Merhaba sevgili okuyucular. Güzel kadınlar, özgürlüğe meyil edenler, ince fikirli, sivri zekâsına güvenip, zorunlulukları aşanlar ve yahut zorlulukların bilinciyle hakikate gönül verenler, evet sizlere diyorum; Star’ın rahmeti üzerinize olsun. Yeriniz her daim sevdiklerinizin gönül tahtında olsun. Yüreğiniz cesur, akıl kalbiniz açık ve yol gösterici olsun. Gerçekte ısrar edenler yoldaşınız olsun.
Demek ki gerçeği hortumlayanlar var
Evet “Gerçekte ısrar” çok önemlidir. Hele de bu devirde, “doğru söyleyeni kırk köyden” kovmuşken, gerçekleri söylemek her camerîn, ana-kız evladın harcı değildir. Öyle olsaydı “Gerçekte ısrar” denilmezdi. Demek ki gerçeği hortumlayanlar var. Hele de hortumcular iktidarsa, gerçekte ısrar edenlerin cesur olması lazım. Örneğin Yeni Özgür Politika gibi. Siz hiç gidip onları ziyaret ettiniz mi yeni yerlerinde? Daha gitmediniz mi? Teessüf ederim!
Özgür basının geçtiği yolları düşünüyorum
Neyse ki ben gittim. Beni kapıda Ahmet arkadaş karşıladı, peşi sıra yılların emektarı Hikmet arkadaş. Kapının hemen girişinde, “Özgür Politika: Gerçekte ısrar” levhasına takıldı gözüm. Ara koridorun duvarsında ise gerçekte ısrar edip, katledilen onlarca gazetecinin fotoğrafı asılı. Gurbetelli Ersöz’ün fotoğrafı ilişiyor gözüme. Özgür Gündem gazetesinin yayın yönetmenliğini yapan Gurbetelli Ersöz Kürt kadının, gazeteciliğinin yüz akı. Gülümsemesiyle hala umut veriyor. Sırasıyla Ape Musa, Ferhat Tepe, Hrant Dink, Metin Göktepe, Ersin Yıldız geliyor. Karşı duvarda ise Gülistan Tara, Nazım Daştan, Cihan Bilgin, Halil Dağ, Nujiyan Erhan ve daha nice gerçekte ısrar edenlerin fotoğrafları bulunuyor. Fotoğraflara bakarken geçmişle gelecek arasında açıklayamadığın bir yerlerde buluyorsun kendini. Aklın ile kalbin götürebildiği kadar uzak ve yakın zamanlardasın… Bir yanın acı-hüzün, bir yanın umutla direniş arasında…Geziyorum odaları adım adım. Baktığım her yerde emek, bir kutsallık var. Haber merkezine vardığımda bu kutsallığı daha net görüyorum. Bir vitrinde 3 Aralık 1994’te bombalanan Özgür Ülke gazetesinden kalan erimiş bir telefon, bombalamanın zamanını gösteren bir saat bulunuyor. O günleri anımsamadan edemiyor insan. “Nereden nereye” diyorsun. Eski bir fotoğraf makinesi, bir daktilo ve 1960’lardan kalma bir Blaupunkt radyoyu görüyorum. Gerçekleri anlatmak için kullanılan bu makinelerin yerini yenileri alsa da erimiş telefondan, daktilosuna özgür basının geçtiği yolları düşünüyorum. “Ne çok işler başardılar” diyorum. Haber merkezinin dikkatini daha fazla dağıtmadan yavaşça mizanpaj odasına sızıyorum.
Sosyal aktivite çok önemli burada
Odanın köşesinden ortaya kadar uzayan bir masa ilişiyor gözüme. Masadaki dört ayrı ekranda birden çalışan genç bir arkadaş bulunuyor. “Beni meşgul etmeyin” diyor hemen. Belli ki pek bir cingöz, kafası zehir gibi denilen türden, gözünden belli… Adını verip, şimdi şey etmeyeyim. Bir yanın da Pervin arkadaş, öbür yanda ise Dilan arkadaş var. Onu aralarına alıp, adeta işi sağlama bağlamışlar. Her biri işine dört elle sarılmış.
