Yüzümüz aydınlığa dönük…

- Roni EYLEM
55 views
23 Nisan, gecenin (01.30) kör karanlığında yüzlerce polis, toma ve zırhlı araçlarla Medya Haber ve Sterk TV stüdyolarına bir baskın düzenledi. Televizyona giden tüm yollar kapatıldı, hiçbir basın emekçisinin, prodüksiyon şirketi müdürlerinin içeri girmesine izin verilmedi. Gitmek isteyenler kimlik aramasından geçirildi, gözaltına alınmakla tehdit edildi. Kanalların güvenlik personeli darp edildi. 

Binanın içindeki ofislere, anahtarlar verilmesine rağmen kapıları kırarak girdiler. Üç buçuk saat içerde kaldılar. Bürolar, program ve haberlerin yayına hazırlandığı çalışma odalarındaki materyallere el koydular, darmadağın ettiler. Baskından sonra televizyon stüdyolarına girdiğimizde, Batı demokrasi değerlerinin ne kadar sözde kaldığına ve kendi ayakları altında ezildiğine tanıklık ettik. Neydi bu vandallık, ne istiyorlardı? 

Batı değerlerinin ‘beyazlığı’

Aydınlanma ve sözümona rönesansıyla övünen batı, kağıt üzerindeki değerlerin ne kadar ‘beyaz’ ve kendileri için olduğunu Kürtçe kitaplarımızı torbalara koyarak, bir kez daha beyinlerimize, yüreklerimize ve yüzümüze çarptılar. Hani demokrasi değerlerini satırlar arasında inşa etmişlerdi? Nerede kaldı çok kültürlülük, çok dillilik ve ifade hakkının korunması! Ansızın, karanlık gibi özgür basının üzerine çökerken, çıkarların ötesinde hiçbir kanunu olmayan kapalı kapıların ardında acaba hangi pazarlıklar yapıldı? Mazlum bir halkın onurlu mücadelesinin sesi olan basın kurumlarına bu baskını hangi ihale karşılığında yaptılar? Her zamanki gibi savaştan beslenen, tüm ilişkilerini Kürtlerin soykırımı için kullanan Türk devletine bu defa ne sattılar? Televizyon ekranları neden kırılır, yayın odalarının kabloları niye kesilir, sunucuların kostümleri hangi sebepten ötürü paramparça edilir? Sormak istiyoruz; tüm bunların karşısında ne alındı, ne satıldı…

Çıkarların üstünü örten ‘terör’ yaftası

Kürt televizyonları neredeyse otuz yıldır Belçika’da yayın yapmakta. Daha önce de yapılan baskınların, suçlamaların ne kadar hukuksuz ve boş olduğu biliniyor. Türk sömürgeciliğinin ‘kök kazımayı’ içeren her türlü saldırısına karşı medyasıyla, mücadelesiyle bir halkın meşru davasının her kapıyı açan maymuncuk misali ‘terör’le yaftalanması, çıkarların üstünü örtmek içindir. Elbette bu olan bitenler ülkemizde yaşanan savaştan bağımsız değildir. Sömürgeciliğin son bir yıldır Irak devletiyle yürüttüğü savaş diplomasisinin, televizyonlara yapılan saldırıyla bire bir bağı var elbette. Medya Savunma Alanları’ndaki gerilla direnişi bu ekranlar aracılığıyla halkımıza ve dünyaya duyurulmaktadır. 17 Nisan’dan itibaren özellikle Metina alanında başlatılan imha ve işgal saldırıları görülmesin, yazılmasın, bu emsalsiz direnişin etrafında halkın direnişi örülmesin diye yapılmıyor mu tüm zulüm… İmralı işkence sistemine karşı Rêber Apo özgürlükçü direnişini sürdürüyor. Kürtler dört parça Kürdistan’da öz kimlikleri, öz yönetimleri ve demokratik ulusun inşası için mücadele ediyor. Çok belli ki bu direniş birilerini rahatsız ediyor. Varlık ve özgürlük mücadelesi, hegemon güçlerin çıkarlarını ve oyun tezgahlarını bozuyor.

Dayanışmanın sesi susturulamaz

Bu çıkar dünyası içinde özgür basınla dayanışma halesinin ortaya çıkması da elbette anlamlı ve değerliydi. Flaman bölgesinden televizyonlarımıza ziyarete gelen çok sayıda medya kuruluşu; ilk andan itibaren bu hukuksuzluğu deşifre etmek için kolları sıvayan Flaman avukatlarımız, hem Avrupa’dan hem de Kürdistan’ın dört parçasından açıklama yaparak veya özel yayına girerek yanımızda duran gazeteciler ve basın kuruluşları bize güç verdi. Ve elbette saldırıyı duyduğu andan itibaren yollara çıkan, televizyonumuza ulaşan halkımız, özgür basının sahipsiz olmadığını gösterdi. Polis ablukası sona ererken, tomalar, zırhlı araçlar önümüzden geçerken bir kez daha kapitalist sistemin soğukluğunu ve iki yüzlülüğünü hissettik. Ve elbette öfkemizi bileyerek, halkımızın haber alma özgürlüğüne layık olmak için zaman kaybetmeden işe koyulduk yeniden.
Yüzümüz aydınlığa dönük. Hakikatin arayışçısı olanların; Apê Musaların, Gurbetellilerin, Ersin Yıldızların, Nujiyan Erhanların, Deniz Fıratların, Burhan Karadenizlerin ve daha nicelerinin izinden yürümeye devam edeceğiz. Ve biliyoruz ki tarihi, yok sayılmak istenen bir halkın dilinden yazılan kitapları mavi torbalara koyanlar değil, gerçeğin izinden yürüyenler yazacaktır.