Varlık yokluk ikileminin ötesinde Kürtler’in zamanı

- Jinda DENİZ
118 görüntüleme

Ortadoğu krizi giderek derinleşirken, Kürtler bu krizden hiç azade değiller. Hatta savaşın orta yerinde duruyorlar. Durum, çok abartılı cümleler kurmayı gerektirmeyecek kadar somut. Mezopotamya toprakları dünya savaşının kıyasıya yürütüldüğü topraklar olma özelliğini her zamanki gibi yaşıyor. Dünya halklarının tümü büyük bir altüst oluşu yaşarken sistem ve devletlerin yönetimleri bu altüst oluşla birlikte neyi yeni olarak inşa edeceklerine henüz karar verebilmiş değiller. Her an her yerde yeni bir çatışma ve savaş haberi ile uyanıyor, savaşın nereye ve nasıl evrileceğini anlamaya çalışıyoruz. Bu kadar yoğun savaş, çatışma, yıkım, insan hareketliliği, göçler, yok oluşlar yaşanıyor. Tüm alt üst oluşun içinde devletlerin iktidarları ve toplum kendini bir şekliyle konumlandırıp devamlı kılmaya çalışıyor.

Kürtler de bu altüst oluş içinde kendilerini konumlandırmaya çalışıyorlar. Fakat Kürtler’in bu altüst oluşta kendi konumlarını belirleyebilmeleri için daha öncelikli olan ortak tutum birliğini oluşturmaları gerekiyor. Ülkenin dört parçaya bölünmüşlüğü, parçalarda iktidarlara göre siyasal hamleler yapmayı gerekli kılıyor. Bu siyasetin doğası gereğidir. Ancak Kürt toplumsallığının devamlılığını hiç hesaba katmadan hareket etmek siyasetin doğası gereği değildir. Tamamen kendi varlığını başka ulusların varlığına armağan etmekle iştigal bir durum olur. Kaldı ki şimdi ortaya çıkan durum genel olarak siyasetin ibresinin Kuzey, Güney, Doğu, Batı hatlarında değişken olduğunu gösteriyor.

Direnişin ötesine geçmek

Her bir parçada Kürtler’in siyaset yürütürken mevcut iktidarları görmezden gelmesi beklenemezken ulus devletlerin Kürt gerçeğine krizli dünya halinden çıkışta araçsallaştırdığını görmemek de safdillik olur. Kürtler’in de bunu görmeden hareket etmesi Kürt statüsünü belirlemede yanlış rotalara yol aldırabilir. Çünkü dünyadaki halkların büyük bir bölümü varlıkları ve yoklukları tartışma konusu değil. Varoluşları sabitlendiği gibi, kimi uluslar nasıl daha güçlü olabilirim, kimi uluslar nasıl daha demokratik ve müreffeh yaşayabilirim kaygılarına girmişler. Kısacası her bir ulus yeni bir evreye geçme aşamasına girdi.

Biz Kürtler henüz 19. yüzyıl başındaki mücadele gerçeğinden sıyrılabilmiş değiliz. Bunu değiştirmek için daha büyük mücadele etmemiz gerektiği gün gibi ortada. Sadece direniş boyutunda sınırlı kalırsak, savunma psikolojisinin dışına çıkamayız. Hele bir de kadınlar açısından bu doğru daha da yakıcı.

Kürtler tarihte büyük direnmişler. Halen de direniyorlar. Ancak sadece direnmek değil direnişin ötesine geçmek için ortak ulusal tutuma ihtiyaç olduğunu belki de dünyanın birçok halkından farklı olarak yaşıyoruz. Kürt kimliğini çözmeden maddi ve manevi hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimizi de bilmemiz önemli. Bize dayatılan “Kürt var mı yok mu?” ikileminden sıyrılmak ve bizim nasıl bir varoluş gerçeğimiz olduğunun farkına varma çabası, salt direniş ekseninden çıkıp,  direnişle kendini yeniden inşa sürecine girmemize yardımcı olur.

Demokratik ulus’un ölçütü?

