Kuantuma göre ne kadar hızlıysan zaman o kadar uzar. Ben bunu şöyle yorumluyorum; bir zamana, ömre ne kadar şey sığdırmışsan zaman uzamıştır. Biz bir ömre birçok ömür denecek kadar çok şey sığdırmaktayız. Ama hala da zamanın hızına yetişemiyoruz. Sanki zaman da ona yetişmeyelim diye bizimle yarışıyor. Severek yaşanan anlarda zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. Akıp gider. Mesela sevdiğin insanlarla sevdiğin bir işi yaparken zaman su gibi akar. Hêvîdar’ı (Kobanê doğumlu Hêvîdar Êriş, 28 Eylül 2020’de Herekol’da şehit düştü) anarak bu sonuca varıyorum. Nasıl hayat dolu, neşeli ve huzurludur. Zaman O’nunla her andan daha hızlı akar. Mesela sıkıcı bir ortamda zaman durur geçip gitmesini istersin; giden ömürden hiçbir anı boşa geçirmemek gerekirken. Buradan bakınca biz hayatın her anını severek yaşadığımız için zaman çok hızlı akıyor. Hızını hissetmiyoruz.
…Yoldaşlık aşkı, aşka yeni bir tanım ve içerik olabilir. İnsanlar arası aşkın zirvesi yoldaşlık aşkı olabilir. Yoldaşlarımız varımız yoğumuz. ‘Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca’ anlayışının tersine, güzele ‘güzel’ demek gerekir. Ki yoldaşlarımın hepsi benimdir zaten. Hatta içimdeki insanlık sevgisiyle insana dair güzel her şey ve herkes benimdir; parçamdır, benim anlamımdır. Yoldaşlarım ise insana dair tüm güzelliklerin birleştiği, somutlaştığı insanlar. PKK insanının ruhu kadar biçimi de güzel. Dış güzellikleri ideolojinin ruhlarından yüzlerine yansıyan ışığıdır. Ne kadar ideolojiyle bütünleşmişse o kadar güzeldir.
Yeni çağın büyük aşkı
Yeni çağın büyük aşkının adı Hevaltî. Mecnun’un Leyla için çöllere düşmesi yoldaşlık aşkının yanında solda sıfır kalır. Mecnun’un kalbine bir Leyla sığabilmiştir. Ama yoldaşlık tüm insanlığı, evreni yüreğe sığdırmadır. Aşk toplumsallaşmıştır, evrenselleşmiştir. İnsan ezberletildiği gibi sadece bir insanı – ya da sadece insanları- değil, sevgiye layık her şeyi, her evren parçasını sevebilir. Hatta kötüleri iyiye çekerek sevgiye çeker. İşte yoldaşlar içinde bir insana emek verir, onu değiştirir yani güzelleştirir ve seversin. Son beş bin yılın en büyük devrimi, kadına cinsel bir obje olarak bakmanın aşılması ve bir kimlik, yoldaş, komutan olarak görülmesidir. Neolitik devrime karşı bir karşı devrim olarak gerçekleşen uygarlığın çıkışından sonra, tekrar öze dönüş arayışı olarak birçok devrimci arayış, çıkış olmuştur. Fakat kadının özüne ve öncülüğüne dönüş, hiçbir devrimde PKK’de olduğu kadar net değildir. Bu devrimi gerçekleştiren ise PKK’dir.
Sadeliğin güzelliği
Her derste yoldaşlarımı biraz daha seviyor ve bağlanıyorum. PKK’lileri neden bu kadar güzel buluyorum? Yoldaşım oldukları için mi bana güzel geliyorlar? Nasıl oluyor da bu kadar güzel insan PKK’ye gelmiş? Diğer insanlarla karşılaştırıyorum, yoldaşlarımın ayrı bir güzellikleri olduğu kanaatine kesin varıyorum. O artistler boşuna o kadar kendilerini süsleyip püslüyorlar. Erkek olanlar da dahil. Yoldaşlarım en sade halleriyle, hatta toz toprak içinde çalışırken, yokluk içinde zayıflamış, zozan rüzgarlarında yanmış tenleriyle o kadar güzeller ki, artistler ellerine su dökemez.
