Erkek tecavüzcülüğüne karşı mücadeleyi yükseltelim

- Çiğdem DOĞU
276 görüntüleme

Bir Kasım ayını, bir 25 Kasım’ı daha karşılıyoruz. Hem de kadın katliamlarının, şiddetinin dünya çapında, Türkiye ve Kürdistan çapında zirveye taşındığı bir tablo ile karşılıyoruz. Öncelikle kadın haklarına yönelik amansız mücadele verip Kasım ayında Fransa’da idam edilen Olimpia de Gouges ve Mirabel Kardeşler şahsında erkek egemen sistemin şiddeti sonucu canlarını veren tüm kadınların anılarını selamlıyorum. Onlara sözümüz; bu şiddete son veren özgür, eşit, adil ve anlamlı bir yaşamı mutlaka inşa etmektir.

İlk sömürge kadından son sömürge kadına, şiddet tüm hızıyla devam ediyor. Rêber Apo “Kadınların bedenleri üzerinde kurulan sömürge, bütün sömürgelerin temelini oluşturmaktadır” demektedir. Sömürgeciliğin şiddetle kendini sistemleştirdiğini düşündüğümüzde, sistematik şiddetin kadın bedeninde başlayıp bugünkü çok yönlü şiddetin temeli olduğunu görüyoruz. Kadın, toplumun, toplumsal tarihin ana damarı, özgürlük hafızasının ana belleği ise, o zaman sömürgeleştirmenin de ilk adresi olması gerekir. Erkek egemen zihniyet, iktidarını kurma ve kurumsallaştırmanın buradan geçtiğini çok iyi bilmekteydi ve bu nedenle de kadın bedeninden, bilincinden, ruhundan başlayarak sömürgeleştirme harekatına başladı ve sürdürüyor. Bu anlamda çağımızda her gün, her an kadın bedenine operasyonlar yapılmakta, kadına bir an olsun nefes aldırtılmamaya çalışılmaktadır.

Kadın iradesinin varlığı kapitalizmin yokluğudur

Kapitalist çağ zaten bildiğimiz gibi tamamen kadın hafızasının, bedeninin katliyle başladı. Avrupa’da kök bulan kapitalizm, milyonlarca kadının cadı diye yakılmasıyla, bitmez tükenmez işkenceleriyle, işte Olimpia’nın idam edilmesiyle, yani kadın iradesinin yok edilmesiyle kendine yaşam imkanı bulabildi. Çünkü kapitalizm ahlaksız bir sistemdir, toplum iradesinin olduğu yerde kök bulamaz, yaşayamaz, bir sistem haline gelemezdi. Bu nedenle önce toplumun ana damarı, yaşam ve özgürlük damarı, ahlak damarı olan kadını vurması gerekirdi ve öyle yaptı. Bu damarı vurdukça, kuruttukça, zayıflattıkça kapitalizm gelişmeye başladı. Kadın iradesi varlığını güçlü bir biçimde koruyabilseydi, kapitalizmin sistemleşmesi asla mümkün olamazdı. Kadın iradesinin varlığı kapitalizmin yokluğudur, kapitalizmin varlığı da kadın iradesinin yokluğudur.