Merkezi hegemonyanın da Kürtler’i içine soktuğu çember daha çok varlık yokluk ikilemi olmuş. Tarih, siyaset, felsefe, sosyoloji sahasından mümkün mertebe uzak tutarak aslında ulusal karakterin gelişmesinin de önüne geçmiş. Meseleyi sadece Kürtçe dilini kullanmakla da sınırlı tutmamak gerekiyor. Dili konuşmak, geliştirmek, eğitim dili haline getirmek oldukça önemli ama meseleyi sadece bu çemberde de ele almamak önemli. Kürtçe konuşulan, eğitim görülen Başûrê Kürdistan bunun için en iyi örnek. Başûr’da eğitim Kürtçe yapılıyor olsa da tarih, siyaset, felsefe, sosyoloji gibi alanların hiçbiri demokratik ulusun inşasına ciddi katkı yapmamakta. Sadece birkaç örnek verecek olursak; tarihte Kürtler’in nasıl yaşadığı, nasıl siyaset yaptığı, nasıl diplomasi yaptığı, felsefe yaptığına dair güçlü bir tartışma yürütmek imkansıza yakındır. Kürt kadınlarının nasıl bir serüveni oldu sorusuna yanıt arayan ciddi bir kürsü yoktur. Bunlar birer tez konusu haline getirilmemiştir. Kürdistan’daki siyasetin nasıl yürütüldüğünü araştıran, tartışan, yetersizliklerini eleştiren, siyasette rota belirleyen, perspektif oluşturan herhangi bir araştırma kurumu yoktur. Mevcut haliyle oluşturulma ihtimali de yoktur. Çünkü bu kadar angaje olmuş yapılar kendi varoluş gerçeklerini masaya yatırabilecek cesarete sahip değiller.

Krizle başa çıkabilmenin yetisi

Bu gerçeklerin görülmesi demek kadın direnişçiliğinin de görülmesi ve kendi değerlerini koruyacak bir geleceğin inşası anlamına gelir. Kürtler’in, kadınların direnişlerinin somut bir yaşam biçimine tekabül etmesi anlanıma gelir.

Biz umutsuz aşk vakası değiliz ya da Kaf dağının ardında yaşayan, yanmış kül olmuş bir halk değiliz. Tabi ki günlük planlardan, farklı uluslara angaje olmuş yaklaşımlardan sıyrılabilinirse yapılacak bir sürü şey ortaya çıkacaktır. Kürtler’in günlük ya da bir iki yıllık bir siyasete ihtiyaçları yok. Kürtler’in yüz yılın planı hazırlanırken yüzyıllık stratejik bir yaklaşıma ihtiyaçları var.

Hele bir de Irak’ın önümüzdeki dönemde daha fazla karışma ihtimalini göz önünde bulundurursak Kürtler’in ortak tutuma ihtiyaçları olduğunu yeniden ve yakıcı hissedeceğiz. Kaldı ki Bakûrê Kürdistan ve Rojava’da Kürt kazanımlarına yapılan saldırılarda görüldü ki Kürtler’in kazanımları bir anda ellerinden alınabilir. İğneyle kuyu kazarcasına oluşturulan değerler, bir anda kürekle yok edilmeyle karşı karşıya kalabilir. Başûrê Kürdistan’daki statünün sürekliliği de uluslararası güçlerin çıkarlarına bağlıdır. Ama Kürtler’in varlık yokluk ikileminden kurtulmasının tek seçeneği ortak ulusal tutumu geliştirebilmekten geçiyor.

Kürtler bölgedeki tüm krizlerden sorumlu değiller, ama bu krizlerden azade de değiller. Kürtler bu krizli ortamın aşılması yetisine de sahip değiller. Ancak bu krizle başa çıkabilecek ortak tutumu oluşturma yetisine sahip olabilirler. Çünkü Ortadoğu’daki yıkımlar, yitimler, yok oluşlar daha fazla derinleşecek gibi görünüyor. Dolayısıyla ülkenin her bir karış toprağındaki direniş geleneğine sahip çıkıp, direnişi yeni mücadele sürecinde farklılaştırmak varlığımızı sürekli kılacaktır.