‘Dünyayı ekofeministler kurtaracak!’

- Güler YILDIZ
38 görüntüleme
Kadın ve doğaya yönelik baskılar birbirinden bağımsız değil. Her ikisine yönelik saldırganca hükmedici tutumların belli-faili aynı. Hem doğa hem kadın katlediliyor… Katledilen kadınlar için sokaklara çıkanlar, katledilen doğa için ağlayanlarla aynı…Doğanın uğradığı zararlardan kadınlar daha çok etkileniyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı bunu gayet açık bir şekilde belirtiyor: “Dünyanın her yerinde, çevresel faktörler kadınların ve erkeklerin hayatını halihazırda var olan eşitsizliklerden dolayı farklı şekillerde etkiliyor. Cinsiyet rolleri kadın ve erkeklerin çevreyle olan ilişkilerinde farklılık yaratıyor, çevresel değişikliklerde aracı olmanın yollarını açıyor veya kısıtlıyor.” Ve kadınlar hem kadınlıklarına hem yaşam alanlarına aynı dirençle sahip çıkıyor, meydanları boş bırakmıyor. Kaz Dağları’ndan Karadeniz’e, Munzur’dan Tokat’a yıkım ve talan için gelen herkesin karşısında duruyorlar. “Ayrı beyanların bir araya gelip kadınların ve doğanın tahakküm altına alınması arasında bir bağlantı kurabilmesi” ne ekofeminizm deniyor. Bir yaşam savunucusu olan Süheyla Doğan da ekofeministlerden biri. Aynı zamanda Ekoloji Birliği Eş sözcüsü ve Kazdağları Doğal Varlıkları Koruma Derneği Başkanı. Süheyla ile doğa mücadelesindeki kadını ve “ekofeminizm”i konuştuk:

Ekofeminizm kavramı nedir? Ne zamandan beri kullanılıyor?

Ekofeminizm kavramı feminizmin içinde bir kısım feministler tarafından kabul edilen bir kısım feministlerce de benimsenmeyen bir akım/kuram. Ben kendimi ekofeminist olarak tanımlayanlardanım. Doğanın içinde yaşıyorum, kendimi doğaya çok yakın hissediyorum ve görüyoruz ki ekoloji mücadelesinin içinde kadınlar en önde. Bu da gösteriyor ki kadınlar gerçekten çok daha doğaya yakın, çok daha doğaya saygılılar. Çünkü kadını sömüren aynı egemen güç, iktidar, hiyerarşi; kadını da doğayı da, emeği de sömürüyor. Bunu gören de emekçi kadın. Emek üzerinden işçi kadının sömürüsü, inançlar üzerinden gidersek alevi kadınlarının, ırk üzerinden gidersek Kürt kadınlarının daha fazla sömürüldüğünü biliyoruz. Onun için gerçekten dünyayı da kurtaracaksa ekofeministler kurtaracak!

Kadın özel olarak ekolojik değişim ve yıkımdan nasıl etkileniyor? Ve bu değişim ile yıkımın sorumlusu olarak kimi/neyi görüyor?

Doğa üzerinde sermayenin tahakkümü var. Kadın üzerinde de erkek egemen kapitalist sistemin  tahakkümü var! Hem doğa hem kadın hem de emek üzerinde aynı sömürü var. Bu tür ekolojik yıkımlardan da en çok kadınların etkilendiğini görüyoruz. Buna karşı mücadelede de kadınların önde olduğunu görüyoruz. Kadınla doğa arasında çok eskiye dayanan bir bağ var. Bu bilgiler daha çok kadın üzerinden akıyor; tarımla ilgili bilgiler, tohumla ilgili bilgiler, doğa korumayla ilgili bilgiler kadın üzerinden devam ediyor.

Türkiye’de ekofeministlerin durumu nedir? Kimler ekofeminist olduğunu söyler? Yırcalı bir kadın, Kazdağları’nda nöbet tutan aktivist kadın?

Yırcalı kadınlar belki kendilerine ekofeminist demiyorlardır ama verdikleri mücadele ekofeminist bir mücadele. Kazdağları’nda da öyle. Orada nöbette, çadırda kalan genç aktivistlerin çoğunluğu kadınlar. Çoğu kadın kendine feministim demiyor, demekten de çekiniyor. Feministlere yapıştırılan bir sürü damgadan dolayı. Feministler çirkin, kocasız, evlenmeye karşı kadınlar olarak lanse edilir.  Kadınlar zaten feministim diyemiyor ki bir de ekofeministim desin! Çok da bunun ayırdında olmadan kadınların büyük çoğunluğu ekofeminist bir mücadele veriyor aslında.

Çevre hareketlerinde ağırlık kimde? Erkekler ne düşünüyor bu konuda?

Çevre örgütlerinin karar alma mekanizmalarında erkekler olabilir. Ama alanda olanlar hep kadınlar. Kadınlar ev, okul gibi başka alanlardaki sorumluluklarından ötürü karar alma mekanizmalarında yer alamıyorlar. Ama doğa örgütlerinde anlayış da değişmeye başladı. Örneğin Ekoloji Birliği’nde başlangıçta ekoloji birliği sözcüsü vardı. Kendi içimizde bunu tartışarak, “eş sözcülük” tanımını getirdik ve Ekoloji Birliği’nin, en temel kurucu örgütümüzün artık bir kadın eş sözcüsü ve erkek eş sözcüsü var. Bunun yereldeki örgütlerde de yansımasını görüyoruz. Bütün ekoloji örgütleri bu eş sözcülük kavramını yerleştiriyorlar. Bu da kadınların karar alma mekanizmalarındaki yolunu açacaktır.

