongremizden önce YJK-E bünyesinde yer alan tüm yerel örgütlenmelerimiz kendi kongrelerini gerçekleştirdiler. Yani taban örgütlenmesine dayalı olarak yereldeki tartışma düzeyi, analiz ve çözüm önerilerinin bir sonucu olarak kongremizi gerçekleştirdik. Aslında örgütlenme modelimiz toplumsal ihtiyaçlara yanıt olma konusunda en uygun -kadının karakterine de- sistem olmasına rağmen bunları oturtamamış olmamız nedeniyle tüm Kürt kadınlarına ulaşmada, toplumsal sorunlar başta olmak üzere kadınların yaşadıkları sorunlara cevap olmada yetersiz kaldığımızı görebiliyoruz. 

Ocak ayı içerisinde gerçekleştirdiğiniz ‘Yeniden İnşa Konferansı da bu ihtiyaçtan kaynaklı mıydı? Sözü edilen ‘Yeniden İnşa’dan kasıt ne?
Diasporada örgütlenmek, insanın kendi ülkesinde örgütlenmesinden çok daha zor. Her yönüyle kişiye, benliğine, kimliğine yabancılık var. Burada doğmuş olsanız bile yaşama sıfırın altında, eksiyle başlayarak tutunmaya çalışıyorsunuz. Yabancı düşmanlığının giderek arttığı, kapitalist modernitenin merkezlerinden biri olan Almanya’da yaşıyoruz. Böyle bir zeminde bir Kürt kadını olarak ayakta kalmak, kimliğini ve varlığını korumak büyük bir başarı ama bu yetmiyor. Artık toplumun kadın özgürlükçü çizgi temelinde demokratik dönüşümü olarak tarif ettiğimiz bir aşamadayız.
 Avrupa’da Kürt kadın örgütlülüğü 30-40 yıllık bir geçmişe sahip. Bu önemli bir tecrübe yarattı. Tüm yetersizliklerine rağmen, en örgütlü, hem kadın hem de ülke gündemlerine bağlı olarak harekete geçebilen, refleks gösterebilen kolektif bir irade. Ancak artık dar ve sınırlı kalıyor. Yeniden inşadan kasıt; yıllardır alışageldiğimiz cephe tarzı dediğimiz sınırlı, tek yönlü örgütlenmenin aşılarak, konfederal örgütlenmeyi gerçek anlamda uygulamadır. Tartışmalarımızda örgütlenmeyi salt kitle ziyaretleri ya da eylemlerle ele alışın yetersizliği açığa çıktı. Örgütlenmeyi yaşamın tüm alanlarını kapsayacak çeşitliliğe ulaştırmak, tabana daha yayılır hale getirmek üzerinde durduk. Elbette hokus–pokus deyip her şey bir anda değişmeyecek. Ancak değişim iddiamız ve kararlılığımız var. Konferansta 30’u aşkın karar alındı. Bu kararları hayata geçirmek için temposu daha yüksek, seferberlik düzeyinde yürüteceğimiz bir örgütlenme sürecinin startını verdik diyebiliriz. YJK-E’nin önümüzdeki süreçte kendini örgütleyeceği boyutlara dair konferansta şu değerlendirme yapıldı: “Temel örgütlenme biçimi olarak komünlerimiz ihtiyaç ve potansiyellerine göre kendini örgütler.” Örgütlenme, kültür, diplomasi, eğitim, ekoloji, hak ve adalet, kooperatifleşme, sosyal alan vb. Bunlar yerellerin özgünlüğüne göre çeşitlenebilir, değişebilir. 