Özgürlük ışığının yüzlerine yansıması
Elbette sıradan insanlar PKK’ye gelmezler. Kafası çalışmayan, sorgulama gücü olmayan, verili olanı olduğu gibi kabul edenler, sistem sınırlarını sorgulayamaz ve bu sınırlar dışına çıkmaya asla cesaret edemez. PKK insanı bu anlamda farklıdır. Bir de PKK içinde daha da güzelleşme var. Bu güzellik, PKK’lilerin ruhlarına işleyen özgürlük ışığının yüzlerine yansımasıdır. Yüzlerindeki çizgilerin özgürlük eksenli olmasıdır. Özgürlük bakışları, gülüşleri, hatta utangaçlığı, soruları, merakı ve cesareti gibi birçok duygu sayılabilir. Yüze yansıyan her duygu özgürlük eksenlidir, bu da normal bir insanı bile farklı bir güzel kılıyor.
Ferzad, Hacı Birlik, Şerzan, Aydın…
Aslında bizim gençlerimiz, bir bakışta âşık olunacak kadar güzel ve yakışıklılar. Ama kendilerinde cinsellikle etrafına bakma ve görünmeyi kırdıkları için, onlara bakınca klasik usulle âşık olunacak tipler olarak görünmezler. Belki istenen ölçüde kendilerini özgürleştirmiş olmasalar da, klasik erkekliği ve kadınlığı yani cinsel obje olmayı, etrafa cinsellik ekseninden bakmayı aşmaktalar. Bu nedenle bizde somutlaşan güzellik bir başka. Aşk bir başka. Dünyanın neresinde insanlar aşkları için ölmeyi göze alır? Dünyanın her yerinde aşk adına kadın cinayetleri işleniyor. Ya benimsin ya kara toprağın klasik mülkleştirme anlayışı hâlâ hüküm sürüyor. Bizim aşkımız özgürlük, bizim aşkımız Kürdistan. Dünyanın hiçbir ülkesi bu kadar sevilmemiştir. Dünyanın hiçbir ülkesi adına bu kadar şarkı yazılmamıştır. Ve dünyanın hepsinin gözü bu güzel ülkede. Bilmiyorum belki de Kürtler insanlığa beşiklik etmenin, kültürleşmenin, medeniyetler kurmanın bedelini ödüyorlar. İşte örnek Hacı Lokman Birlik. Hangi artistte O’nun heybeti, kendine güveni, etrafa verdiği güç var. Ferzad Kemanger, sade bir güzellik, ruhun yüzdeki aydınlığa yansıması. Aydın Erdem, aydınlık ve erdemli bir duruş; Şerzan Kurt’un yaşam derinliği yeşil gözlerine sinmiş. Bunlar düşmanın katlettiği gençler. Resimlerinden onları böyle tanıyorum. Dağdaki yoldaşlarım ise tanısam tanımasam kalbimin biricik aşkı hepsi. Kürdistan’ın bu güzel insanlarıyla birlikte olduğum için çok şanslıyım, mutluyum.
Nuda, Rojîn, Gülçiya…
Onların güzelliğine bakıyorum bazen, endamlarına, gözlerinin ışığına. Huzur veriyorlar bana. Varlığım onların parçası; onlar benim varlığım, anlamım. Dağdaki kadın güzelliği ise ayrı bir aşk hikayesi: Nuda Karker, melek güzeli. Rojîn Gevda, yaşamın tüm güzelliğinin bileşimi. Gülçiya Gabar, dağ gülü güzelliği. Kahramanlıkları, güzellikleri, kuralsızlıklarıyla hatta sorunlarıyla yaşam sabrım yoldaşlarım. 21. Yüzyılın Leyla Mecnunları biziz. Aşkın bittiği nokta 21. yüzyıl. Bu yüz yıla ancak böyle bir aşk çare olabilir. Aşkın tüm inkarına rağmen inatla aşka tutunmak… İnatla dağlara tutunmak. İnatla savaşmak. Aşkı özgürlüğü yeryüzüne hâkim kılacağına inanmak…
Yüreğime sığmayan bir sevgi
