Aura Lolita Chávez, Abya Yala’da toprak, su, kadın ve yaşamı savunma mücadelesini, Maya Quechua’lıların maruz kaldığı soykırım ve sömürge politikalarını, dünya kadın mücadelesinin birliğini, Kürt kadın mücadelesinin öncülüğünü gazetemize değerlendirdi:

Aura Lolita Chávez*

Abya Yalalılar olarak bölgemizi ve toprağımızı savunuyoruz: Çünkü kozmovizyonumuz bize topraktan geldiğimizi öğretti. Biz toprağız; toprak, su, hava ve ateşiz. Dünyayı ve kendimizi böyle anlamlandırıyoruz. Biz yeryüzünü savunuyoruz çünkü biz yeryüzünün ta kendisiyiz. Ayrıca burada önemli olan, yaşam ağıyla, kozmosla ve biyoçeşitlilikle bağlantılı bir yaşam modeline sahip olmamız. Önemli olan sadece insanlık değil; tüm mineral varlıklar, bitkiler, var olan ve  canlı olan tüm varlıklardır. Varlık sahibi her şeyin bir varoluş amacı vardır. İşte bu yüzden onu savunuyoruz ve kadınların bu kozmogoni ile kutsal bir bağı var. Bu yüzden saygı duyuyoruz, çünkü her şey kutsaldır. Bu güç için varoluşun tüm ifadelerini bu güç adına selamlıyoruz.

Topraklarımızı işgal ettiler

Guatemala’da devletle ilgili bir sorun var; çünkü devlet ırkçı ve sömürgeci. Devlet 12 oligarşik aile tarafından yönetiliyor. Mensubu olduğu Quechu halkı insanlarının %80’i yoksul çünkü topraklarımızı elimizden aldı. Ekilebilir arazilerin %80’i nüfusun %2’sinin elinde. Bizim toprağımız yok. Topraklarımızı işgal ettiler ve çok fazla şiddet var. Çok fazla maçoluk ve kadın düşmanı ifadeler var. Bize karşı nefret var. Ayrıca çok fazla iş yükü var. Tecavüz ve işkence saldırıları var. Soykırım oldu bize yönelik. Mesela benim köyümde Sofía Planı vardı. Bu, özellikle kadınlara yönelik cinsel saldırılarla imha politikası idi. Bu plan Guatemala hükümeti tarafından Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte yapıldı, yani Amerika Birleşik Devletleri Guatemala’ya geldi, işgal etti ve savaşı başlattı. Bu yüzden bu mücadelenin çok ama çok içindeydik. Kaybedilen insanlar vardı, kadınlar kaybedildi, tecavüze uğradı, işkence gördü, öldürüldü. Sürgünler oldu, zorla tahliyeler oldu, bölgesel tahliyeler oldu. Çok fazla korku, suçluluk, utanç var. Ve bedenimizin, yine kendimizin, toprak sahiplerinin, hükümetin ya da elitlerin bir malı olduğumuzu düşünen sömürgeci  ifadeler var. Bizim varlığımızı özel mülkleri olarak görüyorlar. Kendimizi bundan özgürleştirmek bizim yolumuz. Halkların feministleri olarak boyun eğmeye ve maçoluğa karşı bu mücadele yolunu başlattık. Şiddet çok güçlü. Bizi erkeklere hizmet ettiriyorlar, bankalara, ağalara, orduya hizmet ettiriyorlar ve bize saygı duymuyorlar. Haklarımıza saygı duymuyorlar. Çok fazla açlık var. Kadınlar için okul yok, sağlık sorunu çok büyük. Tüm bu sorunlara karşı kadın hareketi olarak  meclislerde buluşarak suyumuzu, toprağımızı sömüren maden şirketlerine karşı mücadele ediyoruz. Bizim suyumuzu maden şirketleri çıkartıyor ve bize satıyor. Ama bizim satın alacak paramız yok. Tüm bu sorunlar bize saldırıyor ama umudumuz var, bu da bizim kozmovizyonumuz, yeryüzüyle olan bağlantımız. Biz şifacıyız, bu yüzden şifalı bitkilerimizle şifa veriyoruz. Ve aynı zamanda kınıyoruz, adalet talep ediyoruz ve yaşam alanlarımızın bilincine varıyoruz. Burası savunmanın ilk aşaması sayılır. Bizler kendimiz, bedenimiz hakkında her şeyi biliriz. Çünkü bizi kendimizi tanımamaya, bedenimizin başkalarının malı olduğunu düşünmeye zorlayan bir toplumsal yasa var. Bu yüzden bedenlerimizden yola çıkarak bilgiye ulaşmanın politik ve stratejik bir duruş olduğunu iddia ediyoruz.

