Seçimlerin ötesinde: Kadınların demokratik momenti ne doğurur?

- Ruşen SEYDAOĞLU
64 views
Türkiye’de çok kısa bir zaman aralığında iki seçim yapıldı. Genel seçimler ve yerel seçimler. Özellikle yerel seçim sonuçlarının ne anlama geldiği üzerine hem iktidar cenahından hem de muhalefetten beyaz, orta sınıf, Türk erkekliğinin üzerimize boca edildiği bir sürü değerlendirme dinledik, okuduk. En rahatsız edenlerin başında ise muhalif gazeteci ön adıyla yapılan, Kürtlerin bu kadar hızlı mobilize olmasına hayret eden, övüyor mu aşağılıyor mu belli olmayan “o” değerlendirmeler vardı. Sanki bugüne kadar Türkiye’deki seçimlerin karakterini belirleyen başkalarıymış gibi Kürtlere bu kez çok şaşırmışlardı. 

Amaç seçilmek değil inşa etmek

Aslında Kürtler ’90’lardan bu yana hiçbir zaman seçimlere sadece “katılan” olmadılar. Seçimlere, seçme ve seçilme faaliyetiyle katılmak; nasıl yaşamak istedikleriyle ilgili büyük idealin birçok aracından sadece biriydi. Devam eden süreçlerde de Kürtler, kadınlar ve diğer iktidar karşıtı toplumsal hareketler ama bilhassa Kürtler ve Kürt kadınları açısından seçimlere katılmak ve seçimin karakterini belirlemek, birbiri yerine kullanılabilir edimler olmadı.  Seçimin karakteri, adaylardan tutalım bunların hangi yöntemlerle belirlendiğine, seçim çalışmalarının yerellerde hangi dil ve tarzla yürütüldüğüne, kimlerle hangi ilkeler kapsamında ittifaklar oluşturulduğuna kadar kapsamlı bir yoğunlaşma ve eylemler silsilesiyle oluşturuldu. Çünkü asıl amaç kadın öncülüğünde demokrasi kültürünü ve demokratik toplum sistemini inşa etmeye seçim sürecinde de sonrasında da devam etmekti. Ve evet Kürt Kadın Hareketi mücadelesinin gerekçelerini, ürettiği politikaları ve uygulama yöntemlerini yekûn olarak ve kasten seçim sürecinin de temel anlayışı ve pratikleri haline getirmeye çalıştığı için seçimin karakterini belirleyen oldu. 

Pozitivist ele alışın ötesinde

Pozitivist yaklaşımın kaybetmek ve kazanmak karşıtlığından çıkardığı başarı hikayelerine benzemiyor bu durum. Sonuçları ele alma biçimi de bu sebeple veri okumasının çok ötesinde. Nedir bu “öte” dediğimizde ise toplumu anlamak, toplumun mevcut halini çözümlemek ve buna göre adım atmak gibi amaçlarla karşılaşıyoruz. Örneğin Amed’in, 8 Mart’ın 100. yılında kadın kenti ilan edilmesi, Nusaybin’in hala kadın kenti olması, yerel yönetimlerde kadın özerkliğinin daire başkanlıkları, müdürlükler vb. ile kurumsallaşması gibi deneyimler yaşanmıştı. Akabinde kayyum müdahalesiyle toplumun yeniden erkeklik, muhafazakarlık ve kimliksizleştirme gibi politikalara maruz bırakıldığı uzun bir süreçten geçtik. 

Erkeklik krizde!

Eş zamanlı olarak dünyada da işler farklı yürütülmüyordu. Yanı başımızda ama bir o kadar da uzağımızda olan İran’da ‘Jin Jiyan Azadî’ devrimi vardı. Çok kısa bir süre önce Afganistan’ın Taliban yönetimine girmesiyle 21. yüzyılın uluslararası bürokrasisine rağmen kadın kimliğine dönük son derece arkaik ve çıplak bir savaş başladı. Şengal’e dönük saldırıların karakteri ise hiçbir zaman olmadığı kadar açıktan, cinsiyetçilik üzerinden yürütülüyordu. Türkiye’de ise 2016’dan bu yana eşbaşkanlık görevi yürüten yüzlerce kadın cezaevlerindeydi.
Yani dünyada muktedirler erkeklik krizindeydi. Ve Türkiye’de de seçim bu erkeklik krizinden bağımsız olmayacaktı. Ama genel seçim sonrasında siyasi partinin merkezileşme ve diğer eleştirileri esas alarak büyük halk buluşmaları yapması yine Kürt kadın hareketinin erkeklik, toplumsal cinsiyetçilik ve tecrit odaklı kampanyasıyla Türkiye’nin hemen her yerinde özgün ve erkeklerle birlikte atölyeler düzenlemesi, yerel seçimlere girerken zihinsel anlamda önemli bir gelişim sağlamıştı. Devamında yerel seçimlerde eşbaşkanlık sistemindeki ısrar, eşbaşkanların ve meclis üyelerinin ön seçimle belirlenmesi gibi tutumlar, erkeklik kriziyle derinleştirilen kapatma rejiminin karşısında özgürlük rejiminin de yola-mücadeleye devam edeceğini gösterdi. Bunu kadınlar gösterdi. 

