Kadın devrimi için devrimci ahlak gereklidir

- Abdullah Öcalan
417 views
En özgür kafayla düşünülüp tartışılmadan, sonuna kadar özgürlük iradesini ortaya çıkarmadan, biz kadının sağlıklı eyleminden bahsedemeyiz.

Eğer bu sahtekarlık, ikiyüzlülük durmazsa, hiçbir şey anlamayız. Beni de üzer. Bu ucuz ve ikiyüzlü bir yaşamdır. Utanmaz, ikiyüzlü, kendini bilmez, kadına karşı erkeklik taslayan yaklaşımlar beni çok öfkelendiriyor. Bana göre bu büyük engeller kesinlikle aşılmalıdır. Ben sizin bu erkekliklerinize ne yapayım? Ama PKK içinde biraz da olsa bunları aşmaya çalışıyoruz. Kendilerini erkek kabul ediyorlar, ama bayanlardan daha kötü ve geridirler. Her şeyi satıyorlar. Bayanı, kızları da satıyorlar. Bunu kabul edemeyiz. Kendilerini erkek kabul ediyorlar, fakat dünyanın kadınıdırlar. O zaman onlara “koca” getirelim, onların kadınları olmasın. Zaten bundan korkuyorlar. Benden korkuları da biraz bu yüzdendir.

Büyük düşünebilmek

Bunların hepsi önemli bir tarihtir. Bunun üzerinde büyük düşünebilmelisiniz. Siz bayansınız, fazla pislik görmemişsiniz. Kendinizi çok temiz tutabilirsiniz. Eğer kendinizi temiz tutmazsanız yaşam sizin için kötüdür, ölümdür. Siz Güney bayanları, hep böyle ölüyorsunuz. Özgürlük olmadan içinde yaşadıkları yaşam da zaten ölümden beterdir. Böylesi bir yaşam size layık değildir. Biz bu devrimi ülke için, halk için, şeref ve intikam için yapıyoruz, ama daha da fazlası kadın için, düşmüş ve ölmüş kadın için yapıyoruz. Bayan için ne gerekiyor diye düşünüyordum ve baktım ki, büyük devrim aslında en çok da onlar içindir. Bu ölmüş ve boğulmuş kadınları, bu çaresiz kadınları, büyük bir devrim olmaksızın ayağa kaldırabilmek de mümkün değildir.

Zorlanmadan gelişme olmaz

Tabii kimse bunu bilmiyor, “kadın nedir ki, iple tuttum” deniyor. “Aynen hayvanlar, vahşiler”. “Tuttum, aldım, verdim, sattım”, nedir bunlar? Yaşam ve insanlık buysa, o zaman aşk ve sevgi nerede? Yok! Dilsiz, iradesiz ve ruhsuzsunuz, o halde siz ölmüşsünüz. Size bıçak vurmamıza da gerek yok. Ya da sizin vurmanıza da gerek yok, çünkü zaten ölmüşsünüz. Bıçak için, her şeyden önce canlı olmak gereklidir. Bunların hepsi büyük meselelerdir, yine de sabırlı olun ve özellikle de bizim çalışmalarımızı kendinize örnek alın. Doğru yaklaşıp kişiliklerinizde ve yaşamınızda iyi temsil ettikten sonra, bizim bugüne kadar yaptıklarımızı daha ileriye götürmeniz, geliştirmeniz, hatta bizden fazlasını yapmanız da kesin mümkündür. Biz size bunun imkânını yarattık ve sunduk. Sahip çıkın, saygıyla yaklaşın, kendinize hedef yapın, sabırlı ve güçlü olun. En önemlisi de kesin siyasetli olun. Mîrlere ve beylere karşı, erkek olmayanlara karşı yüzünüzü temiz tutun. Kendinizi ve gününüzü kerametli yapın, işlevli kılın. Yaşamın ve kendi yaşamınızın kıymetini iyi bilin. Unutmayın ki, bu kadar şehit kanı sizin için de akmakta. Yorulursunuz, yoruluyorsunuz. Doğaldır; önemli meselelerin üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Zorlanmadan ve zora gelmeden gelişme de olmaz.[1]

