Soruyorum; estetik mi, görsel şiddet mi?

- KAKTÜS
194 views

Şiddet, tanımına göre bölümlere ayrıldığında karşımıza fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet türleri çıkıyor. Teknolojik gelişmeye paralel olarak (o artık nasıl bir gelişmeyse?!?) buna dijital şiddeti de ekleyebiliriz.

Bazı kadın hareketleri bu şiddet türlerine flört şiddetini, ısrarlı takibi de eklemiş. Ben de bu şiddet türlerine —tırnak içinde söylüyorum— “estetik” şiddet ve “boy” faşizmini ekliyorum. Buna “boy şiddeti” de diyebiliriz.

Kendini beğenmeme hâli

Evet, şimdi tüm bu şiddet türlerini de eşelersek, kendimizi bir anda bin bir şiddet biçiminin ortasında buluruz. Biraz akıllıysak, tıpkı Binbir Gece Masalları’ndaki Şehrazat’ın ölüme meydan okuması gibi şiddete, haksızlığa, ahlaksızlığa meydan okuyabiliriz. Biliyorum, her gün kadınlar olarak şiddete meydan okuyoruz; ona şüphe yok. Ama değişiyor mu, ona bakmalıyız. Yoksa ne anlamı var “şiddete karşıyım” demenin? Karşı olmak dövülmemizi engellemiyor. Fiziksel olarak dövülüyoruz, ruhsal olarak dövülüyoruz, ekonomik olarak dövülüyoruz; hatta “estetik” olarak dövülüyoruz. “Şunun sıfatına bak” sözüyle başlayan, saç rengimizden ayak tırnağımıza kadar uzayan bir yergiler silsilesiyle yüreğimizin ta orta yerine kızarmış yağ dökmüşler. O da yetmemiş, sürekli kendimizde kusur arayarak hiç kimsenin veremeyeceği zararı vermişiz. Yani bir kendini beğenmeme, kendinden memnuniyetsizlik hâli, anamızın vergisi suratımızın façasını bozmamızı getirmiş. Artık birileri içimize kızarmış yağ dökse ne yazar? Yan, yana bildiğin kadar…

Bu nasıl bir güzellik anlayışı

Yani Star aşkına bacım; sorunu olmayan burnunla oynamanın, anne vergisi sıfatın ortasına palyaço dudağı koymanın alemi ne? Bunun neresi estetik, nerede? Söylemeyeyim, söylemeyeyim diyorum ama karnım şişti. Arkadaş, o nasıl bir kötülüktür kendine yapmışsın? Aynadan kendine bakarken, o nur cemalinin ortasında dışa doğru patlamış, yüzünün yarısını kaplamış dudak nedir öyle? Yeminle bakmaya korkuyorum. Baktığımda da gözümü alamıyorum, o an bir şok türbülansına giriyorum. Benliğim böylesi bir var olma hâline yabancılık alarmı veriyor. Alerjik reaksiyonlar gösteriyorum. Yapmayın lütfen; göz ölçüsü, kıvam, nizam diye bir şey var.
Tamam, kabul; bir insan kendine bakmalı. Teknolojinin, bilimin bazı nimetlerinden yararlanmalı. Cildine bakım yapmalı. Hava koşullarına karşı cildini koruyacak ürünler kullanmalı. Yüzündeki lekeleri giderecek şeyler yapmalı. Ama Allah aşkına siz söyleyin; geniş, ince, uzun bir surata küçük burun gider mi? O burun koca bir suratın ekvatorunda küçük bir nokta gibi duruyor. Ne manasız bir surat öyle. Hele o güzelim, pürüzsüz yüze o patlak dudak gider mi? Allah aşkına bu görsel şiddet içeren “güzellik” anlayışını nereden edindiniz?