Siz mücadele sahalarında kadınlarla daha iç içesiniz; çevre bilincinin örülme aşamasında neler konuşuyorsunuz kadınlarla? Direniş gücünü nereden alıyorlar?

Diyelim ki bir köyde sunum yapıyoruz. Erkekler ve kadınlar aynı ortamdalarsa kadınlar biraz çekinik davranıyorlar, çok konuşamıyorlar. Fakat kadınlara ayrı erkeklere ayrı sunumlar yaptığımızda kadınların o heyecanını, coşkusunu, sürece katılma arzularını görmek heyecan verici. Kadınlar daha fazla konuşuyor, hemen işin içine giriyorlar. Aynı sunumu sadece

 erkeklere yaptığımızda ise erkekler dinliyor, çok yorum yapmıyorlar. Kadınlar ise hemen harekete geçmek istiyor. Kadınlar

“küskülerimizi alalım, makinelerin önüne  yatalım” derken, erkekler o kadar kararlı olamıyorlar.

Ekoloji Birliği

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da bulunan 56 ekoloji örgütü, ortak mücadele zemini ve ağını daha da güçlendirmek için Nisan 2018’de Ekoloji Birliği adıyla kuruluşunu deklare etti. Birliğin kuruluşu hakkında konuşan ekolojist Seher Kadiroğlu Ateş, Türkiye’nin dört bir yanında, doğanın can veren varlığını ve yaşam alanlarını korumak için mücadele verenler olarak yaşamı savunma ve geleceği kurtarmak çabasını ortak hareketlilikle kuvvetlendirmek için Ekoloji Birliği’ni kurdukları bilgisini paylaştı. Ekoloji örgütleriyle yaptıkları görüşmede sorunların ortak olduğunu tespit ettiklerini belirten Ateş, “Buna karşı; kendi yerellerimizde sıkışıp kalmamak, yaşamı savunma direnişlerimizi omuz omuza büyütmek, ülke çapına yayılan bir dayanışma ve örgütlenme zemini oluşturmak için Ekoloji Birliği’ni kurmaya karar verdik. Bizler, ülkenin dört bir yanında yaşam alanlarımızı iktidarın ve şirketlerin talanına, yağma girişimlerine karşı koruma mücadelesi verenler olarak duyuruyoruz ki artık dünden daha güçlüyüz. Çünkü bir araya geldik” dedi. Türkiye tarihinin hiçbir döneminde bugünkü kadar büyük bir doğa tahribatıyla karşı karşıya kalınmadığına dikkat çeken Seher K. Ateş, haklı olduklarını ve hukuksuz talan örgütlenmesine karşı mücadele edeceklerini kaydetti.

Ekoloji Birliği’nin yapacakları

Ekolojist Seher Ateş Ekoloji Birliği’nin yapacaklarını ise şöyle özetledi:
* Ekoloji Birliği ile bu gücü daha ortak, daha koordineli hale getirmeyi hedefliyoruz. Kurumların ve yasaların doğadan ve yaşamdan yana işlemediği bu dönemde sermaye iktidarına ve talancı şirketlere karşı geniş bir savunma hattını kurmak için çalışacağız. Ekoloji Birliği’nin temeli, yerellerdeki ekoloji mücadeleleri ve örgütlenmeleridir. Ekoloji mücadelesini ve yaşam savunmasının siyasetini siyasi program ve tüzüklerden bağımsız olarak kendi bulunduğumuz alanlarda üretiyoruz.

Yaşamı savunanların, birbirinin yarasını sarması, birbiriyle dayanışmasını hedefliyoruz. Ülkenin demokratikleşmesi, emeğin özgürleşmesi, barışın hakim kılınması için çabalayanlarla yan yana duracağız. Ekoloji Birliği sadece mevcut ekoloji örgütlerinin bir araya gelmesini değil, temel olarak gittikçe gelişen ekolojik ve yerel hareketlerin birlikte mücadele zeminini hedefler.
* Doğada sınırların olmadığını biliyoruz. Dünyanın her yanında aynı sorunlara karşı mücadele eden yaşam savunucuları ile buluşmanın, iş ve güç birliği yapmanın, dayanışmanın yollarını arayacağız. Çünkü onların mücadelesi, bizim mücadelemizdir. Ekoloji Birliği mücadelesinin maddi külfetini kendi öz güçlerimizle karşılamayı savunuyoruz. Mücadelenin parayla değil kolektif emekle, özveri ve dayanışmayla yürütülebileceğini düşünüyoruz.
* Hiçbir hukukun yaşam hakkından değerli olmadığını, hukuksuzluğu, öğretilmiş çaresizliği yenmenin yolunun, mücadeleden geçtiğini hukukun da yine bu mücadeleyle yerine geleceğini biliyoruz. Hukukun nasıl ayaklar altına alındığını, yıllarca süren emek ve masraflarla kazandığımız davaların bir kalemde ortadan kaldırıldığını defalarca gördük. Buna rağmen hukuktan, hukukun adilce uygulanması talebimizden vazgeçmeyeceğiz.