Kadınla özgür yaşam

Evet, kadınla özgür yaşamı elbette düşüneceğim, derinleştireceğim. Bunu yapmazsam, aptalın tekiyim. Kadın ölçülerini tabii ki geliştireceğim. Bu benim sanatsal ve devrimci görevimdir. Aptalın teki gibi geliştiremezsem, aslında ayıp ve ayıplanması gereken de o olurdu. Kadın ilişkilerine göstereceğim duyarlılık, olağanüstü yaratıcılık, ancak bir sanatçı yaklaşımıyla izah edilebilir. Sonuç olarak, eğer daha özgür kadınlar ortaya çıkıyorsa, buna büyük saygı olacak. Ama bu klasik yaklaşımın sahipleri veya düzenle oldukça feodal namus anlayışı sınırında kalanlar, kendi düzeylerini, çapsızlıklarını yansıtırcasına “namus elden gidiyor” şeklinde bir yaklaşım içerisine giriyorlar. Veya toplumun alt-üst olduğunu, her şeyin elden gittiğini söylüyorlar. Bu açık; onların dünyasını yıkmaya başladım. Yıkmazsam iyi bir devrimci ve iyi bir çözücü olamazdım. Bu yıllarda bunu epey saptırmak isteyenler oldu. Gelişen kadını bireyselliğe bağlamak isteyenler çok çıktı. Yoğun bir komuta, önderlik, militan düzey gelişirken, özgürlük ilişkilerini boğuntuya getirmek isteyenlerin düşkünlüklerini veya bireyciliklerini konuşturmaları önünde de engel olan bendim. Olağanüstü erkekli-kızlı katılımların gelişimi ancak böyle gerçekleştirilmiştir. Hâlen şaşıyorum, özgürlük boyutlarını yakalamadıkları halde bunlar tam bir bireycilik saldırısına nasıl geçebiliyorlar? Aslında belki de küçük-burjuvazinin bir bireycilik saldırısıydı.

 Kadın-erkek ilişkisinde yeni bir yaklaşım

Devrimci ahlakı da işte bu temelde tanımlıyorum. Devrimci ahlak, cinsellik açısından da toplumsal değerlere, siyasal ve temel yurtseverlik değerlerine, örgütsel ölçülere bağlılığı esas alıyorsa ve ancak bu tutturulduğu oranda, orada iyi bir cinsel ahlakın varlığından bahsedilebilir. Yoksa bu bir düşkünlüktür, ahlaksızlıktır. Görüyorsunuz, nereden nereye geldik. Özellikle kendi kişiliğimde sağladığım çözüme bakın, her an ne denli büyük bir güçlenmeyi yaşadığım görülecektir. Aynı şekilde Türkiye tarihine, Kürt toplumsal gerçekliğine ve İslam tarihine de bakın; oldukça kadın aleyhinde, özgürlük karşıtı, toplumsal gerilik yönü son derece ağır basan ilişkilerle doludur. Bu tarihsel-toplumsal olguların tümünde de aşklar, tutkular ve güdüler, hep bir kadınlık, dolayısıyla da özgürlük karşıtlığı temelinde anlam bulmuştur. Aynı tehlike benim için de söz konusuydu, ama ben büyük bir terbiye etme, değerleri savunma ve özgürlüğe de adım adım yaklaşma ve bu temelde kadın-erkek ilişkisinde de yeni bir boyutu, yeni bir yaklaşımı geliştirmeyi başardım.[2]

Kadının kendine layık gördüğü kölelik

Bütün toplumsal yaşam içerisinde ve Parti yaşamında erkek egemenlikli ideolojik, siyasi, sosyal, ekonomik eşitsizlik kadar, bizzat kadının da kendine layık gördüğü kölelik, önümüze çıkan en temel engellemeler oldu. Bir yerde köle sahipleri ne kadar durumlarından memnunsa, kölenin de onunla uyuşmasına benzer bir uyuşmayı bu sorunda gördük. Derin bir kölelik, meşru görülen bir kölelik yaklaşımı, bunun cinste yarattığı her türlü uzlaşmacı, uydu, zayıf, duygusal, ucuz kişilikleri kadın kişiliklerinde, ilişkilerinde gördük.
Bizim gibi özgürlüğü esas alan bir hareketin bundan rahatsızlık duymaması, tepkiyle karşılık vermemesi düşünülemezdi. Ve Önderlik gelişmesi de baştan günümüze kadar bu anlamda bir yaklaşıma sahiptir. Önderliksel gelişme, kadın cinsine karşı yaklaşım hem düzenin resmi yaklaşımı hem de geleneklerin oldukça tutucu yaklaşımını ve ondan kaynaklanan her türlü yaşam, ilişki biçimlerini, -aile de dahil- bu kurum etrafındaki bütün gelenek-görenekleri de aşılması gereken engeller olarak, devrimle değerlendirmek zorunluluğu duydu.

