Ekonomiyi rakamlara kim boğdu? 

- Çarçel ENGİZEK
329 görüntüleme

BUGDAY - ELKadınlar olarak yaşam içinde tüm kavramlara az çok aşinalığımız vardır. Her bir kavramın benliğimizde yer edindiğini, bizde kendini var kıldığını, bilincimizde anlama dönüştüğünü biliriz. Yaşamsal olan her olgunun, biz kadınlarda mutlaka bir karşılığı vardır. Paylaşım, mücadele, toplumu inşa etme, özgürlük, aşk, sorumluluk, kimlik, doğa, aile ve daha sıralayamayacağımız birçok toplumsal olgunun, kadın benliğinde ve yaşamında karşılığı vardır. Bir de tersinden düşünürsek; erkeğin, zulmün, bireyciliğin, kâr hırsının, baskılamanın, kimliksizleştirmenin, dilsiz bırakılmanın, devletin, şiddetin, zulmün benliğimizde yarattıkları sonuçlar vardır. Karşı tepkiyle de olsa bunlar da vardır yaşamımızın bir yerinde. Ancak tüm bu kavramlardan bir tanesi vardır ki, kadınlar olarak belliğimizde örtülü olarak yaşam bulmuştur, bizi toplumsallaştırmıştır, çevremizle birliğimizi kurmuştur. İşte ekonomidir bu. Ekonomi; bize yabancı gibi gelir, kavram olarak uzak, tanımlanması zor gelir. Toplumsallığımızı ve tarihimizi bilince çıkaracağımız önemli bir boyut olan kadının ekonomiyle ilişkisi, bize yabancı gelir. Kadınların belki de tarihsel gelişiminde üstüne yığınla gerekçe konulan, erkek toplumu tarafından sınırlandırılan ve engellenen alandır.

Ekonomi; anlaşılmak istenmeyen karmaşa, zor hesaplarla ifade edilen hayali rakamlar, TV haberlerinden sonra rakamlarla bizlere anlatılan iktisat, ‘erkeklerin anlayacağı ve erkek işi olarak bilinen’ alan olarak sunulur bizlere. Peki, nasıl oluyor da yaşamın en özgürlükçü ve yaratım yanı bu hale gelebiliyor, kendi dışında bir anlama dönüşebiliyor?

Sayı değil, paylaşımdır

Ekonominin ne olup-olmadığı biz kadınlar için önemlidir. Gerçek yaratım, üretim içinde olan ve toplumsallığı bu derece geliştiren ve tüm uygarlıkların temeli olan kadın ekonomisini, en başta biz kadınların bilince çıkarması gerekiyor. Yaşamın her alanında bu kadar yer alıyoruz. Peki, nasıl oluyor da ekonomi konusunda bu kadar karşıt yanılgılar içinde yer alabiliyoruz? Kendi toplumsal anlamı dışına çıkan, karşıtlaşan ekonomi zihniyetinin bizde de yaşanmasına nasıl izin verebiliyoruz? Bu yanlışı neden benimseyebiliyoruz?

Bu soruların cevabı, tarihsel-toplumsal gelişimimizin erkek egemen zihniyetin kurbanı haline getirilmesidir. Pazifize edilmesidir. Kadınlar olarak en aktif faaliyet alanından bu biçimde düşürülmesidir.

O nedenle kadının ekonomiyle ilişkisini bilmek önemlidir. Komünal ekonomi, kadınının yaşamda kendini var ettiği ve toplumsallığını ifade ettiği alandır. Toplumun maddi ihtiyaçlarını, yaşamını nesneler üzerinden yaratıma dönüştüğü, tüm canlılar dünyasında çevresinin, toplumunun ihtiyaçlarını karşılama faaliyetidir. Ekonomi, tüm canlılar için evrensel bir gerçeği ifade eder. Tarihin başlangıcından bugüne bu diyalektik devam etse de, tarihte bir yerden sonra erkek egemen zihniyet ve pratiği ile kesişme yaşamıştır. Buna rağmen her zaman toplumsallığın garantisi olarak kadının yarattığı ekonomi kültürü ve üretimi, topluma dinamik kılmış ve geliştirmiştir.

