Jineolojînin Efsunu

- Stran Çelik
286 views
İlk defa hayatımıza 2008 yılında Abdullah Öcalan’ın Özgürlük Sosyolojisi kitabıyla giren Jineolojî kavramı o günden bugüne kendi yolculuğuna ardına milyonları da katarak devam ediyor.

Bir kavram olarak kendi yolunu, ideolojisini pratiğiyle beraber çizen Jineolojî dünya çapında kadınların gündemine girerken, nasıl yaşamalı, özgür eş yaşam nasıl kurulmalı, 3. Doğanın kuruluşuna götürecek düşünce ve pratik nasıl olmalı gibi daha birçok sorunun cevabın üretmede özgürlük hareketinin de temel paradigmasını oluşturmaktadır. Jineolojî anlam olarak kadın, yaşam, özgür eş yaşam bilimi olarak tanımlanırken bu bilimi toplumların kendi anlamlardırmasından uzak, belli zümrenin ya da erkin işi olarak görmez aksine kadim olanın bilgisini, erkek egemen sistem tarafından binlerce yıldır unutturulmaya çalışılanın bilgisinin tarihsel, sosyolojik, arkeolojik bir kazısını yapar adeta. Tahakküm ilk iki kişi arasında yaşanmaya başlamış ve bu ilişkilenme biçimi bütün topluma ve doğaya yansıtılmışken, bunun tam da karşısında direnen, kendini-toplumu-doğayla uyumlu ilişkiyi var edenlerin mücadelesinin düşünsel-pratiksel var oluşudur jineolojî, bir sosyal bilimler önermesidir.

Toplumla var olan bilginin peşine düşmek

Kürt Kadın Hareketinin yıllardır büyük bir direnişle ördüğü düşünsel ve pratiksel alan olan jineolojî en temelde bir kadınla nasıl konuşulur, kadınla-toplumla nasıl eşit özgür yaşam kurulur, bin yıllardır kurulan tahakküm ilişkileri nasıl çözümlenir, kadına ve bir bütünen doğaya yönelmiş bu kırım/katliam nasıl durdurulurun yol yöntemini sorgularken, çözüm yolunda düşünce-söz-eylem birliğinin de olmazsa olmazlığını kendine ilke edinmektedir. Erkek egemen kapitalist sistemin bireylerde yarattığı kendisine dahi dürüst olmama haline karşı, en yakınındaki kadınla doğru zeminde, ahlaki politik kabul ret ölçülerle ilişkilenmenin olmazsa olmazlığını pratikte yaşamsallaştırmaktadır. Jineolojî pozitif bilimin yarattığı ulaşılmaz, anlaşılmaz, toplumdan ve yaşamsallıktan kopuk bilim anlayışına karşı topluma dayalı, pratiği ve düşünce sistemi ile toplumla var olacak olan bilginin peşine düşerken bunu çeşitli kendine özgü yollarla yapmıştır.

Yaşamı ören bilgeliğe yapılan yolculuk; atölyeler

Özellikle Bakur’da atölyeler şeklinde örgütlenen buluşmalarla binlerce kadına ulaşmıştır. Bu atölyelerde her kurumun, yerelin ya da grubun ihtiyacına cevap olacak tartışmalar yürütülürken aynı zamanda planlanan söyleşi, panel, çalıştay gibi etkinliklerle de saha da diğer kadın örgütleri ile ortaklaşa çalışmalar düzenlemektedir. 2012 yılından beri Amed, Wan, Merdîn, İzmir, İstanbul gibi birçok ilde her yıl yüzlerce kadınla özgün atölyeler kurulurken bu atölyelerde kadınlar kendi tarihlerine, yaşamı ören devam ettiren yeniden kuran bilgeliklerine adeta bir yolculuk yapmaktadır. Erkek egemen sistemin yok sayan tahakküm altına alan, talan eden bütün politikalarına karşın kadın hakikatinin izinde kendilerine doğru bir yolculuk bu… Her yaştan dilden renkten kesimden kadınların kendilerinden bir parça buldukları aynı zamanda kendilerinden bir parçalarını kattıkları, paylaştıkları bu buluşmaların mekânı zamanı değişkenlik gösterebilir. Kimi zaman eski bir evin avlusu kimi zaman bir evin odası kimi zamansa Kürdistan zozanları olmaktadır. Hayatı var eden o akışkan enerjinin kendini var edebildiği bütün alanlar adeta jineolojînin örgütlenme alanına dönüşmektedir. Doğayla kurduğu bağdan bilgeliğini alan kadınlar kimi zaman tam da doğanın kalbinde yani bir dağda ormanda tarlada bu bilgeleri paylaşabiliyorlar. Bunun belki de en güzel örneği Wan’ın zozanlarında annelerle yapılan atölyede şifalı otlara dair kadim bilginin paylaşılması çalışmasında yaşanmıştır.