Günümüzde bu kadar bilimden, teknikten, gelişmişlikten bahsedilirken, o kadar vahşi bir erkekliğin gelişmesi, vahşice kadınların katledilmesi, sömürülmesi bir tezatlık ifade etmektedir. Ancak işte bu tezatlık sistemi yaşatmaktadır. “Ey erkek, kadını katlet, ez, süründür ve sen yaşa!”, işte kapitalist sistemin var oluşunun ve kendini hala var edişinin temel kanunu. Bu, hem yasal ve hem de yasal olmayan bir kanun. Anayasalarda, geleneksel ahlakta daha örtük biçimde, ancak sokakta, kadın karşısında en açık ve en korkunç biçimlerde yaşanmış bir kanundur. Egemen erkekliğin hemfikir oldukları, ortaklaştıkları bir kanun olarak hüküm sürmektedir. Bu kadın bedenine ve bilincine, duygusuna, ruhuna karşı süreklileşmiş bir biçimde gerçekleştirilen operasyonu, elbette ki hiçbir kadın kabul etmemektedir. Belki milyonlarca kadın çaresizliğinden, örgütsüzlüğünden, savunmasızlığından kabul etmiş gibi görünür, ancak içten böyle bir durumu kabullenmesi mümkün değildir. Kabullenemez. Erkek egemen sisteme entegre olmuş erkekleşen kadınlar ise, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir kategori oluyor. Bu kadın tipine karşı da güçlü bir mücadele vermek gerekiyor, çünkü sistemi ayakta tutan, güç veren bir özelliğe sahiptirler.

Krizin ana kaynağı kadın sömürüsüne dayanmaktadır

Kadın kanının dökülmediği, kadının yoksullaştırılıp erkeğe muhtaç hale getirilmediği, tecavüze uğramadığı bir toprak parçası kalmadı yeryüzünde. Dünyamız boydan boya kadın kanına boyanmış durumdadır. Bir çoğumuz artık bunun bilincinde ve farkındayız. Her gün bu konuya ait haber bombardımanına tabi tutuluyoruz. En alt sınıfından en üst sınıfına kadar her kadın böyle bir şiddetle karşı karşıya. Şimdi daha önemlisi bu şiddete karşı ne yapmalıyız? Erkek egemenlikli sistem kendini bu kadar örgütledi ve bu kadar şiddeti yaygınlaştırdı diye oturup seyredecek, ağlayacak, korkacak mıyız? Ne yapacağız?

Aslında bu sorunu tekrar tekrar birbirimize anlatmaktan başka yollar aramalıyız. Çünkü yaşanan olaylar, medya vb. araçlar zaten anlık olarak bu durumu bizlere anlatıyor. Anlatımın tekrarından ziyade biz nerede, nasıl çareler üretebiliriz noktasında yoğunlaşmak, odaklanmak çok önem arz ediyor. Tabii burada en önemli nokta karamsar olmamaktır. “Erkek şiddeti bu kadar yaygınlaşmış, yoğunlaşmış, nasıl çözülecek? Bu sistem nasıl aşılacak? Aşılabilir mi?” gibi karamsar sorular ve cevaplar olmamalıdır. Evet, ortada çok derin bir kriz vardır ve bu krizin de ana kaynağı kadın sömürüsüne dayanmaktadır. Bu bilgi bizi karamsarlaştıran değil, aksine daha bilinçlendiren, aydınlatan ve harekete geçiren bir bilgidir. Madem ki krizin ana kaynağı budur, o zaman biz de bu ana kaynağı krizin köklerinden koparıp yaşamın, canlanışın, dirilişin, aydınlanmanın kökleriyle buluşturalım. Bu mücadelenin öznesi biziz. Bunu fark etmek o kadar önemli ki!

Kadın yaşamın merkezidir

Kadın yaşamın ve özgürlüğün kaynağıdır. Kadın, toplumsal hayatın olmazsa olmazıdır, tam da yaşamın merkezidir. Kadın iradesi, varlığı olmadan yaşamın, sevginin, doğru bilginin, hakikatin, güzelliğin, anlamın gelişmeyeceği ortadadır. Günümüz yaşamı, yaşanmaz hale gelmişse kesinlikle bundan kaynaklıdır. Evet, özne, öncü kadındır. Belirleyen kadındır. Doğru, güzel, anlamlı ve iyi yaşamı seçecek olan ve özgürlüğe kanal açacak olan kadındır. Bu erkek egemen vahşete, kaosa son verecek olan kadının kendisidir. Biziz! Çözümün umudu, heyecanı, örgütlenmenin coşkusu, erkek egemenliğinden intikam almanın duygusu ve daha bir çok duygu işte bu kaosa son vermenin mücadelesindedir.

