Rojava Devrimi, sadece bir halkın devrimi olmadı, halkların ortak devrimine dönüştü. Önder Abdullah Öcalan’ın “Kültür Devrimi’ni gerçekleştiremeyenler ne yaşamda ne de siyasette başarılı olurlar. Kültür Devrimi öze dönüş devrimidir” sözleri, Rojava Devrimi’nin aynı zamanda bir kültür devrimi olduğunun en iyi ifadesi oluyor. Önder Öcalan, Lübnan ve Suriye’de olduğu süre boyunca sayısız Kürt sanatçısı ve farklı halkların sanatçılarını ağırladı, yakından ilgilendi.
Konuştuğu her sanatçı üzerinde de unutulmaz etki bıraktı. Akademilerde eğitim gören devrimcilere de Remziye Rezazi, Aram Tigran gibi sanatçılar da büyük bir keyifle konser vererek, ideolojik eğitim yanı sıra sanatla ruhlarını besledi. Bugün Rojava Devrimi, Kültür devrimi ile iç içe yaşanıyorsa kaynak elbette Önder Öcalan’dır.
İnşa edilen en önemli alan kültür ve sanat
Baas Rejimi baskılarıyla bir birine düşman edilen halklar Rojava devrimi ile birlikte yaşamın her alanında birlik ve dayanışma içerisinde demokratik sistemi inşa ediyor. İnşa edilen en önemli alanlardan biri de kültür ve sanat. Kuzey-Doğu Suriye’de halkların varlıklarını koruyabilmelerinin en anlamlı yolu kültür ve sanata sahip çıkmak. Devrimden önce yıllarca Baas rejiminin yasak ve baskılarından dolayı ilegal örgütlenen Kürt sanatçılar, eserlerini halka zor şartlarda ulaştırdı. Rojava’da devrimle beraber sadece Kürtler değil, farklı inanç ve kültürler de özgürce yaşama imkanı buldu. Mezopotamya Demokratik Kültür ve Sanat Hareketi’nin çatısı altında bir araya gelen Kürt, Arap, Türkmen, Çerkez, Süryani, Ermeniler kaybolmak üzere olan ve işgallerin hedefindeki kültür ve sanatlarına hem sahip çıkıyor hem yeniden toplumla buluşturuyor.
Örgütlemenin temel ayağı
Arap kültürünün yoğun etkisi altına giren Kürt kültürü, PKK’nin Rojava’ya gelişiyle ev ev, mahalle mahalle, köy köy, kent kent yürüttükleri faaliyetlerin başında elbette Kürt kültürü ve sanatı yer aldı. Halkı örgütlemenin ve Baas rejiminin asimilasyoncu politikalarından arındırmanın en iyi yolu kültürüyle buluşturmaktı. Özgürlük hareketinin Rojava Devrimi’ne giden yolu kültür ve sanatla ördü demek abartı olmaz. Rejim döneminde, Newroz kutlamaları gizli yapılıyordu. Bu da Kürt halkının direniş kültürünü dayanışma kültürünü zinde kılıyordu. Rejimin Arap kemeri ile ulaşmak istediği, kültüründen kopmuş bir halk gerçeğine karşılık Kürt halkı kendi kültürünü gizli ve yetersiz de olsa her zaman yaşayarak bugünlere taşıdı.
Mirası çok güçlü
Rejim döneminde edebiyat, şiir, resim, müzik gibi sanatsal eserler kapalı kapılar ardından yazılır, çizilir, seslendirilirdi. Cemilê Horo, Kadri Can, Mihemed Şexo’nun yanı sıra Aram Tigran, Cegerxwin, Osman Sebri gibi Kürt aydın, yazar ve sanatçıların bıraktıkları eserler Rojava Devrimi’nin en güçlü mirası. Hozan Mizgin (Gurbet Aydın) 80’lerin sonlarında Rojava’da gittiği her evde seslendirdiği Kürtçe şarkılarda, hem toplumda ulusal bilincin gelişmesinde hem de kadının sanattaki yerini örgütlemekteydi. Rojava’da Hozan Mizgin’in sanatçı kişiliği, kadın devriminin aynı zamanda devrimci sanatçı kimliğini oluşturdu. Bu miras toprağa serpilmiş tohumlar gibi Mezopotamya topraklarında yeniden filizleniyor. Yasaklara boyun eğmeyen ölümsüz Kürt sanatçılarının hayalleri böylece Rojava Devriminde yaşam buluyor. Devrimin en büyük kazanımı toprak altında saklanan kasetlerin artık özgürce dinlenebiliyor olmasıdır. Kürt halkının hafızasında derin izler bırakan ve büyük yaralar açan, Baas rejimi tarafından Amudê Sineması’nda 280 çocuğun cayır cayır yakılarak katledilmesiyle toplumda oluşan korku nedeniyle sinema çalışmaları yürütülmedi ve sinema salonları hiç açılmadı yıllarca. Ancak devrimden sonra özgür Kürdün sineması özgürce yapılır hale geldi. Elbette bunu da Halil Dağ’ın yarattığı mirasa borçluyuz. Rojava’da Kobanê direnişinin filmi çekilerek, bir yandan Rojava halkına diğer yandan dünya halklarına devrimin sinemaya yansımalarının en net görüldüğü alan haline geldi.

