Bu topraklar karanlığa yenilmez

- Ayşe ACAR BAŞARAN
75 views
Tarihte iktidarlar el değiştirse ve yöntemsel farklılıklar olsa da; Kürtlere karşı inkar, imha ve asimilasyon politikası hiç değişmedi. Kürt sorununun çözümsüzlüğü antidemokratik rejimi besledi, antidemokratik rejimler de çözümsüzlüğü derinleştirdi.  

90’lı yıllar Kürdistan’da özgürlük mücadelesinin büyümesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte, devletin Kürt sorununun varlığını daha sert yöntemlerle redde yöneldiği, savaşın derinleştiği yıllardı. OHAL bir rejim halini aldı. Bu çetin savaş ortamında bugün dahi karanlıkta bırakılan katliamlar yaşandı. 

Devletin karanlık elleri

1990-1998 arasında yargısız infazlarda 1102, ‘faili meçhul’ siyasi cinayetlerde 1683, kaybedilmelerde 179, gözaltı ve cezaevlerinde 348, mayın-bomba patlamalarında 468, sivillere saldırılarda 1053 kişi olmak üzere toplam 17 bin 955 kişi katledildi. Devlet asker, polis, özel tim, korucuların yanında karanlık yapıları da devreye soktu. Yargısız infaz, faili meçhul ve kaybedilmelerde ülkücü tetikçiler ile JİTEM elemanları, kontrgerilla ve bir suç örgütü olan Hizbullah halkın üzerine salındı. Devletten aldığı maddi güç, silah ve koruma kalkanıyla sadece katliamların değil; topluma korku, baskı ve umutsuzluk yaymanın aparatı olarak kullanıldı. 

Gecenin değil Hizbullah’ın karanlığı

Kadın ve erkek öğrencilerin yan yana yürüyemediği, belli bir saatten sonra sokakların sadece gecenin değil, JİTEM ve Hizbullah’ın karanlığına teslim edildiği, başı açık ya da kıyafetleri uygun değil diye çocukların bile sokakta taşlandığı, Kürtlüğe ya da Kürtçeye hassasiyet taşıyan herkesin gündüz ortasında, kapısının önünde ya da yüzlerce kişinin içinde hedef alındığı faillerin ellerini kollarını sallayarak olay yerinden uzaklaştığı; Hizbullah tarafından kaçırılan birçok kişiden sonradan ortaya çıkan ‘domuz bağı’ yöntemiyle işkenceyle katledildiği, devletten aldıkları güçle yurtseverleri alenen tehdit etmekten, hedef almaktan çekinmedikleri bir süreçti. 

Tamamen yerli ve milli!

Devlet, 2000’lerin başında eli silahlı bu karanlık şebekenin misyonunu tamamladığını ve şekil değiştirmesi gerektiğini düşünmüş olacak ki, başları olan Hüseyin Velioğlu İstanbul’da yapılan bir operasyonla öldürüldü, çok küçük bir kısım Hizbullah mensubu tutuklandı. Ancak bu tutuklamalar çok uzun sürmedi, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Tamamen yerli ve milli bir yapı” diye nitelendirdiği Hüda-Par ile Hizbullah ilişkisi bu kadar açıkken, binlerce insanın infazından sorumlu olan bu kişiler serbest bırakıldı. 2011 yılında Hizbullah üyesi 23 kişi “uzun tutukluluk süresi gerekçesiyle” serbest bırakıldı. Sonrasında da Hizbullah üyeleri yeniden yargılama kararlarıyla 2019-2021 yılları arasında sessiz sedasız serbest bırakıldılar. Bu da yetmezmiş gibi üst düzey yöneticiler,  Erdoğan tarafından cumhurbaşkanı sıfatıyla affedildi. 

Çöktürme planının parçası

Bu tahliyeler ve alan açmalar tabii ki tesadüf değildi. 2014 yılında gerçekleştirilen MGK’da kararlaştırılan çöktürme planından bu yana Kürtlere karşı oluşturulan ittifakın bir parçası haline gelen Hüda-Par’a verilen yeni misyonun bir sonucuydu. 2019 seçimlerinde fiili olarak kurulan bu ittifak, 2023 seçimlerinde Hüda-Par’ın Cumhur İttifakı’nın bir parçası haline gelmesiyle resmileşmiş oldu. Tek başına seçime girmesi durumunda bırakın barajı aşmayı, bindelik oranlarda kalacak bir partiye, Batman dahil 4 şehirde milletvekili verildi. İttifakın Hüda-Par’ın gücüyle ilgili olmadığını, bir devlet stratejisi olduğunu dönemin İçişleri Bakanı ve tescilli Kürt düşmanı Soylu’nun “Bu çok güçlü bir sosyolojik adım ve büyük bir devlet aklıdır. Bu devlet için stratejik bir adım atılmıştır. Bunun faydası 10 yıl sonra anlaşılacak” sözlerinden anlaşılıyordu. 90’lı yıllarda Kürt hareketinin ve Kürt halkının karşısına silahlarla çıkarılan bu örgüt, şimdi siyasi bir figür olarak Kürdistan’da bir alternatif haline getirilmeye çalışılan uzun vadeli bir stratejinin ürünü olarak sürüldü. 