Dünya çapında bir kadın bilinçlenmesi ve buluşması giderek daha fazla gelişiyor. Kadınlık daha bilinçlenmeye başlarken, ezilmenin girdabından çıkıp mücadelenin öznesi, öncüsü olmaya doğru daha yoğun bir biçimde yürüyor. Ortadoğu’da özgürlük paradigmamız, örgütlülüğümüz ve mücadelemiz ışığında Kürdistan zemininde gelişen etkili bir Kürt kadın mücadelesi var iken, dünyanın değişik ülkelerinde kadınlar çeşitli biçimlerde örgütlenip birbirleriyle temasa geçiyorlar, deneyimlerini birbirlerine aktarıyorlar ve daha da büyüyorlar. Bu anlamda Rojava’da gelişen kadın devrimi, mücadele eden kadınlar için bir umut, heyecan ve mücadelede itici güç olma kaynağıdır. İşte erkek egemenliğine karşı nelerin yapılması gerektiği, erkek şiddetinin nasıl sonlandırılması sorusuna karşı önemli bir deneyim olarak ortaya çıkıyor. YPJ’nin meşru savunma mücadelesi, Kongra Star’ın toplum alanında kadını özgürleştirme mücadelesi, ortaya konulan ve yaşamsallaştırılan argümanlar, tüm alanlara yönelik de önemli bir tecrübeyi sergilemektedir. Bu devrimde somut olarak neleri görüyoruz?

Kadın özgürlük sistemi 

Birincisi özgürlük ideolojisiyle bilinçlenme faaliyeti, kadın özgürlük eğitimleri, kadın akademileri örgütleniyor. Jineoloji kadın bilinçlenmesinin temeli olarak ele alınıyor.

İkincisi kadınlar her yerde, meşru savunma anlamında da yaygın bir biçimde örgütlüler. Orduların eşitsizliğine karşı kendilerini meşru savunmanın temel bir öznesi haline getirerek bu eşitsizliğe ve kadın şiddetine karşı dur deniliyor.

Üçüncüsü, toplumsal alanın her yerinde hem genel, yani erkeklerle birlikte örgütlülüğün içindeler ve hem de ayrıca mutlaka özgün bir örgütlenmeleri var. Kadın için asıl kaynak ve karar merkezi de bu özgün örgütlenme oluyor, buna göre hareket ediliyor. Ekonomide, adalette, eğitimde, politikada, sağlıkta, kültür-sanat alanında, öz savunmada vs. her yerde böyle yaygın bir örgütlenmeye sahipler.

Dördüncüsü her örgütlenmede eşbaşkanlık sistemine göre kendilerini örgütlüyorlar. Bu da yaşamın her alanında eşit ve iradeli bir temsiliyete yol açıyor.

Daha da ayrıntıda birçok boyut belirtilebilir. Ancak temel boyutlar bunlardır ve cins mücadelesinin, erkek egemenliğinin sistematik zulmüne karşı mücadelenin çok önemli verilerini açığa çıkartıyor aslında. Şüphesiz mücadele deneyimlerine bir şablon gibi yaklaşılamaz. Fakat denenip sınanıp ortaya konulmuş olan doğruları, değerleri sahiplenip farklı mekanların özgünlüğüne uyarlamak mümkündür. Bu anlamda Kürdistan’da PKK içinden başlayarak gelişen kadın devrimi, bugün Rojava’da toplumsallaşan kadın devrimi önemli bir deneyim ve tecrübedir. Bu tecrübeyi daha güçlü okumak ve yaşamsallaştırmak, yaygınlaştırmak, küreselleşen erkek şiddetine karşı mücadelenin de en önemli yanını teşkil etmektedir. Katledilen kadınlarımızın, çocuklarımızın intikamı, ancak daha fazla örgütlenerek ve kendimizi bir kadın özgürlük sistemi haline getirerek alabiliriz. Güzel bir yaşamı ancak böyle inşa edebiliriz.