Sorunlar örtbas edilerek çözülmez

V. Kongre sürecimizde bu tartışmaları, çözümlemeleri ve hatta kişilik oluşumlarını, yaşam tarzını bir bütün olarak taşırmaya, tartıştırmaya, karar, hatta uygulama düzeyine götürmeye çalışırken, hepimizi derinden bağlaması gereken görevler var. Hem ilkede hem pratikte yaşanması gereken can alıcı hususlar var. Ne inkâr ne de basitleştirilmesi gibi bir yetmezliğe düşmeyelim. Hiç kimse sorunları örtbas ederek çözüme gidemez. Yine ne genelden ayırarak ne de genel içinde görmezlikten gelerek sorunun özgün yönleri açıklığa, dolayısıyla çözüme kavuşturulamaz.

“Her şey devrime bağlıdır” demedik

Bu anlamda bizim yaklaşımlarımız oldukça bilimseldir. Özgün yanı olduğu kadar, genelle de bağlantılarını gerçekçi koymuştur. Genel özgürlük hareketine bağlılığına, özellikle özgürlük savaşımının savaşla, orduyla ilişkisine, yine ordunun öncülükle ilişkisine, kadının kurtuluşunda ne anlama geldiğine ve özellikle nasıl bir yaşama taşırılabileceğine bu genel bağlantılar dahilinde yaklaşım gösterilmiştir. Fakat bunu geliştirirken de asla “her şey devrime bağlıdır” demedik. Birçok devrimde olduğu gibi, sorunları devrim sonrasında halletme durumu yoktur. Özgünlüğümüz de buradadır.

Kadın özgürlüğü ötelenemez

Nasıl ki reel sosyalist ülkelerde “sosyalizm olsun, ondan sonra kadın hakları” denilmişse ve bunun da gerçekçi bir yaklaşım olmadığı ortaya çıkmışsa, bunun gibi, ulusal sorunda da önce sosyalizm, sonra ulusal sorun denilip bunun da doğru olmadığı Türkiye pratiğinde nasıl ortaya çıkmışsa ve yanlış olduğu kanıtlanmışsa, bizde de tam tersi, sorunun özgünlüğü daha başlangıcından itibaren adım adım genel kurtuluşla bağlantılı, hatta katkısı dahilinde ele alınıyor.
Bir adım ulusal kurtuluşsa, bir adım da kadın kurtuluşudur. Ne ulusal kurtuluş kadının kurtuluşu olmadan ilerleyebilir, ne de kadının kurtuluşu ulusal kurtuluş, sosyal savaşım geliştirilmeden ilerleyebilir.

Özgürlük iradesi olmadan olmaz

En özgür kafayla düşünülüp tartışılmadan, sonuna kadar özgürlük iradesini ortaya çıkarmadan, biz kadının sağlıklı eyleminden bahsedemeyiz. Erkeklerin kumandası altında, ağırlıklı olarak onların farkında olmayarak gücü, himayesi altında yürütülen bir kadın hareketine saygıyla anlam veremeyiz. Hep başkalarının omuzlarına basarak da insan yücelemez. Kendi yücelmenizi, kendi öz çabalarınızla sağlayabilmelisiniz, erkeklere dayanarak değil. Ne erkekler size dayanarak ucuz erkeklik taslamalılar ne de siz onlara muhtaç olarak kendinizi bir zavallı, yaranmacı konumunda tutmalısınız. Bu aynı zamanda bir şeref sorunudur, onur sorunudur. İnsan öz gücüyle şereflidir, başkalarına yalvararak, yakararak değil.

Önemli olan kadın devrimidir

Tabii biz bu hususları belirtirken, çoklarınızın değişik hislerine belki ters gelmiş olabiliriz. Yaşam anlayışınız var, bunları gerektiğinde yerle bir ediyoruz. Ama düşünün, burada önemli olan devrimdir, hatta kadın devrimidir. Duygularınız paramparça olmuş, hayalleriniz yıkılmış; hiç önemli değil. Mühim olan, kadının kurtuluşuna köklü bir adımla cevap verebilmektir. Varsın sizin ucuz duygularınız yıkılsın, varsın duygusallığınız aşılsın, varsın bir erkeğe kul-köle olmanız yerle bir olsun, ne zararı var?[3]

 

1 20 Ekim 1994
2 24 Ekim 1994
[3] 14 Kasım 1994
KADIN DEVRİMİ BROŞÜRÜNDEN ALINTILANMIŞTIR.