Öz savunma varsa arınma da vardır

Büyükannelerimiz bize gerilla olmayı öğretti. Bu yüzden diyoruz ki gerilla yoldaşlar candır. Bizim mücadelemiz devrimci, isyankar ve direnişçidir. Yani öz savunmaya sahip olmak bir yaşam taahhüdüdür, çünkü eğer öz savunmaya sahip olmazsak ve kendimizi örgütlemezsek, düşman bize birçok yerden saldırır. Örneğin; kimyasal savaşlar, tüm saldırılar çok fazla güce sahiptir. Çünkü bu savaşların bir imha stratejisi var. O yüzden Kürt Kadın Hareketi’nin ufku olan bir yolu olduğunu biliyoruz ve bunu benimsiyoruz. Bizim nasıl bir dünya görüşümüz varsa sizlerin de bir dünya görüşü var. Dolayısıyla yeni enternasyonalizmlerin bu mücadeleleri tanıması ve sınırları aşması gerekiyor. Bu sınırları aşmak, kendimizi birlikte örmek, mücadeleleri kucaklamak ve Abya Yala’da ve aynı zamanda Kürdistan’da, Sahra’da ve diğer halklarda, Afrika’da, Hindistan’da, Çin’de, yoldaşların söylediği gibi, olanları kınamak anlamına geliyor. Yollar bunlardır.
Biz çok ulusluluktan bahsediyoruz -ki bunlar da sadece tek bir ulusumuz olmadığı gerçeğinin ifadeleridir- Bir bölgede birlikte yaşayan birden fazla halk olabilir. O bölgede özerkliğe ve kendi kaderini tayin hakkına saygı duyulmalı. Çünkü işgaller tahliye ifadesini yaratıyor ve topraklardan kaçmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla öz savunmanın toprakların kucaklanmasına yol açtığını söylüyoruz. Toprak ana öz savunmayı kucaklar çünkü orada toprağa gösterilen özen başka bir modeldir. Öz savunma var olduğunda kendini iyileştirme fikri de doğar ve arınma vardır. Neyden arınıyoruz? Doğal kaynakların sömürüsünden ve ölümden arınıyoruz. Maçoluktan ve ataerkiden arınıyoruz. Aramızdaki ağ ve bağın güçlenmesi çok önemli. Bu, aynı zamanda birlikte nasıl  yürüyeceğimizi de belirler. Örneğin Alina Sanchez, Kürt kızkardeşleriyle birlikte sağlık adına yürüdü. Alina bize Kürdistan’daki kadın hareketi ile bilgeliğimizi paylaşabileceğimizin somut göstergesi. Yine Kürdistan Kadın Hareketi’nin eğitim bilgeliği ve deneyimi de bize örgütlenmeyi nasıl öreceğimiz konusunda yardımcı olabilir. Öz savunma anlayışından çok memnunuz ve size devam etmenizi söylüyoruz, yalnız değilsiniz. Emperyalizme ve size dayatılan savaşların saldırısına karşı koyacak güce sahip olduğunuzu gösterdiğinizi hissetmenizi istiyoruz. Sizi kucaklıyoruz. Size yöneltilen (kimyasal, silahlı) tüm saldırıları kınıyoruz. Abya Yala’da kınıyoruz, çok uzakta değiliz. Toprak Ana bizi enerjetik güçleriyle birleştiriyor. Farklı dünyaları çok çeşitli kadınların ve çok çeşitli varlıkların feminizmleri, muhalifler aracılığıyla özgürleştireceğimize dair hayalimiz var.

