Newroz’un ateşten kadınları: Zekiye, Rahşan, Berîvan, Ronahî ve Sema

- Fidan YILDIRIM
2,5K views
Kürdistan özgürlük mücadelesinin birçok tarihi dönemecinde sürece damga vuran ve geleceğin yönünü belirleyen kadın şehitler vardır. Onlar şehadetleriyle kendilerini direniş içinde var etmenin yanı sıra mücadeleyi daha ileriye taşımanın da katalizörü olmuşlardır. Eylemleri ile binlerce insanı etkileyip mücadele saflarına çekmiş, yeni bir yaşamın ilham kaynaklarına dönüşmüşlerdir. Bu şehitler içinde Newroz şehitlerimizin özel bir yeri vardır. Bu Newroz ayında onları bir kez daha hatırlıyor ve saygıyla anıyoruz.

Kürdistan özgürlük mücadelesinden etkilenerek Newroz ateşini bedeninde harlandıran ilk kadın şehidimiz Zekiye Alkan oldu. 21 Mart 1990’da Amed surlarının Urfa Kapı diye adlandırılan noktasında “Newroz ateşi çalı-çırpıyla yakılmaz, Newroz ateşi en iyi insan ateşiyle yanar!” diyerek kendisini bir meşaleye dönüştürdü! Kürdistan’ın kalbi Amed’te, şehri dışardan gelecek düşmana karşı korumak için dikilmiş olan ama içine sinmiş düşmandan koruyamayan kadim surlarının bir burcunda bedeninde Newroz ateşini harlandırırken hem yaratılmakta olan yeni tarihe selam duruyor ve hem de gaflet uykusundan hala uyanamamış olan Kürdün duyarsızlığına isyan ediyordu. O kendini bir meşaleye dönüştürerek, Kürdün kör gözlerini Diyarbakır zindan direnişine ve gelişmekte olan direnişe açmak, sağır kulaklara Vietnamlaşan Kürdistan’ın çığlıklarını ulaştırmak, suskun dilleri isyan haykırışlarıyla buluşturmak istedi.

Zekiye Alkan

Zekiye Alkan 1965 yılında Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi’ne bağlı Akdağ köyünde dünyaya geldi. Ailesi, 1920 yılındaki Koçgiri İsyanı’nın lideri Ali Şêr’in akrabasıydı. 1921’de isyan bastırılınca Türk devlet güçlerince diğer Koçgirililerle birlikte Gümüşhane’ye sürgün edilmişlerdi. Sekiz yaşındayken ailesi Erzincan’a taşındı. 1983’e kadar Erzincan’da yaşadıktan sonra İzmir’e yerleştiler. Moralli, sempatik, zeki, yetenekli ve pratik zekaya sahipti Zekiye Alkan. Liseyi İzmir’de okudu. 1987 yılında üniversite sınavını onbinlerce kişi arasında 18. sırada kazandı ve Diyarbakır-Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okumaya başladı. Amed’e gidiş onun için köklerine doğru bir yolculuk demekti aynı zamanda. Daha önce de ninesi ve dedesinin konuştuğu Zazacayı anlayamamak sorgulamalarının kaynağıydı. Türkiye solundan bir örgütle ilişkiliyken üniversitede Kürt gerçeğini tanıdıkça özgürlük mücadelesine ilgi duymaya başladı. Newroz’a ve ateşe duyarlılığını eyleminden bir yıl önce de ortaya koymuştu. Trafik Parkı’nda arkadaşlarıyla oturdukları masada bir anda cebindeki kağıt paraları çıkarıp ateşe vermiş; şaşkınlık içinde ne yaptığını soran arkadaşlarına, “Newroz’umu kutluyorum. Newroz ateş yakılarak kutlanır” cevabını vermişti. Newroz’un yasaklı olmasına isyanın, Kürdistan’ın kalbi Amed’de bu geleneğe ve özgürlük mücadelesine daha fazla sahip çıkılması beklentisinin ifadesiydi belli ki bu tavrı.