Bir yandan mizanpaj yapan ekip, öbür yandan cuma günü maç yapmayı planlıyor. Sosyal aktivite çok önemli burada. Herhangi bir sosyal aktivitede bulunmayan kişinin üretken, yaratıcı olması beklenemez zaten. Sosyal insan; yeniliklere açık insandır. Gazeteciliğin temeli ise meraktır. Mizanpaj için de hayal gücü gereklidir. Dolayısıyla merak, yenilikçilik ve hayal gücüyle harmanlanan insanın asosyal olması işin doğasına ters. Yani aktivite şart! Ama zorunlu bir uyarıda bulunayım: Herhangi bir aktivite yapıyor olmak da sosyal olmak anlamına gelmiyor. Onun temel özellikleri var. Onu da size bilahare anlatacağım.
Viking baltası devreye giriyor
Neysem, tam odadan çıkarken gözüme bir şey takıldı: “Balta mı o?” diye sordum. Muzipçe gülüyorlar. “Haber merkezinde işler tıkanıp, düğümlenince lazım oluyor” diyorlar. Demek entelektüel görevler yerine getirilmeyince Viking baltası devreye giriyor. Bir an Büyük İskender’in Gordion düğümünü kılıçla çözmesi geldi aklama. Gordion düğümü derin mevzu.
Bir kahve içmek için gittiğim yemekhanede mutfakçı arkadaşa takılıyorum. Onun ruh güzelliğine, ince fikrine, derin yurtseverliğine hayran kalıyorum. “Sana kaç kez dedim, devrimci ol, devrimci” diyor bir arkadaşa tatlı-sert konuşarak. Hani şu üç harfli devrimcilerden söz ediyor. Sözünü hiçbir kimseden sakınmıyor. “Çalışmayana yemek yok” felsefesi onun temel ilkesi.
Duvar resimleri insanın içindeki isyanı ateşliyor adeta
Onlar konuşurken etrafa göz atıyorum. Duvar resimleri insanın içindeki isyanı ateşliyor adeta. Hani şu şarkıdaki “Direnmektir sana can veren” sözü var ya, onun gibi bir ruh uyanıyor içinde. İlk resimde DAİŞ’tan kurtulan bir kadın üstündeki çarşafı yırtıp atarken, erkek özgürlüğe el sallıyor. Hemen yanındaki resimde ise çiçekler yeşeriyor bir mekap ayakkabıda. Sarı Mekabın her adımında bir halkın özgürlük umudu çiçekleniyor… Bir kadın Newroz ateşi üzerinden atlıyor. Dördüncü resimde ise bir kadın duvara: Bijî Kurdistan, bimre koledar” yazarken, diğeri gözcülük yapıyor. Burada adeta duvarlar konuşuyor…
Misafirliğe giderken ki gelenekleri yaşatalım lütfen…
Öğle yemeği vaktinde Özgür Politika çalışanları kendilerini izleyen gözlerden bihaber derin bir muhabbete dalıyor. Laf geleneksel ilişkilerden açılıyor. Mevzu derinleşiyor. Biri “Arzu arkadaş kayınbaba ve kayınvalidesine anne-baba demiyor” diyor. “Ne var, ben de eşim H.’nin anne-babasına öyle demiyorum” diyor bir diğer arkadaş. Mutfakçı arkadaş ise, “Ayyy benim kız da eşinin kız kardeşine “görümcüm, görümcem” diyor. Çok sinir bozucu. Bu Almanya’da yetişen yeni nesil çok cinsiyetçi, gerici. ‘Gelin-görümce’, o ne öyle. Hiç sevmiyorum” diyerek son noktayı koyuyor. Geleneksel ilişkilerin sınıfsallığı ve kastlaşmış halinin yarattığı aile-akrabalık ve dünürlük sorunsallığı bir Viking baltası istiyor sanki (!?!)
Bence Özgür Politika’daki en entelektüel, en kendine has bölümü sigara odası. Olay sigara içmek değil, odanın duvarına asılan sanatsal figürler. İnce fikir, felsefik yaklaşım ve dövmeli kadınların o kendine has tutkulu duruşu… İşte o anlatılmaz, görmek lazım. Mutlaka gelin ve görün. Ama eli boş gelmeyin ha! Biz geri geleneksel yönleri eleştiriyoruz. İyi gelenekleri, örneğin misafirperverlik ile misafirliğe giderken ki gelenekleri yaşatalım lütfen…