Almanya’da yaşayan Kürt kadınları ne tür beklentiler ve ihtiyaçlar üzerinden meclis ve komünlere başvuruyor. Toplumsal sorunlarına, ihtiyaçlarına ne kadar çözüm bulabiliyor bu yapılarda?
Almanya’da onlarca meclis ve komünümüz var. Ama sorun, toplumsal ihtiyaçlara cevap verebilecek kapsayıcılıkta olup olmaması. İnşa Konferansı kararlarımızın ilk maddesi alan, semt ve mahalle komünlerinin daha da yaygınlaştırılması ve işlevsel kılınması oldu. Almanya, Avrupa’da Kürt toplumunun nicelik olarak en yoğun bulunduğu, uzun süredir örgütlü olduğumuz bir yer. Çoğunlukla hukuksal, en çok da şiddet ve aile içinde yaşanan sorunlar üzerinden bize başvurular oluyor. Ya da özellikle çocukların anadilde eğitimi, dil kursları vb. başvurular oluyor. Elbette bunlar çok değerli. Ama toplumun ve kadınların sorunları da ihtiyaçları da çok çeşitli. İnşa Konferansımızda alınan bir diğer karar; bu ihtiyaçları karşılamaya dönük meclisler bünyesinde sağlık, hukuk, psikolojik, pedogojik eğitimler düzenlemesi. Yine sosyal komisyonlar bünyesinde mesleki örgütlemelere gidilmesi kararımız var. Çünkü toplumumuzun, kadınlarımızın bu yönlü sorunları ve beklentileri var. Bu tarz çalışmalar kısmi yapılıyor ancak tüm örgütlenmelerimize yaymak istiyoruz. 

Bu yıl içerisinde önemli çalışmalarınızdan biri de ’Toplumsal Cinsiyetçiliğe Karşı Mücadele Çalıştayı’ oldu. Toplumsal cinsiyetçilik, şiddet ve tecavüz kültürüne karşı YJK-E’nin mücadele metodları neler?
Mart ayında Frankfurt’ta düzenlediğimiz çalıştayın şiarı “Cinsiyetçilik öldürür, mücadele özgürleştirir” idi. Çalıştaya kadınların yanı sıra, hatta kadınlardan daha çok erkek katıldı. Temel amaç da buydu aslında. Sadece kadının egemenlikli sistemi sorgulaması, onu aşma mücadelesi yürütmesi tek başına sonuç vermiyor. Bazı erkek arkadaşlar cinsiyetçiliğin yaşamımızın her alanına incelikli olarak bu denli sızdığını fark etmediğini dile getirdi. “Bizim özgürlük sorunumuz yok, kadınların özgürlük sorunu var” demeye getirenler de oldu. Cinsiyetçiliğin, kişilerin ötesinde bir sistem olarak tüm toplumu nasıl ele geçirdiği doğru yöntemlerle aktarılması belli bir sorgulamayı getirdi. Bu çalıştayın sadece merkezi olarak değil tüm kentlerde yapılması önerisi de geldi. Şimdi sadece kadın meclislerimizde değil, karma meclislerde de toplumsal cinsiyetçilikle mücadele başlığı altında eğitimler düzenlemeye başladık. Konferanslarımızın karşılığını bulduğunu görüyoruz. Bir erkek arkadaşın tartışma sırasında konuşmaları dinleyip, “Bu söz cinsiyetçi değil mi” diye kadın arkadaşlara sorması buna işaret. 

Bir önceki soruyla bağlantılı olarak Almanya’da yaşayan Kürdistan toplumunun sosyolojik yapısına dair nasıl bir analiz yapmak mümkün? YJK-E’nin erkeğin dönüşümü ve özgür eş yaşam bilincinin toplumsallaşmasının yol ve yöntemleri neler?
Yaşanmışlıklardan ortaya çıkan bir sonuç olarak, aynalama teorisi var. Öğretilmiş, şartlanmış bir durum olarak cinsiyetçilik bir miras gibi sözün gerçek anlamında da ‘Ata’dan oğula, erkeğe aktarılıyor. Kendi çevresinde, ailesinde gördüğünü uyguluyor. Bununla sadece fiziki şiddeti kastetmiyoruz. Cinsiyetçiliğin tüm uygulamaları açısından böyle. Bundan rahatsızlık duyma bir istisna. “Ben demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmayı benimsiyorum” deyip sonra da kadın iradesini tanımayan, geleneksel kadınlık ve erkeklik rol ve yapılanmayı besleyen yaklaşımlar mevcut. Hatta kadına şiddet uygulayan ya da daha da genelleştirirsek demokratik, ekolojik olmayan yaklaşımlardan da bahsetmek mümkün. Toplumsal Cinsiyetçilik konferansımızı 2024 yılında Wesel’de katledilen Kürt kadını Yüksel Yargan’a adadık. Bu bir zihniyet sorunu ve çokça zihniyet devrimi dediğimiz bilinçlenme ama aynı zamanda bunu yaşamında da değiştirme kararlılığı, mücadelesini gerektiren bir dönüşümü ifade ediyor. Erkekte ne kadar egemen zihniyet varsa, kadında da o kadar köleliğin zihniyet kalıntıları, kodlamaları var. Bunlar neyle aşılır, eğitimle, bireyin kendine karşı vereceği büyük mücadeleyle, iradeyle olur. Bu mücadele ve savaş öyle sıradan bir savaş değil. Kendinle, sana dayatılmış, senin ise edilgen olarak kabul ettiğin 5 bin yıllık kişilikle mücadele demek. Bu meşakkatli bir mücadele süreci ama imkansız değil. Somut örnek ise, 50 yıldır Rêber Apo’nun emekleri sayesinde ortaya çıkan ve bugün dünyanın gıpta ettiği kadın öncülük düzeyidir. 