Kürdistan’da bir yandan korku ve sinmişlik olsa da diğer yandan içten içe kaynayan bir volkanın patlamak için bir kıvılcım bekleyen birikimi misali taşmaya hazır bir öfke vardı bu yıllarda. 14 Mart 1990’da Mardin’in Savur ilçesinde 13 ARGK gerillasının sömürgeci Türk askerleriyle yaşanan çatışmada katledilmesi bu biriken öfkenin sokaklara taşmasıyla sonuçlandı. Şehit düşen gerillalardan Kamuran Dündar’ın Nusaybin’deki cenaze törenini bir serîhildana dönüştüren halka karşı devlet güçleri terör estirerek Newroz kutlamalarını yasakladılar. Aynı dönemde Amed Zindanı’ndaki devlet vahşetini ve Mazlum Doğan’la başlayıp Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner ile devam eden direnişin kitabı “Dörtlerin Gecesi”ni okumaktaydı Zekiye Alkan. Mazlum Doğan’ın üç kibrit çöpüyle kutlayıp bedenini armağan ettiği Newroz’u, bu kez kendisi Dörtler’in direniş ateşini kendi bedeninde harlandırarak baskılara, işkencelere, yasaklara, korkulara ve sinmişliğe karşı bir isyan ateşine dönüştürdü. Kürt kadınının isyan ve direniş kültürünün ilk sembollerinden biri olan Zekiye Alkan ağır yaralı olarak kaldırıldığı Ankara’daki bir hastanede, 30 Mart 1990’da şehit düştü. Bedeni İzmir’in Bornova ilçesinde küçük bir grubun katıldığı bir törenle toprağa verildi. Mezarı başındaki küçük grup sonraları milyonlara varan bir güce dönüşecek, Zekiye Alkan Newroz şehidi olarak sembolleşecekti. Güney Kürdistan’ın Süleymaniye şehrinde heykeli dikilen Alkan şiirlere, stranlara konu olacaktı.

‘Özgürlüğün kolay olmadığının sembolü’

Yaşadığı dönemde kalıplara sığmayan sıradışı duruşu, geleneksel kadınlık ölçülerine sığmayışı ve derin özgürlük arayışı ile yeterince anlaşılamamış olsa da o özgürlükte ısrarından vazgeçmemiş, eylemiyle özgür kadının yaratılmasında bir öncü ve ilham kaynağı olmuştur. Rêber Abdullah Öcalan, Zekiye Alkan’ın eylemi konusunda şu değerlendirmeleri yapmıştır: “Yükselen özgürlük ateşiyle Newroz’da bedenini ateşe veren Zekiye Alkan’ın eylemi de özgürlüğün kolay olmadığının sembolüdür. Kürt kadını bir defa özgür yaşamın farkına varmıştır. Yaşanan tüm bu süreçleri değerlendirdiğimizde 1990 sonrası süreç kadın çalışmaları açısından da yeni bir dönemeci ifade eder. 1990 Newrozu’nda partimizin ideolojisinden sınırlı olarak etkilenen kahraman kızımız Zekiye Alkan’ın kendini yakma eylemi, ‘Newroz ateşi en iyi insan teninde yanmalıdır’ demesi, cesaretin ve fedakârlığın sınırsız bir örneğidir. Demek ki, kadının kurtuluşa girişi öyle küçümsenecek bir giriş değildir… Zekiye Alkan’ın şahadeti de Diyarbakır’da oluyor ve Mazlum’un şahadetiyle bağlantısı açıktır.”

