Yönetmen Mitchell Lichtenstein’in 2007’de gösterime giren filmi Teeth (Dişler), cinsel faillik hakkında ve hatta yazının ilerleyen kısımlarında ilgisini kuracağım ekolojik yıkımın failliğine temel oluşturan yeşil kriminoloji sarmalında sorgulama ilhamı veren bağımsız bir film. Lichtenstein tecavüz-intikam anlatısıyla, yapısal baskı koşullarına direnmek için kesinlikle politik alanı olan bir filme imza atmış.
Ekolojik tahribat ile tecavüz arasındaki bağ
Dişler’de ana karakter Dawn O’Keefe cinsel saldırıya uğruyor ve genital bir mutasyon geçirerek dişli bir vajinaya sahip olduğunu keşfediyor. Dawn’ın vajina dentata’sı ancak cinsel özgürlüğü ihlal edildiğinde devreye giriyor. Bu şekilde, cinsel şiddete karşı doğrudan bir direniş kaynağı görevi görürken aynı zamanda kadın düşmanlığının, tecavüz kültürünün ve kadınların cinsel özgürlüğünü kısıtlayan dinsel ataerkil iktidar yapılarının alegorik bir alt üst edilmesini görüntülüyor. O, kendisini ve tüm kadınları dezavantajlı duruma düşüren bu sistemin suç ortağı olmak yerine bu siteme karşı çıkan bir isyancı. Dawn’ın vajinal dişlerini doğanın faillik egemenliğe tepkisi olarak çerçevelendirerek erkek egemenliğinin doğal düzen olmadığı ve cezalandırılacağı mesajı oldukça etkileyici. Dawn’ın savunmasız bir kadından cinsel olarak güçlendirilmiş bir sosyal adalet temsilcisine dönüştüğünü görmek izleyenlerine güç veriyor. Dişler filminin anlatısı patriyarkayı sorunsallaştırdığı gibi filmin ilk sahnelerindeki nükleer santral ile de kasabadaki tahakkümün önceden haberini veriyor. Film, ekolojik tahribatın ve toksik maruz kalmanın kadınlar üzerindeki farklı etkilerine işaret ederek izleyicileri kadınlara tecavüz ile kapitalizm altında doğanın sembolik tecavüzünün birbirine bağlılığını görmeye davet ediyor.
Sömürgeciliğin oluşum temelleri
Bir halkın bir başkası tarafından dışsal tahakkümü, kolonyal kültür ve geleneklerin sömürgeleştirilenlere empoze edilmesi ve sömürgeleştirilenlerin sömürülmesi olmak üzere sömürgeciliğin üç temel özelliğini ifade edebiliriz. Sömürgecilik 19. yüzyılın başlarında çevresel maliyetlerle dış finansal yatırımın faydaları üzerine inşa edildi. Uluslararası hukuk düzeni epistemik şiddet aracılığıyla yağma ve yıkıma yardım etti. Son birkaç on yılda, yerli halkları etkileyen adaletsizlikler ve hakların reddi biçimindeki sömürgeciliğin uzun mirasının artan bir şekilde tanınması ve aynı zamanda, insan dışı türlere ve/veya doğal çevrenin özelliklerine atfedilen haklar konusunda daha yavaş gelişen bir ifade söz konusudur. Tıpkı Rosa Luxemburg’un Sermaye Birikimi’nde yazdığı gibi “Sermaye, kapitalist olmayan katmanları acımasızca yok etmeye ne kadar girişirse kendi yarattığı bu doğal ekonomik çıkmaza tam olarak ulaşılmadan önce, uluslararası işçi sınıfının sermayeye karşı ayaklanması bir zorunluluk haline gelir.” Luxemburg’un burada sözünü ettiği, doğal ekonomilerin ve kapitalist olmayan tabakaların yıkımından kaynaklanan felaketler, yalnızca sermayenin yol açtığı ekonomik sarsıntıya değil aynı zamanda onun ekokırımcı mantığına da atıfta bulunuyor.