Rojava’dan büyüyen umut

İnsanlık için bir umut olduğunuzu hissediyorum. Rojava’da örgütlenme, yaşama saygı, topraklarının tanınması ve dünya bakışlarının toprakla çok bağlantılı olması bir umut. Oradakiler insanlık için bir umuttur ve jineolojî bu topraklarda yeşermekte, yürümekte. Jineolojîyi daha önce duymamıştım ama Abya Yala’daki feminist halk eğitimi sayesinde jineolojîyi duyduk. Ayrıca sizler de Utz’laj K’aslemal’i, yani iyi yaşam anlayışımızı  duydunuz. Bu bir umut. Son olarak hapiste olan siyasileri selamlıyorum. Ayrıca işkence gören herkesi. Onların katledilen önceki kuşaklarını selamlıyorum. Onlar birçok insana ilham veren devrimci, isyankar yoldur. Zapatistalar’ın Caracoles sistemi için de söylediğimiz gibi başka dünyalar mümkün. Buluşmalarımız ve birbirimiz ile temaslarımız boşuna değil, bu toprakların hafızasında kalıyor, yani Jin Jiyan Azadî!

* Abya Yala’nın yerli halklarından Maya Quechua’lı Aura Lolita Chávez

ataerkillik, emperyalizm, sömürge, neoliberalizm, ekstraktivizm (harfiyatçılık) karşıtı halkların ve toplulukların hareketi olan Consejo de Pueblos K’iche’nin (CPK) üyesi. Lolita Chávez aynı zamanda kadın hakları aktivisti ve doğal kaynakları koruma mücadelesi öncülerinden.

* Ñizol Lonko Juana Calfunao

Mapuche yerli halkından Ñizol Lonko Juana Calfunao, Mapuche kadınları ve halkının maruz kaldığı sömürge siyaseti ile buna karşı verdikleri mücadeleyi anlattı: ‘Biz Mapuche’yiz sadece’ Küçüklüğümden beri, annem ve ailemle birlikte, kadınların onuruna ve halkımın onuruna saygı gösterilmesi için direniyorum. Bugün de Mapuche halkının topraklarının iadesi ve yaşlılara, çocuklara, kadınlara ve erkeklere saygı gösterilmesi için mücadele ediyorum. Bizim için en kötü kirlilik virüsü sömürgecilik. Tüm kaynaklarımızı ele geçirmek istiyorlar. Halkımıza hükmetmek ve boyun eğdirmek istiyorlar. Mapuche halkımız her zaman kadınlara saygı duyan bir halk olmuştur. Ama sömürgecilik gelip işgal ettiğinde öyle olmadı. Sömürgecilik ile beraber kapitalizm ve dincilik de toplumlarımıza, topraklarımıza taşındı. Biz Mapuche kadınları ne Şilili ne de Arjantinliyiz, ne sağcı ne de solcuyuz, ne Katolik ne de Evangelistiz, biz Mapuche’yiz sadece. Bu düşünceye dayanarak kadın ve erkekler arasındaki hak eşitliği fikrini oluşturuyoruz. Pusulamızı bu kimlik üzerinden oluşturuyor, kadın ve insan olarak hayatı sürdürmeyi buna dayandırıyoruz. Doğamızı, gezegenimizi ve ailemizi bu anlayışa göre savunuyoruz.

Çok eski zaman savaşçılarıyız

Var olma hakkını savunmak, daha adil bir yaşam sürmek, daha dayanışmacı, daha insan gibi yaşamak isteyen kadın ve erkeklere karşı ırkçılık, soykırım, yok etme politikası sürdürülüyor. Ve bize olan da budur. Bugün dünya devletlerinin yürüttüğü politika budur, çünkü Avrupa Birliği’nin, BM’nin ve ötekilerin gözlerini işgal için bölgemize diktiğini biliyoruz. Tüm bu sapkınlık durumunu, halklarımıza, tüm halklara yapılanları kınıyoruz. Biz Mapuche kadınları çok eski zaman savaşçılarıyız. Şili ordusuyla savaşan en büyük Toquis’lerden biri olan Janequeo’ya sahibiz. Guacolda, Fresia ve bugün Juana Calfunao gibi atalarının haklarının iadesi için mücadele eden pek çok kadın var. Pek çok kez işkence gördük ve hapsedildik. Devletin bana ettiği zulmün kanıtlarını ellerimde ve yüzümde taşıyorum. Ama bizi öldürmeyen her şey, kadın olarak daha güçlü olmamızı sağlıyor.

Mari Chihuahua!

Çeviri: Ceren Ege