Rahşan Demirel

Zekiye Alkan’ın Newroz ateşini bedeninde yakması daha sonra başka kadın devrimciler tarafından da başvurulan bir isyan ve direniş biçimi oldu. 22 Mart 1992’de İzmir-Kadifekale’de bu kez on yedi yaşındaki Rahşan Demirel Newroz ateşini bedeninde yakarak, Türk devletinin Kürdistan halkına karşı sergilediği zulmü protesto ediyordu. Mardin’in Nusaybin ilçesinde 15 Ağustos 1975 yılında dünyaya gelmişti. Daha bir yaşındayken ailesinin düşmanın baskılarından dolayı İzmir’e göç etmesiyle, ülkesinden uzakta, bu metropol kentinde büyümüştü. Ancak ülkesinden ve kültüründen kopmamış,  özgürlük mücadelesiyle ilişkilenmekten kaçınmamıştı. Kesk û sor û zer renklerine tutkuyla bağlanmış, giysilerinde bu renkleri tercih eder olmuştu. Annesi ona, haksızlığa boyun eğmemeyi öğütlemişti hep ve o da bunu kendisine düstur edinmişti. Öyle ki, öğretmeninin giysilerinde ulusal renklerden vazgeçmemesini cezalandırarak ona attığı tokada tokatla karşılık verecek kadar isyankârdı haksızlığa karşı.

Kadifekale’deki eylemliliklerde hep aktif yer alsa da Rahşan Demirel’in rüyası gerilla olmaktı. Sonunda ülkedeki mücadeleye katılmak üzere Amed dağlarına gitti. Gerilla olmak için duyduğu büyük arzuya rağmen, erkek egemen anlayışın duvarına çarpmış, gerillada kadın varlığını önlemeye çalışan Şemdin Sakık tarafından geri gönderilerek metropolde kitle çalışması yürütmesi istenmişti. Gerilla saflarından geri gönderilmesinden dolayı büyük üzüntü duyuyordu.

‘İsmet Sezgin’e haber veriyorum, Newroz kutlanacak’

21 Mart 1992’deki Newroz kutlamalarında Türk devlet güçleri Cizre ve Şırnak halkına dönük vahşi saldırılar geliştirerek onlarca Kürdistanlıyı katletti. Rahşan Demirel bu katliama duyduğu büyük öfkeyle, 22 Mart’ta Kadifekale’de bedenini ateşe verdi. Geride üzerinde “Ben kendimi Newroz yapıyorum Kadifekale’de. Cizre, Mardin ve Nusaybin’in cevabını vermek zorundayım. İsmet Sezgin’e haber veriyorum, Newroz kutlanacak… Lastikle olmazsa bile, canımızla kutlanacak!” diye yazdığı bir karton parçası ile Kürtçe ve Türkçe bir ses kaydı bıraktı. Mesajında adı geçen İsmet Sezgin o dönemde Türk Devleti’nin İçişleri Bakanı’ydı; Newroz yasağı ve halka kanlı saldırıların sorumlusuydu.

Rahşan Demirel’in eylemini annesi zılgıtla, Kürt halkı serhildanla karşıladı. O kahraman Kürt kızı Kürt kadınları ve gençlerinin ellerinde bir direniş bayrağına dönüşürken, Koma Agirê Jîyan’ın “Rahşan” adlı stranıyla da dilden dile akan bir isyan ezgisi oldu.

Ronahî ve Berîvan

Tarih bu kez 21 Mart 1994. Yer Almanya’nın Mannheim kenti. Ülkeler, şehirler, devletler değişse de Kürt halkına, onun değerlerine ve özgürlük arayışçılarına karşı tutumda bir farklılık yok! Bu kez Kürt halkının Diriliş Günü Newroz kutlamalarını engellemek isteyen Alman devleti idi. Newroz kutlamasına getirilen yasağa ve Kürt halkının kurumlarına, değerlerine yönelik saldırılara karşı Nilgün Yıldırım (Berîvan) ve Bedriye Taş (Ronahî) bedenlerinde Newroz ateşini yakarak isyanlarını haykırdılar. Eylemlerinin nedenleri ve amacını geride bıraktıkları mektupta şöyle dile getirmişlerdi: “Alman devleti son aylarda düşmanlığını açık açık ilan etmiştir. Derneklerimiz kapatılmış, ulusal renklerimiz, ulusal bayraklarımız gasp edilmiş, onlarca yurtseverimiz tutuklanmış, gözaltına alınmıştır. Almanya, Türk ırkçılarının peşinden gitmektedir. Demirel-Çiller-Güreş kliğinin ‘ya bitecek ya bitecek’ sözlerini ellerini ovuşturarak desteklemekte, kirli savaşın sürmesi ve Kürt halkının imha edilmesi için her türlü desteği sunmaktadır. Kürdistan’daki katliamlar Almanya’nın verdiği silahlarla gerçekleşmektedir. Son olarak ’94 Newroz yürüyüşünde Almanya’nın çeşitli kentlerinde Kürt yurtseverlerine Hitler’i geride bırakacak uygulamaların gerçekleştirilmiş olması bizim için bardağı taşıran son damla olmuştur.”