Bu bahar içimdeki yoldaş aşkını nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Yüreğime sığmayan, taşan büyük bir duygu yoğunluğu var içimde. Her bir yoldaşı birbirinden ayırmadan büyük bir aşkla kendime dair değerli bir parça olarak hissediyorum. Yoldaşlarımın güzelliğini tarihe nasıl anlatsam… Şöyle diyeyim; yoldaşlarımın gözlerindeki ışık tüm dünyayı aydınlatmaya yeter. Yüzleri galaksinin en parlak temiz yıldızları gibi aydınlık. Ben aşkı inancın zirvesi olarak tanımlıyorum. Elbette bizde inanç, bilincin derinliğiyle gelişen bir şeydir. Kuru, ezbere bir inanç değil. Bildiğin kadar inanır ve aşk düzeyinde bağlanırsın. İnanç bilgi ile bütünleşmek, bir nevi bilgi içinde erimektir. Tasavvufta dendiği gibi; ‘bilirsen alim, anlarsan arif erirsen aşık olursun.’ Bizim ideolojimizde de bilmek anlamak yetmez, içinde erimek gerekir. Aşk, hayata dair hissettiğin boşluğu dolduracak bir şey arayışıdır. Bu boşluğa neyi koyarsan o, aşkının sınırını belirler. Ki aslında boşluğu doldurma arayışı amacı çağrıştırır. Ülke, yaşam, insanlık, amaç, evren aşkı. Geleneksel toplum bunu tek kişiye indirgemiş. Yaşam gibi nadide bir şeyin amacı sadece bir bireye duyulacak aşk olabilir mi? Bir bireye duyulacak aşk da ancak daha büyük aşklardan süzülerek şekillenirse anlamlı olur. Yoksa insanların bittiği yer, bugün sistem somutunda gördüğümüz.
Evrenin özgürlük arayışı
Yaşamdaki boşluğa gelince aslında bu, özgürlükteki yoksunluktan dolayı hissedilen bir boşluktur. Özgürlüğümüz elimizden alındığı için yaşam bize yarım, eksik, boş gelir. Ve anlamlı kılacak bir şeyler ararız. Diğer yandan evrenden gelen bir his bu yarımlık hissi. Evreninde mi özgürlük sorunu var? Önderlik, “evrenin amacı özgürlüktür diyesim geliyor” diyor. Evrenin özgürlük arayışı daha güzel, daha bütünlüklü olmaya dönüktür. İlle kölelik var diye özgürlük arayışı açığa çıkmaz. Özgürken de daha fazla özgürleşme arayışı olabilir, daha güzele, bütünlüklülüğe özlemdir özgürlük arayışı. Biz insanlar kölelik nedeniyle özgürlüğün boşluğunu daha derin hissediyoruz. Ki bazıları özgürlüğün varlığından habersiz, mevcut köleci sistemi insanlığın doğal yaşamı sanıyorlar, bu ayrı bir konu. Biz burada evrendeki özgürlük arayışı ile insandaki özgürlük arayışının ortaklıklarını anlamaya çalışıyoruz.
Sevgim somut, sonsuz
Bu yaşamı özgür yaşadım diyebilirim. Belki özgürlük bu kadar değil. Ama ben yaşamıma bir özgürlük sığdırdım. Ve bu nedenle yaşamımdan memnunum, mutluyum. Keşkelerim şikayetlerim yok. Anlık somut bazı durumlara dair keşkelerim olsa da, bir bütün yaşamıma baktığımda kendi istediğim ve sevdiğim gibi yaşadım. Kimseye bağlı olmadım, boyun eğmedim, korkmadım, muhtaç olmadım. Bir erkeğe kendimi beğendirme kaygısıyla yaşamadım, hatta kendini beğendirmek için yapılan şeyleri yerdim, bana ayıp geldi. Ama hayata hep bağlı oldum. Devrimci olduktan sonra ise yoldaşlarıma bağlı oldum, halkıma, Ortadoğu halklarına ve insanlığa bağlı oldum. İnsanlığı yüreğime sığdırdım. Bugün bu sevgim somut, sonsuz. Sevgi görülmez nasıl somut diyeceksiniz. Önceden bir his idi şimdi içimde bir gerçek, ben içimde görüyorum. İlle gözle görülür somutluk isterseniz, mücadelem bir somutlaşma, onlar için yaşamam savaşmam, sevgimi somutlaştırmamdır.
*20 Nisan 2020 tarihinde Gare’de şehit düşen Emine Erciyes’in (Nazlı Taşpınar) yazılarından derlenmiştir.