Kapitalizm, dördüncü kriziyle karşı karşıya
Ekolojik yıkım, bu derin sistemik kriz mantığını genişletmenin bir biçimi ve anıdır. Bu tür konjonktürlerde, krizi kapitalizme karşı kullanmak için stratejik olarak işçi sınıfı ve baskı karşıtı siyaset ön plana çıkmalıdır. Bugün kapitalizm, tarihinin dördüncü genel kriziyle karşı karşıya. Bu, dünya ölçeğinde ekolojik ve sosyoekonomik üretim krizidir. Ancak bilinçli stratejik politikalar her zaman verili veya kaçınılmaz değildir; bazen, kapitalizmin krizi aynı zamanda ona direnmesi amaçlanan tarihsel toplumsal güçlerin krizidir. İçinde bulunduğumuz anı şekillendiren pek çok faktör olsa da, birincisi ve en ciddisi, kapitalist üretim tarzının derin krizlerinin tarihsel zamanlarında yaşıyor olmamızdır. Kriz zamanlarında büyük şirketler ve spekülatif sermaye, doğaya el koymak için acele eder. Sermayenin bu saldırısı, kamu arazileri, ormanlar, su, biyoçeşitlilik, mineraller ve enerji kaynakları (hidroelektrik, güneş ve rüzgar) gibi birçok doğal varlığa el konulmasını içerir. Küresel ticaret sistemlerinin yeniden inşası, ekofaşist sınıf projesinin küreselleşmiş mantığını şekillendiren ve sınırlayan daha derin sistemik kriz eğilimlerinin yalnızca yüzeydeki ifadesidir. Toplumdaki sınıf, ırk ve cinsiyet ayrımlarını daha da derinleştiren finansallaşmış eşitsizlik ve yapısal işsizlik, hanelerde ve ötesinde toplumsal yeniden üretim krizini şiddetlendiriyor. İklim krizi de o yüzden çok yönlüdür ve meselenin ötesine geçmeden sadece performatif kınama, utandırma ve sonu gelmeyen eleştirilerle üstesinden gelinemez. Dahası, demokratik ekososyalist strateji, mücadele etmesi gereken karmaşık küresel siyasi alanla, özellikle de ekosidal bir sınıf projesini üreten ve sürdüren altta yatan koşullarla mücadele etmek zorundadır.
Demokratik ekofeminist-sosyalist toplumların oluşumunu gerçekleştirmek
Tahakküm, dayatma ve sömürü çeşitli şekillerde gerçekleşir ve ekolojik kaynaklı soykırım olarak adlandırdığımız ekosid ile sonuçlanabilir. Bugün, post-kolonyalizmin ve modern şirket emperyalizminin çıkarları, sürekli ekonomik büyümenin gerekli olduğunu ve bilimsel-teknik çözümlerin doğal sınırları aşacağını iddia etme konusunda örtüşüyor. Ekolojik kıyıma ve soykırıma karşı yasaların mücadelesi daha iyisini yapmak olmalıdır. İklim adaleti siyaseti, kalabalık siyasetinin, iklim zirveleri dışındaki tiyatroların ve uluslararası eğilimlerin ulusal klonlanmasının ötesine geçmelidir. Ulusötesi dayanışmalar önemli olsa da bu, üçüncü direniş döngüsünün merkezinde yer alması gereken ulusal hareket inşasının yerini tutmaz. Güçlü ulusal hareketler sistematik olarak desteklenmeli ve kurumsallaştırılmalıdır. Dönüşümün ölçeği ve hızı ve şimdi hızlandırılmış ve derin adil geçişler çağrısının aciliyeti göz önüne alındığında hiçbir kestirme yol yoktur. Bu tür hareketler, yeni ekolojik toplumlar yaratmak, iklim adaleti projelerini ilerletmek ve demokratik sistemik reformlar yoluyla şimdi demokratik ekofeminist-sosyalist toplumların oluşumunu gerçekleştirmeye başlamak zorundadır.
Referanslar:
Albarracin, M., & Poirier, P. (2022). Enacting Gender: An Enactive-Ecological Account of Gender and Its Fluidity. Frontiers in Psychology, 13.
Hockenbroch, O. (2019). Fear, Power, & Teeth (2007).
Kelly, Casey. “Camp horror and the gendered politics of screen violence: Subverting the monstrous-feminine in teeth (2007).” Women’s Studies in Communication, vol 39, no. 1, 2016, pp. 86–106.
Narine, Anil. “Biting back: America, Nature, and Feminism in Teeth.” Eco-Trauma Cinema, Routledge, 2014, pp. 134–145.
Rosa Luxemburg, Sermaye Birikimi (New York: Monthly Review Press, 1951), 466–67.
Sexuality: Variations on the Vagina Dentata.” The Ashgate Research Companion to Monsters and the Monstrous, Edited by Asa Simon Mittman and Peter Dendle, Routledge, 2012, pp. 311–328.
Teeths (2007), Mitchell Lichtenstein
Towlson, Jon. “Anti-New Puritanism: Teeth (2007) and American Mary (2012).” Subversive Horror Cinema: Countercultural Messages of Films from Frankenstein to the Present, McFarland & Company Inc., Publishers, 2014, pp. 197–210.