Bêrivan Dersimli bir ailenin kızıydı. Daha altı aylıkken, annesi feodal namus anlayışı ve haksızlıkların kurbanı olarak evinden atılmış, kendisi de halasına teslim edilmiştir. 12 yaşına kadar halasını annesi bilmiş ancak neden acımasız yaklaşımlara maruz kaldığını bilememiştir. 12 yaşında gerçeği öğrendiğinde yaşadıklarını anlamlandırabilmiştir ancak. Bêrivan, küçük yaşta zorla evlendirilerek Almanya’ya gönderilmiş; ancak altı ay dayanabildiği şiddet dolu bu yaşamdan kaçarak bir sığınma evine sığınmıştır. Daha sonra abisinin evine yerleşip evliliğini sonlandırmıştır. Girdiği yeni çevrede özgürlük hareketi ile tanışmış ve özgürce nefes alabildiği bir yaşamın militanı olmuştur.

Kadın yoldaşlaşmasının sembolleri

Maraş’ın Elbistan ilçesinden olan Ronahî ise ekonomik nedenlerden dolayı İsviçre’ye göç eden bir ailenin kızıdır. Üç abisi bulunan Ronahî evin en küçük çocuğudur. Ailesi özgürlük mücadelesini destekliyordu ve kendisi de abileriyle Kürt derneğinde kültür çalışmalarına katılıyorlardı. Kuaförlük meslek eğitimi alan Ronahî giderek özgürlük mücadelesine destek için çeşitli görevler üstlenmeye başladı.

Bir gençlik eğitimine katıldıktan sonra 1992’nin Eylül ayında mücadeleye aktif olarak katılmaya karar verdi. Temel eğitimin ardından Berxwedan gazetesinde çalışmak üzere görevlendirildi. Gazetede bir yıla yakın çalıştı. Kitle çalışmalarında yer almayı talep etmesi üzerine 1993 sonunda Mannheim bölgesinde halk çalışmalarında görev aldı. 1994 Şubatı’nda on günlük bir eğitim esnasında Berîvan ile tanıştılar ve güçlü bir yoldaşlık bağı kurdular. İkisi de Önderlik sahasında eğitime gidip sonra da ülkeye yönelmeyi talep etmişti. Ancak ihtiyaçtan dolayı Avrupa çalışmalarında biraz daha kalmaları istenmişti.

1994 yılı Newroz’una doğru gelinirken Kürt Özgürlük Hareketine dönük uluslararası tehditler artmış, Almanya saldırgan bir tutuma yönelmişti. Newroz eylemlilikleri yasaklanmıştı. Bu saldırılara karşı ortak eylem kararı veren Ronahî ve Berîvan, derin yoldaşlıklarını kenetlenerek gerçekleştirdikleri ateşten eylemlerinde de sürdürdüler. Yalnızca zulme isyanın değil, kadın yoldaşlaşmasının da sembolleri oldular.