AKP ifşa oldu Hüda-Par’la Kürtlük maskesi

Bu strateji, AKP’nin gerçek yüzünün ifşa olması, Kürdistan’da bir tabela partisi haline gelmesi nedeniyle Hüda-Par gibi yapılarla devletin Kürdistan’da varlığının devamlılığını, Kürt Özgürlük Hareketi’nin açığa çıkardığı fikriyatı ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Hüda-par’ın bir Kürt partisi olduğu propagandası yapıladursun, Koban^e ve Efr^in işgallerindeki tutumu, Koban^e kumpas davasındaki konumu, devletin inkar ve imha politikalarının bugünkü uygulayıcısı AKP-MHP ile ittifakı ortadayken, Hüda-par’ın bir Kürt partisi olduğu, Kürtlerin hak mücadelesinden yana olduğunu iddia etmesi, Kürtçe “Bi gûr re dikujin, bi şivan re dixwin, bi xwedî re digirîn” (kurtla öldürüyor, çobanla yiyor, sahibiyle ağlıyor) sözüyle izah edilebilir ancak. ‘Kökenleri’ istediği kadar Kürt olsun, yaşamsal ve duygu olarak bu kesimlerin Kürtlükle bir ilgilerinin olmadığı; devletin öteden beri yürüttüğü, ‘Kürtler siyaset yapacaksa da bu bizim belirlediğimiz sınırlarda olacak, bu siyaset başta kendini redle başlayacak’ anlayışının kullanımı olduğu açık. Şimdi de Kürtlerin inanç hassasiyetini kullanarak başarı elde edeceklerini düşünüyorlar. 

Toplumsal hafıza silinemez

Ancak Kürtler bu yapının pratiklerini acı deneyimlerle biliyor. Ve bu toplumsal hafıza silinmeyecek kadar dipdiri. Kürt halkına karşı işlediği suçları bugün bile savunuyor, kendini haklı görüyorken; son yerel seçimde Batman’dan bir Alevi kenti olan Dersim’e kadar birçok il ve ilçede aday çıkartan bu parti, siyaset maskesiyle kirli bir planın uygulayıcısı.
Seçim sürecinde “Ilımlı ve barışçıl bir siyaset yapıyoruz” söylemlerine karşı, aslında sinsi ve kirli olan düşüncelerini gizleyemediler. Bazen açık açık, bazen de satır aralarında gizlemeye çalıştıkları düşünceleri ile DEM Parti’yi, kadın özgürlükçü fikriyatı, eşbaşkanlık sistemini ve halkçı belediyeciliği hedef aldılar. ‘Kandil kayyumu’ söylemiyle, devletin kayyum anlayışını meşrulaştırmaya çalıştılar. Ancak Kürt ve kadın mücadelesi karşısında yerel seçimlerde başarısızlığa uğradılar. 

Kadın örgütlülüğü ile cevap olmak 

Tekrar vurgulamak gerekirse, Kürdistan’ın toplumsal hafızası hiçbir kirli politikaya pirim vermeyecek kadar canlıdır. 90’lı yıllarda bu düşmanca politika büyük acı ve bedellere rağmen başarılı olmadı. Katledilen her yurtseverin yerini yoldaşları aldı, bedel ödemeyi göze alarak…
Hizbullah’ın Kürtlere ve kadınlara yönelik ideolojik ve fiziki saldırılarına karşı Kürtler kadın öncülüğünde örgütlüğünü büyüttü. Elbette bugün yerel seçim sonuçları büyük bir emeğin ve çalışmanın ürünüdür. Ama aynı zamanda Batman ve diğer kentlerde açığa çıkan sonuç sadece bu dönemin değil, uzun yıllardır verilen mücadelenin ve ödenen büyük bedellerin bir kazanımıdır ve bunu büyütmek hepimizin görevidir. Ne Batman, ne de Kürdistan’ın diğer kentlerinde kimse Hüda-Par’ın taktığı siyaset maskesine kanmaz. Yaşanan acılar, verilen bedeller, yaşatılan karanlık hiçbir Kürdün hafızasından kolay kolay silinmez.  Dolayısıyla AKP-MHP iktidarı, ister Hüda-Par maskesiyle ister diğer yöntemlerde istediği sonucu elde edemediyse bu, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin ve kadınların mücadelesinin etkisidir. Tam da bu nedenle Hüda-par, Kürtlerin mücadelesi ve kadınların kazanımlarını hedefliyor. Kadın düşmanı, Kürt düşmanı olan, bizi 90’ların karanlığına geri döndürmeye çalışan bu anlayışa vereceğimiz en büyük cevap, daha fazla örgütlenmektir. Bunun için gereken güç, kadın özgürlükçü paradigmamızda saklıdır. Her birimizin paradigmayı pratikleştirme, örgütlülüğü büyütme; ismi değişse de ister IŞİD, ister Hizbullah isterse başka bir adla ya da kılıfla, zihniyeti aynı olan bu yapıların karanlığına hapsolmanın önüne geçmenin birincil yolu daha fazla mücadele, örgütlenmedir.
Kürdün hafızası kolay kolay silinmez