G.Kürdistan ve erkeğin sınırlarını parçalamak!

- Çiğdem DOĞU
249 görüntüleme

GREECE-EUROPE-MIGRANTSKadın toplumun, doğanın ve evrenin damıtılmış özünü, yaşam gücünü ifade eder. Özgür ve iradeli kadınla yaşam bu nedenle güzeldir, anlamlıdır, aşkın hakikat tadındadır. Kadınsız, köle ve iradesiz kadınla yaşam ise bu nedenle çirkindir, anlamsızdır, sahte aşkların yalanında tatsızdır. Bu biçimiyle kadın vardır ama yoktur. Çünkü toplumsal, doğasal ve evrensel anlamlarından soyulmuş, varlığının hakikatinden yoksun bırakılmıştır. Yaşadığımız çağda insanlığın temel sorunları da bundan kaynaklı olarak acımasızca vücut bulmaktadır. Kadın kırımı bu anlamda her türlü kırımın, her türlü çirkinliğin ve vahşetin ana nedeni olarak yaşanmaktadır.

Güney Kürdistan’da kadınların yaşadığı sorunları da bu temel üzerinden tanımlar ve alternatifini üretebilirsek çözüm olabiliriz. Tabii ki her güncel sorunun bir tarihi boyutu ve bir de güncelliğin ona eklediği boyutlar vardır. Güney Kürdistan’da kadınların durumunu tarihi ve güncel boyutlarıyla anlamlandırmak ve çözüm üretmek bu açıdan önemlidir.

Kadın kırımı toplumu dibe çekmiştir

Kürdistan toprakları neolitik devrime beşiklik ederek toplumsal ve kadınsal değerleri tüm dünyaya armağan etmiştir. Toplum ve kadın doğallığı, üretkenliği ve paylaşımcılığıyla özgür, ahlaki ve politiktir. Hakikatin bütünlüğü içindedir. Ancak, ataerkil sistemin gelişmesiyle birlikte kadın ev içine hapsedilerek toplumundan koparılmış, yalnızlaştırılmış ve köleleştirilmiştir. Dolayısıyla bütünlük parçalanmış, içerilmiş kölelik dediğimiz süreç çok acımasız bir biçimde devreye konulmuştur. Yalanlardan katliamlara ve tecavüzlere kadar yelpazesi çok geniş bir kadın kırım süreci günümüze kadar çeşitli evrelerden geçerek gelmiştir. Kadın kırımının nasıl bir toplumsal kırım, soykırım olduğunu, yaşanan tarihsel süreçler çok çarpıcı olarak ortaya koymuştur. Öyle bir gerçeklik haline gelmiştir ki, kadın kırımı derinleştikçe soykırım, soykırım derinleştikçe kadın kırımı derinleşmiş, birbirini diplere çektikçe çekmiştir.

Kürt kadınları, özgürlükçü toplumsal tarihe öncülük eden bir güç olarak, tüm bu süreçlerde köy yaşamlarında, dağlarda, bozulmamış aşiret kültürü içerisinde ana tanrıça kültünden beslenen Zerdüştî kültür doğrultusunda belli bir iradi duruş içinde olmuştur. Ancak, sonrasında İslamın Sunni kültürünün Kürdistan’a dayatılması ve önemli bir kesimin bunu kabullenmesiyle birlikte, Kürt kadını özgürlüksel anlamda önemli bir kırılmayı yaşamıştır. Fakat yine de kadın iradesi, doğal yaşam kültürünün devam ettirilmesi nedeniyle tümüyle ortadan kaldırılamamıştır. 17. ve 18. yüzyıllarda Kürdistan’ın tüm parçalarında dolaşan bazı Batılı yazarların, yine kendi merkezlerine rapor yazan bazı istihbaratçıların anlatımlarından anlaşılıyor ki, Kürt kadını toplumsal yaşam içinde özgüvenli, sözü dinlenen, kendi öz savunmasını yapabilen, hatta savaş olduğunda güçlü komutanlık da yapabilen bir statüye sahiptir. Doğallığını tümden yitirmemiş, bazı özgürlük ve irade alanlarını koruyabilmiştir. Güney Kürdistan kadını da bu anlamda çarpıcı örnekleri açığa çıkarmış, tarihten silinemeyecek izleri bizlere mal etmiştir.

