Çocuklar öldürülmesin

- Vildan Dirik
363 görüntüleme

Tarih 6 Ağustos 1945, yer Japonya Hiroşima. Tarihe ilk nükleer bomba olarak geçecek olan ve LEYLA ILE EYLUL140 bin insanın ölümüne, sayısız canlının yok olmasına ve on yıllarca sürecek olan hastalıklara yol açan, insanlığın yüz karası ABD saldırısı.

İnsanlık tarihi boyunca ilk kez Hiroşima’da kullanılan bu bomba 15 bin tonluk patlayıcının etkisine sahipti ve “Küçük oğlan” (Little Boy) olarak adlandırılmıştı. Bu “Küçük oğlan” adlı bombayla binlerce küçük çocuk öldürülmüştü. Kocaman kocaman adamlar, kocaman kocaman bombalarla küçücük çocukları öldürmüşlerdi. Öldürmeye devam ettiler, Halepçe’de elma kokulu bombalarla topluca öldürdüler, kimi zaman köyünde koyunlarını otlatırken tek başına bir Ceylan’ı katlettiler. Kimi zaman ekmek almaya giderken kocaman adamlarca katledildiler, kimi zaman babasıyla işe giderken kapı önlerinde “terörist” denilerek kurşunlandı sevgili Uğurlar, Berkinler… Cesetleri buzdolabında bekletildi Cemileler’in, gömmemedik. Utandık insanlığımızdan. Yazmaya yürek getiremedik. Doyamadığımız çocuklarımızı kocaman adamların gazabından koruyamadık ya, en çok da bu yaktı içimizi.

LEYLA AYDEMIRNazım Hikmet,

“Çalıyorum kapınızı,

teyze/amca bir imza ver

çocuklar öldürülmesin

şeker de yiyebilsinler.” dizeleriyle tarif ederken Hiroşima’daki ölen çocukları, başka bir şair ise Halepçe’deki ölen çocuklar için şöyle sesleniyordu;

“Kara bir bulut kaynıyordu dağların doruklarında

yitirdim kendimi çocukların çığlıklarında.”

Evet yitirdik kendimizi çocuk çığlıklarında. Gün geçmiyor ki boğulmayalım, yitmeyelim bir başka çocuk çığlığında. Leyla Aydemir’e kıydıklarında, 3 yaşındaydı henüz. Bayram sevincini yaşarken kayboldu, 18 gün sonra bulunduğunda ise açlıktan öldüğü tespit edildi. Koruyamadık Leyla’yı da. Eylül Yağlıkaya, 8 yaşındaydı. Güle oynaya tatile gitmişti ailesiyle. O da kayboldu önce. Bir hafta sonra cansız bedeni gömülü halde bulundu. Minicik bedeni önce istismara uğramış, sonra da boğularak katledilmişti. Büyüklerin dünyasındaki kavgaların, nefretin bedelini ödemişti Eylül küçücük bedeniyle.

EYLUL YAGLIKAYA1Çocuklar, minicik bedenleri, kocaman yürekleriyle toplumun can damarı çocuklar. Daha ne kadar bedel olacaklar hırslara, kötülüklere, savaşlara? Daha ne kadar en çok güvenmeleri gereken yetişkinlerden, devletlerden zarar görecekler? Oysa onların dünyasında savaşa, yalana, nefrete yer yoktur.

Bir tek ölü çocuklar anlamazlar neden öldüklerini, neden en çok da en güvendikleri tarafından öldürüldüklerini. Ve bir tek ölü çocuklar bilirler elma kokusunun zehir ve kara kara dumanların ölüm olduğunu. Bir tek ölü çocuklar bilir ekmek almaya giderken veya babasının yanındayken bile devlet tarafından öldürülebileceklerini. Bir tek onlar bilir doğada özgürce dolaşırken, çiçek toplarken bir havan topuyla parçalanabileceklerini. Bodrumlarda canlı canlı yakılabileceklerini onlar bilir bir tek.

Yetişkinler olarak her çocuk ölümünden, onların çalınmış yaşamlarından birebir sorumluyuz. Çocukları koruyan, özgürce gelişimine, düşünmesine imkan sağlayan, kendine güvenen bireyler olarak büyümesinin koşullarını hazırlayan bir toplumu yaratmayı en öncelikli görevimiz saymalıyız. Bunu çocuklarımıza borçluyuz.

“Çocuklar sizin çocuklarınız değildir, onlar kendi yolunu izleyen hayatın kızları ve oğullarıdırlar.” Halil Cibran