Son yıllarda Kürdistan’dan Avrupa’ya ciddi bir göç yaşandı. Bu kitleye hangi ölçüde ulaşabiliyorsunuz? YJK-E’ye bağlı Meclisler bu yeni potansiyeli kucaklayabilecek güçte mi?
Evet, bizim de gündemimizde olan başlıklardan biri bu. Son yıllarda büyük bir göç dalgası yaşandı. Öyle ki artık Almanya’da kamplarda yer kalmadı ve çadır kamplar kuruldu. Son göç dalgası ağırlıkta gençlerden oluşuyor. 90’lı yıllarda hem nicelik olarak hem de bürokratik olarak tümüne olmasa da azımsanmayacak bir kesime ulaşabiliyor, yardımcı olabiliyorduk. Fakat mülteci politikasında şimdi önemli değişimler yaşandı. Yasal olarak kamplara giriş zorlaştı. Kamp yaşamları gerçekten de Auschwitzlerin güncellenmiş hali. Yani hem bizim örgütlenme düzeyimiz hem de genel olarak Avrupa’nın son yıllardaki göçmen politikası ve yasal düzenlemelerin yarattığı zorluklar var. Yeni gelen Kürt göçmen kitlesine ulaşmak, yanlarında olmak; yine bürokratik ve hukuksal konularda yardım için Meclisler bünyesinde danışma kurullarının oluşturulması; göç ve sonuçlarının değerlendirileceği bir çalıştayın yapılması gibi kararlara ulaştık. 

Toplumsal dinamikler açısından önemli bir kesim ise genç kuşak. Genç kadınlar yerel örgütlenmelerde kendilerini yeterince ifade edebiliyor mu?
Başta diasporanın, Avrupa’nın özelde de Almanya’nın bir kapitalist modernite merkezi olması itibariyle özelliklerini sıralarken bunun en fazla da gençleri, genç kadınları hedef alarak yürütüldüğünü belirtmek gerek. Gençleri köksüz, yönsüz bırakmaya dönük özel savaş politikaları var. Kuşaklar arası mesafe giderek açılıyor. Aile içinde demokratik tartışma ortamı, demokratik bireyler yetiştirme anlayışının daha fazla gelişmesi lazım. Eğitimi sistem okullarına bırakmak, onları bu çarkın dişlisi yapmaktan öteye sonuç vermez. Şimdi bu noktada bizim rolümüz ne? Rêber Apo “Özgürlük kolay olsaydı Ronahî ve Berîvan kendini yakmazdı” diyor. Bu hem genç kadın hem de tüm kadınlar için geçerli. Kolay yaşamda ısrardan nasıl dönülür, bunun yoğunlaşması içindeyiz. Yerel örgütlenmelerimizde elbette genç kadınlar var. Hatta eşbaşkanlar, meclis sözcüleri düzeyinde giderek daha da gençleşen bir profilden söz edebiliriz. Ama potansiyel bunun çok çok üstünde.