Kadın olarak katlediliyoruz! Bazen “aşk, sevgi, koruma” adına baba, abi, eş ya da sevgili tarafından; bazen de özgürlük isteğimiz nedeniyle devlet eliyle katlediliyoruz. Dünya savaşlarını aratmayacak bir oranda, her gün kadınlar, erkekler ve devlet tarafından öldürülüyor.
Kadınların katledildiği yerde diğer canlılar da sağ kalmıyor. Orada toplum, doğa, tarih, hafıza ve insanlık da katlediliyor. Dünyanın en eski kırım politikası olan kadın kırımı, diğer tüm kırım politikalarını besliyor ve şekillendiriyor. Başka bir ifadeyle, kadının katledildiği yerde yaşam katlediliyor. Yaşamın anlamı, değerleri ve kutsallıkları çiğneniyor.
Bir yıl içinde 51.100’den fazla kadın katledildi
Kadın kırımına dair istatistiksel veriler belki bize yeterince açıklayıcı ve doyurucu cevaplar vermeyebilir; ancak yine de öğretici sonuçlar içerdiği açıktır. Sadece 2023 yılına ait BM Kadın Birimi’nin (UN Women) yayımladığı rapora göre, bir yıl içinde dünya genelinde 51.100’den fazla kadın katledilmiştir. Buna göre her 10 dakikada bir kadın ya da kız çocuğu, ailesi, eşi, partneri veya sevgilisi tarafından öldürülmektedir. Kuşkusuz bu rakamlar, yalnızca ulaşılabilen verilerle sınırlıdır. “İntihar” süsü verilen, intihara sürüklenen ya da aile içinde sebebi açıklanmayan ölümler bu sayılara dahil değildir. Buna bir de politik faaliyetlerinden dolayı devlet güçleri tarafından katledilen kadınları eklediğimizde, sayı çok daha artmaktadır. Aile içinde erkek; kamusal alanda ise erkek-devlet iş birliğiyle bu katliam derinleştirilerek sürdürülmektedir.
Kadın katliamlarına dair hafıza oluşturmak
Politik sebeplerle katledilen kadınlara dair istatistiksel veriler ise yok denecek kadar azdır. Çünkü bu alanda yapılan akademik araştırmalar oldukça sınırlıdır. Politik ve öncü kadınların katledilmesini araştırma konusu yapmak, devlet politikalarıyla karşı karşıya gelmeyi göze almayı gerektirir. Akademik çalışmaların devletin yönlendirmesi ve desteğiyle şekillendiği bir ortamda, devletin işlediği bu suçları araştıracak akademisyen sayısının az olması şaşırtıcı değildir. Bu alandaki veriler genellikle mahkeme tutanakları, avukat açıklamaları, gazete haberleri ya da insan hakları örgütlerinin raporlarıyla sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla bu katliamın derinliğini ve kapsamını ortaya çıkarmak daha da güçleşmektedir.
Bu nedenle, kadın katliamlarına dair hafıza oluşturacak, veri sunacak araştırmalar, sorgulamalar, çalıştaylar ve konferanslar büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmalar, yaşananları görünür kılmak, sebeplerini analiz etmek ve katliamı durdurmanın yollarını çoğaltmak için toplumsal tabanda bilinç oluşturma imkânı sunar.
Paris’te Femicide çalıştayı
Jineoloji Akademisi’nin öncülüğünde 27 Eylül’de Paris’te, üç yıl önce Süleymaniye’de katledilen Jineoloji Akademisi üyesi Nagihan Akarsel’in anısına düzenlenen çalıştay da bu anlayışla hazırlandı. Amaç, kadın kırımına dikkat çekmek ve özgür bir yaşam uğruna yaşamını adayan kadınları anarak mücadelelerini yaşatmaktı. Pek çok kadın örgütü, akademisyen, sanatçı ve aktivistin katılımıyla gerçekleştirilen çalıştay “Kadın Kırımını Anlamak, Anmak ve Birlikte Çözüm Geliştirmek” sloganıyla düzenlendi. Çalıştayda kadın kırımının sebepleri analiz edildi; mücadele deneyimleri ve hukuk süreçleri paylaşıldı.
Bu deneyimler, kadın kırımını önlemek için daha derin, daha kapsamlı ve ortak mücadele yolları geliştirmemiz gerektiğini ortaya koydu.
Paris’te yapılmasının ayrı bir anlamı da vardı. Paris, Kürt halkının hafızasında “katliamlar şehri” olarak yer edinmiştir. Politik öncü Kürt kadınlarının iki kez katledildiği, ancak faillerin hâlâ adil biçimde yargılanmadığı bir şehirdir. Bu nedenle Paris, yaşananları anlamak, anmak, hafıza oluşturmak ve çözüm üretmek açısından önemli bir mekândır. Paris sadece politik Kürt kadınları için değil, aynı zamanda Güney Afrikalı anti-apartheid aktivisti ve ANC’nin Fransa temsilcisi Dulcie Evonne September’in de 1988’de katledildiği yerdir. Dulcie Evonne’ye yapılan suikastin failleri de bulunup yargılanmamıştır. Bu nedenle Paris’te kadın katliamlarını sorgulamak, itirazları yükseltmek ve çözüm yolları geliştirmek daha anlamlıdır.