Beterin beteri var

Şimdi sevgili okuyucu, belki diyeceksin, “Surat senin suratın değil, sana ne…” Evet, elbette surat benim suratım değil. Ama göz benim gözüm. Hadi onu da geçtim, ma biz birbirimizden de sorumlu değil miyiz? Uğradığım görsel şiddet bir tarafa, ula bacım kendine çektirdiğin acı, ızdırap ve şiddete ne diyeceksin? Star esirgesin, beterin beteri var…
Bugün dünyada en fazla estetik ameliyatların yapıldığı ülkelerin başında ABD geliyor. Durun, ikinci sırada hangi ülke var biliyor musunuz? Şu sözde doğal cilt ürünleriyle öne çıkan Güney Kore. Güney Kore, plastik cerrahi ameliyatlar bakımından birinci sırada. Estetik ameliyatta Brezilya ve Japonya’dan sonra Türkiye beşinci sırada geliyor. Enteresan, ben de size Meksika örneğini verecektim. Malumunuz, insan düşünen bir varlık; soru sormadan duramıyor. Cevapları ise eşek tepsin. Her cevap yeni bir soruya çıkıyor.

Kadın ve erkeğin yitim hâli

İşte soru geliyor: Bir kadın, bir erkek tarafından sahiplenilmek için neden estetik ameliyat olur? Bir erkek neden her yeri estetikten geçilmeyen bir kadın arar? Ve bir kadın, estetik ameliyat parası bulmak için nasıl bir erkekle olur? Peki, aynı erkek, estetik parası verdiği kadını, estetik olduktan sonra nasıl yeniden tercih eder?
İşte bu Meksikalı para babası erkeklerin garip bir döngüsü… Zengin erkeğin etrafındaki geniş kalçalı, büyük göğüslü kadın, o erkeğin zenginlik ölçüsü… Şimdi ucubelik şurada; böyle erkekler için kalça ve göğsünün şeklini bozan kadınlar, böyle kadınlar için yanıp tutuşan erkekler… İşte buna “estetik şiddet” denir. Hem görsel hem bedensel hem ruhsal hem zihinsel şiddet… Belki bu “estetik” anlayışa yitim hâli de diyebiliriz.

Kaybettiğin sadece yüzün değil

Aklıma eski bir hikâye geldi: Hikâyeye göre çok güzel bir kadın varmış. Bu kadın istediği vakit istediği bedene girebiliyormuş. Bir de çok sevdiği biri varmış. Kadın, sevdiği erkeğin gözüne girebilmek için her kılığa giriyormuş. Erkek olmuş, kadın olmuş, hayvan olmuş, taş olmuş… Bir gün gelmiş, artık yüzünün şeklini unutmuş. Görüntüsünü, kimliğini, benliğini yitirmiş. Kaybolmuş farklı kişilerde, kimliklerde. Uğruna benliğini, özünü kaybettiği erkek de bir kadını seviyormuş meğer. İçin için kendini, asıl görüntüsünü arayan kadın, bir gün sevdiği adamın bir kadının yüzünü çizdiğini görmüş. Adam, yüzünü çizdiği bu kadını seviyormuş; hayatı boyunca hep onu aramış. Kadın hemen adamın çizdiği kadının kılığına girmiş. Bir de ne görsün, kaybettiği yüz o çizilen yüzmüş…
Mesele şu ki, kaybettiğimiz sadece yüzümüz değil. Onun çok çok gerisinde kendimize olan güvenimizdir. Güvensizlik hep bir “acaba”lı hâlidir. Bu ruha işledi mi, bedene de yansır. Kendini sevmeme, bedeninden memnun olmama… hep bir yetersizlik hâli… Sonuç: koca suratta nohut burun, ağızda bomba patlamış gibi dışarıya fırlamış devasa büyüklükte, ürkütücü dudak… Altını çiziyorum; bu estetik değil, görsel şiddet.
Ha bir de “boy” faşizmi var. Onu da sonra anlatacağım. Hadi kalın selametle. Star’ın rahmeti üzerinizde olsun.