Ulus-devlet sınırlarıyla parçalanan öz

Kapitalizmin modern çağıyla birlikte Kürdistan toplumunun ulus-devlet sınırlarıyla dört parçaya bölünmesi, kadın boyutuyla da çok derin bir bölünmeye ve parçalanmaya yol açmıştır. Kadın, bir yönüyle toplumun ve toplumsallığın anası olurken aynı zamanda o toplum kaynağından beslenir, yaşam gücünü bulur. Dolayısıyla tarihin ve Ortadoğu topraklarının en kadim halkı olan, ana tanrıça kültürünün yaşatıldığı neolitik toplumun yaratıcısı olan Kürt toplumunun ve Kürt kadınlarının, 18. yüzyıldan başlayarak ulus-devlet şiddetine maruz kalması ve 20. yüzyılda resmi ve yapay sınırlarla parçalanması, soykırım kıskacında kadın kırımına en derinleşmiş biçimiyle tabi tutulması anlamına gelmiştir. Kürt kadınının güç verdiği ve aldığı temel kaynak, bu biçimiyle paramparça edilerek Kürt kadını da paramparça edilmiştir.

Bu anlamda Güney Kürdistan’da şu anda var olan erkek egemen milliyetçiliğini, şiddetini ve buna maruz kalan kadın gerçekliğini bu tarihin içinde arayıp, parçalanmışlıkları tespit ederek bütünlüğe, öze, özgürlüksel çözüme kavuşabiliriz. Yüzeysel bir bakışla bile Güney Kürdistan’da kadınların nasıl bir şiddet sarmalında, kölelik kalıplarında boğdurulduğunu rahatlıkla görebiliriz. Kamuoyuna yansıyan rakamsal oranlarda kadın intiharları, kadın cinayetleri, tecavüz ve fuhuş vakalarında önemli bir artış söz konusudur. Üstelik yansımayan, gizlenen ve üstü örtülen birçok olay da söz konusudur. Bunun dışında kadının ucuz iş gücü olarak kullanılması, çalışma alanlarının çok çok sınırlı olması, reklamlaştırılması, aile içinde çocuk doğurma makinesi olarak ele alınması, aile içi ve dışı şiddete maruz kalması vb. gibi birçok boyutta kafesleyen, köleleştiren uygulamalar söz konusudur.

IRAQ-US-OPERATIONSahte özgürlük anlayışı

2000’li yıllara kadar Arap sömürgeciliğinin ve dar aşiret kültürünün boğduğu bir Güney Kürdistan kadını gerçekliği vardı. Bir de özellikle ’80’li yılların sonlarından başlayarak ’90’lı yıllara yayılan Saddam’ın uyguladığı katliam ve göçertme politikaları, kadını çok olumsuz bir biçimde etkilemiştir. Katliamların en acımasız yüzüne kadınlar tanık olmuştur. Bu, kadın açısından büyük bastırma, iradeyi yok etme ve kaderini kabullenerek acılara katlanma kültürünün derinleşmesine yol açmıştır. Katledilenler zaten katledilmiş, geriye kalanlar ise her an boynuna dayanmış katliam, tecavüz, göçertme, yoksulluk kılıcıyla yaşamaya mahkûm edilmiştir. 2000’li yıllarda giderek kapitalizmin Güney’de yerleşmesi ve Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin oluşturulmasıyla birlikte, sahte bir özgürlük ve rahatlık anlayışı gelişmiş, kadın büyük bir kandırmacanın içine gömülmüştür. Kadını öldürmenin çağdaş biçimi, en güzel ve özgür yaşam diye belletilmiştir.

Buradaki erkek egemen politikada, ilkel milliyetçi işbirlikçi-aşiretçi özelliklerle modern kapitalizmin çağdaş özellikleri iç içe girmiştir. Kendi köklerinden koparak yozlaşmış, ulusallığına-toplumuna ihanet eden erkek egemen karakter, kendini kaybedip küçüldükçe kadın üzerinde iktidarını derinleştirmeye çalışmıştır. İşbirlikçi feodal karakterle modern kapitalist özellikler birleşerek kadını daha fazla kandırma, ezme, sömürme, şiddetle terbiye etme yöntemlerini uygulamıştır, uygulamaktadır. Özellikle son yıllarda Ortadoğu’da DAİŞ saldırılarıyla yaygınlaşan savaş ve bunun neden olduğu göçler, savaşa ve göçe maruz kalan kadınları, Kürt kadınlarını fahişe olarak kullanmayı yaygın şekilde gelişmiştir. Yine Güney’de ortaya çıkan siyasi ve ekonomik krizle birlikte fuhşun genel olarak yaygınlaşması, kadın cinayetlerinin, kadın intiharlarının artması, yine kadının en ucuz iş gücü olarak kullanılmasının yaygınlaşması yaşanmaktadır. Bugün Güney Kürdistan’ın birçok yerinde kadınlar kendilerini yakarak intihar etmektedir. Yine birçok kadın intihar süsü verilerek katledilmektedir. Nihayetinde bunların hepsi bu ilkel milliyetçi, işbirlikçi erkek ve modern kapitalist erkek karakterinin sentezlenmesinin açığa çıkardığı sonuçlardır.