Sinemaya tekrardan giriş
Sine Çiya, Rojava’da yeni bir sinema dönemi ve dili örgütledi. Her konuda olduğu gibi sinemanın da tekçi ve erkeğin iktidarından alınarak kadın bilinciyle komünal bir tarzda inşa edilmesi kadın devriminin büyük bir başarısı olarak okunabilir. Diğer yandan Rojava Film Komünü ulusal ve uluslararası film festivali düzenleyerek, hem evrensel hem yerel sinemasal çalışmalar yürüterek önemli bir ivme kazanıyor. Bu topraklarda sinemanın gelişmesi için Mazdek Ararat, Rojava Devrimi’ne katılarak içerisinde devrim sinemasının gelişmesi için Rojava Film Komünün kuruculuğunda yer aldı. Halil Dağ’ın öncülüğünde kurulan Sine Çiya ve Rojava Film Komünü arasında güçlü bir köprü rolü de oynadı. Rojavalı gençler ise Mazdek Ararat’ın ütopyası olan devrim sinemasıyla hayallerini beyaz perdeye aktarıyor. Kültür ve sanat çalışmaları toplumsal gerçeklikten uzak olmadığı toplumda yaşanan her anın kültür faaliyetleri ile ilişki içerisinde olduğu açığa çıktı.
Güçlü eserler çıkıyor
Kültür ve sanatsal çalışmalarında halkların, kadınların, gençlerin rengi ve sesi olmada yetersizlikler yaşansa da bu yetersizliklerin aşılması için yoğun çaba sarf edildi. Tarif edilemez kahramanlıklar, görülmemiş direnişler ve de yeni yaşamın kaynağı olan Rojava Devrimi, kültür çalışmalarında tüm dünyaya daha güçlü yansıtılabilmesi için sinema, müzik, tiyatro, edebiyat, folklor alanlarında daha güçlü eserler çıkararak önemli projelere imza attı ve atmaya devam ediyor. Rojava’da Kültürel devrimin gerçekleşmesinde önemli rol oynayan Hilala Zêrîn ve TEV ÇAND, kültürel soykırıma karşı aktif eksikliklerine rağmen bu topraklarda kültürel devrimi için mücadele ediyor. Kültür çalışmalarını daha da aktifleştirmek, devrimi sanata yansıtarak ve bunun ürünlerini topluma mal etmek için akademiler, sanat komünleri her geçen gün daha çok büyüyor ve toplumla daha güçlü buluşuyor.
Kültür çalışmaları köylere yayıldı…
Birçok alanda kültüre dair gelişen tartışmalar ekseninde projeler gelişti. Kültür çalışmaları sadece kurulan merkezi kültür kurumları ile sınırlı kalmayıp köylere kadar yayıldı. Tiyatro, müzik, folklor gibi sanat dallarında yapılan çalışmalar festivaller aracılığıyla halkla buluştu. Kuzey ve Doğu Suriye’nin tüm kent ve ilçelerinde işgal ve ambargoya rağmen festivaller bir gelenek haline getirilerek topluma mal edildi. Efrin’e bağlı Şehba’dan Derîk’e kadar festivalsiz kent kalmadı neredeyse. Kültür çalışmalarında her halk, kendi öz kültür değerlerini yaşamsallaştırmak için bu alana yoğun ilgi gösterdi. Rojava Devrimi, halkın kültürel değerlerine dönüşerek kalıcılaştırılıyor ve dayatılan egemenlerin kültüründen kendisini arındırıyor. Sömürgeciler ve işgalciler Efrin, Serêkaniyê, Gire Spî bölgelerine yönelik işgaller sadece bir toprağı işgal etme anlamına gelmiyor, aynı zamanda buralarda bulunan tarihi dokuyu, tarihi hafızayı yok edip kültürel soykırımı da hedefliyor.
Kültürel miras kıyımına UNESCO’dan yanıt yok!
Zeytin ağaçlarının kökünden çıkarılarak çalınması, Nurî Dersimi’nin yattığı mezarın dahi tahrip edilmesi kültürel soykırımın hangi boyutta yürütüldüğünü gösteriyor. İşgalciler bunlarla yetinmeyip, Efrîn bölgesinde uygarlığa beşiklik eden 72 tarihi tepe, 5 kale ve 5 de tarihi köprüyü talan etti. Bu talanı durdurmak için Efrinlilerin UNESCO’ya yaptıkları başvurulara bugüne kadar hiçbir yanıt verilmemesi bu kültürel soykırıma dünyanın da sessiz kalarak onayladığı anlamına geliyor.
Kadının rengi ön planda
Rojava’da sanatsal alanlarda önemli adımlar atılıyor. Kendi öz kültüründen uzaklaşan halkın, kendi öz kültürü ile buluşuyor. Devrimin kendi kültürü ile yaşamını inşa etmede, demokratik ekolojik kadın eksenli bir kültür devrimine dönüştürmede kültür çalışmaları kadın rengi öne çıkıyor. Resimden tiyatroya, müzikten sinemaya sanatın tüm dallarına en yoğun ilgiyi de kadınlar gösteriyor. Komün ve akademilerin tüm branş eğitimlerinde hem öğrenci hem eğitmen olarak kadınların sayısı azımsanmayacak bir düzeyde. Ayrıca eş komün sözcüleri ve eşbaşkanlık sistemi ile kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik ortadan kaldırmak için de mücadele veriliyor. Şimdiye kadar erkek zihniyetine dayanan kültürün yerine demokratik kültürün geliştirilerek tüm topluma ve kadına mal edilmesi devrimin kök salmasını sağlıyor. Kültür sanat alanı da sadece erkeklerin karar verdikleri tekçi mekanizmadan çıkarılarak, kadın ve erkeğin ortak karar alıp birlikte pratiğe geçirdikleri de artık bir gerçek.