“Ağrı’nın isyan kızı” Sema

Newroz Şehitleri zincirinin efsaneleşen bir halkası da “Ağrı’nın isyan kızı” Sema Yüce’dir. “8 Mart’tan 21 Mart’a ateşten bir köprü olmak istiyorum diyerek, bulunduğu Çanakkale Cezaevi’nde 21 Mart 1998’de bedenini ateşe vermiş; ağır yaralı olarak kaldırıldığı İstanbul Cerrahi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 17 Haziran’da şehitler kervanına katılmıştır. 1999 Haziranı’nda şehadete ulaşan Hozan Serhat’ın “Ağrı’nın İsyan Kızı” adını verdiği stranıyla dilden dile akan Sema Yüce, 1971 yılında Ağrı’nın Tutak ilçesine bağlı Kargalık (Qerxelixa Jêrê) köyünde dünyaya geldi. Şeyhlik geleneğinin hakim olduğu altı çocuklu bir ailenin kızıydı. Ağrı İsyanı’nda yer almış olan ailesi yurtseverdi ve Sema Yüce ailede ‘Leyla Qasim’ diye çağrılıyordu. Bu da kişiliğinin şekillenmesindeki önemli etkenlerden biriydi. İlkokulu köyde, ortaokulu Tutak’ta, lise eğitimini ise Ağrı’da aldı. 1987 yılında Ankara’daki ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde üniversite eğitimine başladı. Sema Yüce üniversite yıllarında özgürlük mücadelesinin bir sempatizanı olarak yurtsever gençlik saflarında yer aldı. Zekiye Alkan ateşten eylemini gerçekleştirdikten sonra ağır yaralı olarak Ankara’da hastaneye yatırıldığında yurtsever gençler onun nöbetini tuttular. Onlardan biri de Sema Yüce’ydi ve Zekiye Alkan’dan çok etkilenmişti. Mücadeleye katılışında ve ateşten eyleminde Alkan büyük rol oynamıştı. Bunu, “Zekiye benim ebemdir, göbek bağımı Zekiye kesti” sözleriyle dile getirmişti. Sema Yüce üniversite üçüncü sınıftayken okulu terkedip 1991’de gerilla mücadelesine katıldı. Mardin’de bir süre faaliyet yürüttükten sonra Lübnan’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde Önderlik eğitiminden geçti. Serhat alanında görev yürütmek üzere ülkeye döndü. 1992’de Ağrı’da bir ihbar sonucu Türk devlet güçlerince gözaltına alındıktan sonra tutuklanıp 22 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Nevşehir Cezaevi’ne konulan Yüce, daha sonra Çanakkale Cezaevi’ne sürgün edildi. Zindanda bilincinin derinliği ve öncülük yetenekleri ile öne çıktı, sorumluluk üstlendi. Sema Yüce eylemiyle hem Önderliğin ilan ettiği Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni selamladı ve hem de bulunduğu cezaevindeki tasfiyeci eğilimi lanetledi. Eyleminden önce yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Beynimi, yüreğimi ve bedenimi 8 Mart’tan 21 Mart’a ulaşan ateşten bir köprü yapmak istiyorum. Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın iyi bir öğrencisi olabilmek için Zekiye gibi yanmak, Rahşan gibi Newrozlaşmak istiyorum. Diğer Newrozlaşan yoldaşlarımın izinde kararlıca yürümek istiyorum. Kadının da yoldaş olabileceğine olan inancımı soylu bir eylemle taçlandırmak isteğimin nedeni: Soyluluğu bilinen tüm tanımlardan arındırarak, kendisi basit, düşleri büyük insanın erdemi olduğunu haykırmak isteyişimdir.”
Newroz’u bedenlerinde yaktıkları ateşle kutsayan ve Kürt halkının özgürlük meşaleleri olan öncü kadınlar her daim yol göstermeye devam ediyorlar. Onların anılarına ve mücadelelerine tutunan ardılları Newroz ateşinin özgürce yanması için onların aydınlığını dünyanın dört bir yanına taşıyorlar.

Anıları özgürlük aşığı asi yüreklerde yaşıyor ve hep yaşayacak!..