Şüphesiz tüm bunları kabul etmeyip karşı çıkan bir kadın duruşu, arayışı vardır. Çok yaygınlaşmış, örgütlenmiş, bilinçlenmiş bir kadın mücadelesinden bahsedemezsek bile, arayışlar vardır. Burada Güney Kürdistan kadını açısından önemli olan kendini ulusal ve özgür gibi lanse eden erkek egemen politikaları tanımak ve bunu her yönüyle aşma perspektifini geliştirmektir. Erkek egemen politikaların etkisinden kurtulup tamamen kendisi olabilen bir düzeyi oluşturmak önemlidir. Çünkü sorunun kaynağı aşılmazsa, sorun da aşılamaz. Bu nedenle Güney Kürdistan’da hem toplumsal iradeyi ve hem de kadın iradesini boğan, en diplere çeken bu gerici erkekliğe karşı güçlü bir mücadele bilincini, örgütlülüğünü ve öz savunmasını geliştirmek şarttır. Özellikle DAİŞ’in Rojava’ya, Şengal’e, Kobani’ye, Güney Kürdistan’a en vahşi biçimlerde saldırması ve buna karşı YJA/STAR’ın, YPJ’nin, YPJ Şengal’in çok güçlü bir biçimde direnmesi, kadın özgürlük iradesini en cesaretli bir biçimde ortaya koyması sonucunda, Güney Kürdistan kadınında bir uyanış, arayış, bilinçlenme gelişmiştir.

Bellek tazeleyen direnişDOUNIAMAG-IRAQ-KURDS-WOMEN

Geçirdiğimiz son süreçler kadın özgürlük mücadelesinin ve kadın gücünün nelere kadir olduğunu göstermek açısından çok çarpıcı olmuştur. Bir Kobanê direnişi, Kobanê’de Arin’lerin direnişi, Şengal’deki, Maxmur-Kerkük’teki YJA STAR gerillalarının direnişi, bu toprakların kadınlarında bellek tazelenmesine yol açmış, her ne kadar toplumsal alanda parçalanmış da olsa ana tanrıça kültürünün anası olan Kürt kadınında ciddi bir uyanışa neden olmuştur.

Güney Kürdistan kadını bu anlamda ciddi bir etkilenim süreci içindedir. Ancak, bu etkilenimi güçlü bir bilince, örgütlülüğe ve öz savunma hareketine dönüştürmek hayati önemdedir.

Güney Kürdistan’da kadınların yaşadığı sorunlar, salt bazı sosyal yardımlaşma dernekleri vb. üzerinden çözülemez. Erkek milliyetçiliğinin katliamla kendini dayattığı bir zeminde öz bilinç, öz savunma, öz örgütlülük, öz eylemsellik olmadan tek bir kalıcı kazanım, özgürleşme sağlanamaz. Bu nedenle tüm kadınlar için geçerliği olduğu kadar Güney Kürdistan kadınları açısından da en önemli boyut budur. Kürt kadınına dayatılan ve erkek egemen sistem tarafından çizilen tüm sınırları, ulus-devlet sınırları da dahil olmak üzere tüm sınırları paramparça ederek Kürt kadın birliğini ve hakikatini yaratmak temel bir adımdır. Güney Kürdistan kadınına karşı dayatılan bu katliam, zulüm, erkek egemen sistem ancak böyle bir öz kimlik ve öz savunma mücadelesiyle aşılacak ve Güney Kürdistanlı kadınlar tüm Kürt kadınlarıyla birlikte özgürleşmenin büyük adımlarını atacaktır. Kürt kadınlarının özgür toplumsallığını yaratan tarihine de yakışan bu olacaktır. Leyla Qasım’ların ve binlerce kadının onurlu direnişine de ancak böyle sahip çıkılabilir.