Çoklu anlatım biçimleri kullanıldı
Çalıştayda akademik analizlerin yanı sıra, kadın kırımını anlatan farklı ifade biçimlerine de yer verildi. Kadınlar tarih boyunca fikirlerini, duygularını, özlemlerini ve umutlarını bazen bir resimle, bazen bir oya ya da motifle, bazen de bir melodi ya da dansla dile getirmiştir. Bu çalıştayda da yaşamı farklı boyutlarıyla kavramamızı sağlayan bu çoklu anlatım biçimleri kullanıldı.
Jineoloji-Almanya sanat grubu, eski kumaşlardan ördükleri saç örgüleriyle kadınlar arasında sembolik köprüler kurdu. Eskiyi dönüştürerek yeni anlamlar yüklediler. Salondaki kadınlarla birlikte, geçmişten geleceğe uzanan bu örgüler, dayanışmanın somut bir göstergesi oldu. Kadınlar, yaşama, ölüme, umuda ve direnişe dair düşüncelerini yazdıkları küçük kâğıtlarla birbirlerine ulaştırdılar. Bu dilekler başka kadınlara ve coğrafyalara taşınacaktı.
İlk defa bir araya gelen kadınlardan oluşan koro, farklı seslerin nasıl uyum ve birlik oluşturabileceğini gösterdi. Kadınların bulunduğu ortamda, dillerin, ulusların, devletlerin ve erkek egemenliğinin oluşturduğu sınırlar aşılamaz değildi!
Aslı Filiz, kadınların acılarını, umutlarını ve isyanlarını tuvale aktardığı resimleriyle çalıştaya katıldı. Marsilya Jineoloji Nakış Atölyesi ise eski bir anlatım dili olan nakışı, katledilen politik kadınların portrelerini işleyerek kullandı. Performanslarında, devrimci kadınların yaşam hikâyelerini paylaşmayı esas aldılar. Çünkü anmak, aynı zamanda onların mücadelesini anlamak, anlatmak ve kalıcılaştırmakla mümkündür. TJEK-Fr kadın arbane grubu ise Nagihan’ın çok sevdiği arkaik seslerle bizi bir zaman yolculuğuna çıkardı. Arbanenin ritmi kalp atışına dönüştü; bizi kendi varlığımızın anlamını kavramaya çağırdı.
Çok yönlü ve uzun soluklu bir mücadele
Elbette çalıştayın esas tartışma bölümü, iki panel şeklinde düzenlenen oturumlarda gerçekleşti. Açılış konuşmasını Meral Çiçek’in yaptığı çalıştayın; ilk panel başlığı “Tarihten Günümüze Kadın Kırımı: Sebepleri, Amaçları ve Etkileri” idi. Bu panelde Dilar Dirik, femicide kavramını açıklayarak, sevdiğimiz-mücadeleci kadınları bizden nasıl kopardığını etkileyici bir sunumla anlattı. Çalıştaya katılamayan Nesrin Akgül’ün sunumunu Ezgi Çelik yaptı; kadın kırımının tarihsel gelişimini ve Reber Apo’nun Demokratik Manifestosu’nda ortaya konan “kastik katil” kavramıyla ortaya koydu. Ardından Carol Mann, Afganistan’daki kadın kırımının çoklu boyutlarını aktardı. France Kurdistan adına konuşan Berivan Kısa, yaşanan katliam politikaları karşısında verilen mücadele deneyimlerini paylaştı.
İkinci panelin başlığı “Kadın Kırımına Karşı Kolektif Yanıtlar: Yaratıcı Eylemler, Stratejiler ve Deneyimler” idi. Bu bölümde Sevgi Özgür Güral, kadın kırımında devlet ve erkek iş birliğini yaptığı araştırmalarıyla ortaya koydu. Women Exil temsilcileri, kadınların göçmen kimliklerinden dolayı katliam politikalarıyla daha derin biçimde yüzleştiğini anlattı. Jineoloji Akademisi adına konuşan Elif Kaya ise femicide ile mücadele yöntemlerini ele aldı.
Kadın kırımı, kadınların tarih boyunca karşı karşıya kaldığı köklü bir kırım politikasıdır. Çalıştayın da ortaya koyduğu gibi, bu kırımın son bulması çok yönlü ve uzun soluklu bir mücadeleyi gerektiriyor. Özgürlük mücadelesinde aşılması gereken en temel meselelerin başında kadın kırımıyla mücadele gelmektedir.
Bu konuda, yürütülen mücadelelerin deneyimlerini daha fazla ortaklaştırmaya, tartışmaları derinleştirmeye ve çoğaltmaya ihtiyaç vardır.