Ekonomi, dayanışmayı öğütler

Kadının temel kültürü olarak gelişen ekonomi tarihin başında tüm topluma mal edilmiştir. Özelikle toplayıcılıkla başlayan ve daha sonra bahçecilik ve tarım kültürüyle devam eden ekonomi, zanaat ve sınai ile de kadının ürDESDAR - KADINLAR 2etimle bağı daha da derinleşmiştir. En az on bin yıllık bir örgütlü ekonomi zihniyeti ve pratiği vardır. Kadınlar, tarihin hiçbir döneminde bu kültürden uzak yaşamamıştır, ta ki kapitalist çağa kadar. Bu nedenle ekonomiyi kendimizin ve yaşamımızın ihtiyaçlarını karşılama ve örgütlenme faaliyeti olarak görmek gerekiyor. Kelime anlamı olarak ekonomi; toplumun tüm kolektif emek süreçlerini kendi içinde anlamlandıran ve inceleyen bilim dalı, yaşamın manevi-maddi ve kültürel faaliyetlerinin somut alanıdır. Bireylerin, etkinlik alanlarının manevi ortaklaşmasıyla birlikte doğan ilişkiler bütünüdür.  Kavramın Yunanca karşılığı, “aile yasası”, “ev yasası”, “evi geçindirme kuralları” demektir. Kavram olarak antikçağ Grek-Helen dünyasına aittir.  Ekonomi kavramı, dil kökeni bakımından Yunanca “ev ve yönetim” anlamlarını dile getiren “oikos” sözcüğü ile, “yasa” anlamına gelen “nomos” sözcüğünden türetilmiştir. Anlam, bu biçimde yaşamın maddi üretiminin yaşamsal karakterine işaret etmektedir. Toplumun, toplulukların, grupların zaruri ihtiyaçlarını karşılama ve barınma, giyecek, yiyecek gibi gereksinimlerini örgütlenmede faal olma durumudur. Ev yasası ve ev yönetimi anlamına gelen ekonomi, en temelde kadının alanıdır. Toplumun çekirdek toplumsallığı olarak gelişen ve kadının temel sorumluluk geliştirdiği grup, klan ve kabilelerde, kadın aktif ekonomi sahibidir. Kadının ilk toplumsallaşmadan başlayarak sorumluluk duyarak yaptığı ev ekonomisi, bugüne kadar gelen ekonominin alt yapısını oluşturur.

Ekonomi, paylaşımı gerektirir

Kadın olarak ekonominin ne kadar işimiz olduğunu bu nedenle yeniden görmek durumundayız. Bugüne kadar bizlere yansıtılan tüm o girişim ve hesaplar gerçeğin başka bir karşı savunusu olmaktadır. Erkek egemen azami kâr zihniyeti, bu nedenle de pasifleştirilmiş bir kadın ekonomisinden yol alarak bugünlere gelmektedir. Yani aslında her kadın biraz da ekonomi işiyle uğraşmaktadır. Yaşamın temel ihtiyaçlarını karşılama, paylaşım, doğayla ilişki, insanlara karşı duyduğu sorumluluk birer ekonomi işidir. Kadında ekonomi bir kültürel yapılanmadır. Canlı bir ilişkidir. Ev içindeki ve dışındaki, özel ya da genel tüm örgütlenmeler, toplumun geneline hizmet ediyorsa adına ekonomi diyebiliriz. Dayanışmacı ruhu, komünal ve toplumcu ekonominin özünü oluşturuyor. Bir annenin çevresine, ailesine, toplumuna karşı ne kadar sorumlu olduğunu düşünün. Bunun farkında olsun ya da olmasın, hepsi ekonomi işleridir. Toplumsallığın başat üreticisi olan kadın, ekonomiyi tüm çağlarda en etkin biçimde oluşturmuştur. Çabaları örgütlü ve bilinçli olmuştur. Bu da toplumun ahlaki ve politik yanının çok gelişkin olmasından geliyor. Kadının hâkim olduğu tüm toplumlarda bu nedenle komünal yaşam ve düşünce etkindir. Dayanışmacı ilişki ve üretim biçimi bir kültür halini alır. Bu ister modern çağlarda olsun isterse de ağırlıkta sınıflı toplumlar yani ataerkil toplumlarda olsun, kadının ekonomisi örtük olarak sistem haline gelmeden yaşamda kendisini sürdürmüştür. Nefes alabildiği ve kendini örgütleyebildiği tüm koşullarda dayanışmacı, ortaklaşmacı ve demokratiktir.

Her yerde ekonomi örgütlendirilmeli

Günümüzün ataerkil, bireycileşmiş, tekelleşmiş zihniyeti karşısında, kadınlar olarak en örgütlü olmamız gereken alanlardan biri ekonomi olmalıdır. Bu nedenle öncelikle eski ekonomik bakışımızı ve sorumluluğumuzu üstlenmemiz gerekiyor. Binlerce yıl demokratik ve dayanışmacı kültürle toplumsallık korundu. Daha da gerilere gidersek tarihin %99’luk bölümü önce bilinçsiz sonra da bilinçli olarak bu evrelerden geçip üretim kültürünü geliştirdi. Ekonominin sahibi erkek değildir, ekonomi de soyut ve hayali bir kavram değildir. Aynı zamanda azami kâr kanununu her şeyin önüne koyan değil, yaşamsal ihtiyaçların örgütlendirilmesi ve politikasının geliştirilmesidir ekonomi.

Kadınlar olarak çok güçlü bir tarihin yarıtım ve üretim kültüründen geliyoruz. Ekonomi ne şirketlerde, fabrikalarda, tekellerde azami kâr getiren üretim alanlarıdır, ne de paradan para kazanan hayali şebekelerin işidir. Ekonomi kadının yaşamın içinden başlayarak, toplumunun tüm alanlarında, köylerde, şehirlerde, mahallelerde komşusu ve ailesi ile ortaklaşması, dayanışması ve paylaşmasıdır.