Tüm saldırılara rağmen önlenemeyen yükseliş

Zaten paralel akan bu iki rejimin birbirlerine dönük, bin yıllarla ifade edebileceğimiz mücadelesinde belirleyici her defasında kadınlar olmuştu. Sağ muhafazakâr çizgiyi destekleyen ya da kiliselere katılan kadınların etkisi dahil… Ancak kadınların dahil olduğu tarafın öne çıktığına dair tarihsel deneyim bu dönemde kadınların demokratik momentiyle kaos aralığından çıkaran etkiyi yarattı. Çünkü kadınların farklı referanslar ya da yaşam deneyimlerinden gelmiş olsalar da öne çıkan arzularının özgürlük, eşitlik ve demokratik yaşam olduğu bir dönemdi. Kadınlar, dünyanın her yerindeki saldırılara rağmen önlenemeyen bir yükselişteydi. 

Batman seçimin karakteri idi

Tam burada peki ama bunu hangi yöntemle yaptılar, sorusu akla geliyorsa Colin Crouch’un Post-Demokrasi’sindeki şu sözlerini hatırlamakta fayda var: “Kadınların ev içinde bir gerilim yaratmaksızın siyasi olarak başarılı bir biçimde örgütlenme umutları da zayıftır.” Türkiye’deki seçim açısından da kadınlar ev içinde ya da diğer tüm “içerilerde” yarattıkları gerilimle siyasi atmosferi belirlediler. Eşbaşkanlığın hükümet saldırılarıyla olduğu kadar ortak mücadele alanlarında da tartışmaya açılması karşısında buna meyleden erkekleri “kültür dışına” çıkardılar. Hakların da kazanımların da hem içeride hem dışarıda sürekli tehdit altında olduğu bilgisi kısmen tedirginlik yaratsa da toplumu tanımaya, anlamaya çalışmak esas olduğunda sonuç Batman gibi olacaktı. Batman özgününde somut olarak gördüğümüz Türkiye’nin de Kürdistan’ın da seçim karakteri değilse neydi? 

Seçim ancak eşitler arasında olur

Kadınların demokratik momenti, gerici, katliamcı, tasfiyeci erkek egemen zihniyete karşı eşbaşkanlığı savunan zihniyete kazandırmıştı. Ama tartışmanın başında da ifade ettiğimiz gibi kazanmak ve kaybetmek özgürlük ideallerine dayanan sistem kurulmadıkça illüzyondan başka bir şey olamazdı. Nihayetinde Kürtler ve kadınlar, dayandığı zihniyeti görünmez sanarak seçimler yapmasının onu demokratik göstereceğini sanan ve toplumda da bunu içselleştiren dünya sistemlerinin ulus devletleriyle mücadelesini sürdürmüş oldu. Zaten erkek egemen ve kapitalist sistem karşısında demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayalı sistemin inşasına girişen, doğrudan ve radikal demokrasiyi savunan hareketler için seçim ancak eşitler arasında yapılabilirdi. 

Viraj geçildi ancak

Tüm bu arka planlar büyük bir toplumsal destekle önemli bir virajın geçilmesini sağladı. Ancak kadınların yarattığı demokratik momentin neler doğurması gerektiği virajdan çok daha önemli. Kentin, bütün bileşenleriyle beraber yönetilmesi, her bir kararda kadın özgürlüğünün esas alınması, demokrasinin de öz savunmanın da en radikal haliyle uygulanacağı mekanizmalar oluşturulması… Kentlerdeki hiç kimsenin yatağa aç girmemesi, ölmek-öldürmek zorunda kalmaması… Kadınların güvercin tedirginliğinde yaşamaması. Özgür kadınlık ve özgür erkeklik olmaksızın bunların hiçbirinin yapılamayacağı… Kadınlar demokratik momenti bunlar için açığa çıkardı ve doğurduğu da bunlar olmak zorunda.