Jineolojinin kadınları çeken efsunu

Peki nedir jineolojînin kadınları kendisine çeken bu efsunu? Dokunduğu her bir kadını bu kadar derinden etkilemesinin, kendilerine rehber edinmesinin nedenleri? Cevapları büyük bir bilinmezlik içinde kaybolmuş sorular değil bunlar aksine kendi hakikatinin peşine düşen her bir kadının (yaratılan erkeklik tarihini sorgulayan erkeklerin de aynı zamanda) rahatça verebileceği cevaplar. Gerçekten de anlatılan benim hikayem midir? Yoksa bütün bunların hepsi inşa edilen tarihin koskoca yalanları mıdır? İşte kadınların arayışı içinde oldukları hakikati bulmaya dair yol yöntem sunan bu atölyeler, buluşmalar, yoğunlaşma grupları gün geçtikçe artmakta yeni, dinamik kendi özgün örgütlenme biçimlerini yaratmaktadır. Kadınlar mesela festivallerde oturumlarla, köylerde tarlalarda ya da köyün komün evlerinde (genelde yas evi şeklinde isimlendirilse de özü aslında komünlere dayanan bir buluşma mekânı), kentlerde STK’larda partilerde mahalleden veyahut gruptan bir kadının evinde bir araya gelerek bugüne kadar erkek egemen sistemin karaladığı, yok saydığı hatta yasakladığı bilgisini paylaşıyor ve paylaşmaya devam ediyorlar.

Kadınlar paylaştıkça çoğalıyor

Genç üniversite öğrencisinden yetmiş yaşındaki bir anneye kadar farklı yaşlardan kadınlar paylaştıkça çoğalıyor ve aslında yalnız olmadığının farkına varıyor. Adeta küllerinden yeniden doğuşu andıran bu buluşmalarda kadınlar öz savunmadan özgür eş yaşama, ekolojiden demografyaya, aileden anne olmaya kadar konuşmak istedikleri her konuyu özgürce konuşabiliyor, tartışabiliyor, güvenle düşüncelerini açabiliyor. Kimi zaman felsefe din kimi zaman feminizm queer tartışmaları yürütülürken kimi zaman kadına yönelik sistematik şiddetin kökenleri, enternasyonalist kadın mücadelesinin yol ve yöntemleri tartışılıyor yani aslında kadına ve yaşama dair olan her bir konu bu buluşmaların konusu oluyor. Bazen bu atölyelerde yoğunlaşma grupları oluşturuluyor, bu gruplar spesifik bir konu hakkında derin araştırmalar yapıp bu araştırmalar neticesinde dosyalar hazırlayarak dosyaları farklı alanlarda sunuyorlar.

Kollektif bilme toplumu politikleştiriyor

 Böylece bilginin toplumsallaşmasını sağlıyorlar, hiçbir bilgi tekele alınmamış oluyor. Çünkü bireysel bilmenin yanında kolektif bilmenin toplumu politikleştirmede çok önemli bir yeri vardır. Fiziki bir araya gelişlerin zor olduğu zamanlarda online buluşmalar yapılıyor, bazen atölyelerde yürütülen konular ileride yeniden hatırlanmak yazıya dökmek amaçlı kaydediliyor. Elbette işin sanatla kurulan boyutunu da unutmamak gerek hep birlikte yapılan film değerlendirmeleri, tiyatro eleştirileri gibi… Bu sistemin kadına dair sunduğu her şey ama her şey üzerinde yeniden düşünülmeye, tartışılmaya, araştırılmaya muhtaçtır. Bu belirleme ile hangi alandan olursa olsun verili bilgi yapılanmaları jineolojî için şüphelidir ve üzerine konuşulmalıdır, işte kadınları bu çalışmalara çeken diğer bir motivasyondur bu: sorgulamak. Aynı zamanda yalnız olmadığını bilmeye dair bütün hissetmeye, erkek egemen tarihin yarattığı içlerindeki eksikliği hakikatle doldurmaya duyulan istek de bizleri yan yana getiren asıl nedenler arasındadır.

Jineoloji bir öz savunma biçimidir

Jineolojînin bir öz savunma biçimi olduğunu da eklemek gerekir hem de öz savunmanın çok önemli bir parçasıdır. Çünkü kendi gerçekliğine, tarihine, bilmelerine bu kadar yabancılaştırılmış kadınların yeniden bilgilerine kavuşturulması, hakikatleri ile buluşturulması en güçlü öz savunma araçlarından birisi olmaktadır. Öz savunmasız bırakılmış bir kadın erkek egemen sistemin bütün saldırılarına en açık hale getirilmiştir. Bu yüzden çalışmalarımızın böyle de bir anlamı, önemi olduğunu bilerek bu motivasyonla yani kendi öz savunmasını geliştirmek amaçlı da çalışmaların bir parçası haline gelmektedir kadınlar. Kürdistan’da kadın mücadelesi yürütmek sadece devletin baskıladığı, yasakladığı bir alan olmamıştır; aile içindeki erkeklerden de kendi öz savunmasını gerçekleştiren kadının mücadeleden kopartılması, uzak tutulmaya çalışılması pratikleri yaşanmaktadır. Örneğin; sırf jineolojî atölyelerine katıldığı için eşinden, birlikte yaşadığı erkekten, aile bireylerinden tepkiyle karşılaşan kadınlar da olmuştur ancak kadının iradesi, mücadeledeki ısrarı, hakikate olan inancı, örgütlü ve bilinçli gücü bütün bu sorunları aşmasının önünü açmıştır.

Atölyelerin sonuçları bütün dünyaya yayılıyor

Her bir atölyenin kendi dinamikleri ve ihtiyaçları ile tartışılacak konular belirlense de genelde dünyanın evrimi, canlıların-varlıkların oluşum süreçleri, jineolojînin anlamı, toplumlar tarihi, mitoloji-din-felsefe-bilim-devletleşme-kapitalizm, 1.-2. Cinsel kırılmalar, kadın özgürlük mücadelesi tarihi, feminizm gibi temel konular tartışılmaktadır. Aynı zamanda 3 ayda bir çıkan Jineolojî Dergisi bu atölyeleri çokça beslemektedir. Her bir dosya konusu atölyelerde yeniden ele alınıp yoğun tartışılırken, yerellerde yapılan bazı buluşmalar ise jineolojî dergisinin yazılarından olabilmektedir. Atölyelerde yürütülen tartışmalar çözümlenip dergide yerini almaktadır. Böylece özgün bir atölyedeki kadınların özgün bilmeleri bütün dünyaya yayılmakta, kendi sınırlarını aşmaktadır.

 Erkeğin dönüşümü atölyeleri

Yıllardır bu çalışmalar kadın özgünlüğünde yürütülürken geçen yıl bazı illerde erkeğin dönüşümü atölyeleri yapılmıştır. Bu atölyeler jineolojîden kadın arkadaşların öncülüğünde sadece erkeklerin katıldığı, erkeklik sorgulamaları yaptıkları atölyelerdir. Bir kadınla ortak yaşam nasıl kurulur, inşa edilen erkek kimliği ile nasıl mücadele edilir, aile içinde kurulan iktidar ilişkilerinin farkında mıyız, özgür eş yaşamı pratikte gündelik yaşamda nasıl anlamlandırmalı ve yaşamalı gibi soruların cevaplanmaya çalışıldığı bu atölyelere yüzlerce erkek katılmıştır. Bu çalışma, erkeklerle yapılan ilk çalışma olması açısından anlamlıydı ve tahmin ederiz ki şaşırtıcı ve belki bir o kadar da Kürt erkeğinin kadın özgürlük ideolojisi ile kurduğu ilişkiyi gözler önünde seren en gerçekçi çalışmalardan biri olmuştur. Sayın Abdullah Öcalan’ın şu belirlemesi çokça paylaşıldı ki çok önemlidir “Bir kadınla nasıl konuşacağını bilmeyen sosyalist olamaz. Bir erkeğin sosyalistliği bir kadınla kurduğu ilişki biçimi ile ilgilidir.” Bu belirleme demokratik toplumu örmede, kadın-erkek doğa-toplum ilişkilerini yeniden kurgulamada özellikle jineolojî çalışmalarına büyük sorumluluklar yüklemektedir. Erkeği dönüştürme atölyeleri de bu anlamda daha da üzerinde durulması gereken, çalışmalarının yoğunlaşması ve yaygınlaşması gereken bir yerdedir. Mademki birlikte bir ortak yaşamı inşa ediyoruz o halde bu inşa sürecinde kendi kimliklerini tanımda, bununla mücadele etme ve pozitif yönlerini geliştirmede, politik-pratiği ile buluşturmada erkeklere çokça sorgulama-dönüşme görevleri düşmektedir. Sesimizin duyulduğu her platformda belirttiğimiz gibi, ortak yaşamı örmek için toplumsal sözleşmelere ihtiyacımız var ve bu sözleşmelerin tarafları olarak birbirimizi özgürlük zemininde, politik ahlaki kabul ret ölçüleriyle anlamak, mücadele hattını buna göre örmek, pratiğini buna göre sergilemek zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. İşte jineolojî bu ortak yaşamı örme politikası ve pratiğini oluşturmada temel yol gösterici, söz kurucusu olmaktadır.

Varlık mücadelesinde yol arkadaşlığı

Çalışmalarına başladığı günden beri iktidarın bütün şiddetine, yasaklamalarına, kriminalize etme pratiklerine karşın durmadan kendini yeniden üreten, yeni özgün yollarla varlığını daha da büyütüp geliştiren, daha fazla kadına ulaşıp toplumsallaşan, güçlenerek büyüyen jineolojî çalışmaları kadınların, toplumların varlık mücadelelerinde onlara yol arkadaşlığı yapmaya devam ediyor. Jineolojînin kadim çalışmaları yılmadan direnen kadınların direniş tarihlerinde, bulundukları her mekânı özgürlük alanlarına çeviren mücadele anlarında, kadın enternasyonalizmini hakikatle buluşturma iddiasıyla yaşamlarımıza dokunmaya da devam edecektir.