Güneşe yüzünü dönenler

- Derya Zozan
321 görüntüleme

Yüzünü güneşe dönerek dua ederler. Güneş, onları kötülüklerden koruyandır. 73 katliama maruz kalmış, ama inatla yaşamayı bilmişlerdir. Günümüzde Êzîdîler, kendi inançları uğruna bedel vermeye devam ediyorlar. Bin yıllardır Êzîdîlere dayatılan kültürel soykırım, geçtiğimiz aylarda Şengal’e yönelik katliamla bir kez daha gün yüzüne çıktı. Peki sürekli katliam ile tehdit edilen Êzîdî toplumu neye inanır, nasıl ibadet ederler?

Êzîdîlik, sözlü kültür ve geleneğe dayalı olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle Êzîdîlik bir yaşam biçimidir. Êzîdîlik aynı zamanda, tarihin en kadim inançlarından biridir.

Êzîdîler kendilerini Melekê Tavus’un seçilmiş halkı olarak kabul ederler. Melekê Tavus’un onları koruduğuna, uyardığına inanırlar. Êzîdîliğin bütünselliği ruhun göçüyle korunmuştur. Ruhların göçü (reenkarnasyon) Êzîdî dininin temelini teşkil eder. Zaman zaman aziz bir şahsiyet bilinçli ya da bilinçsiz olarak bir dindar Êzîdî ruhu ile doldurulur. Melekê Tavus, halkını uyarmak için yardımcılarını dünyaya gönderir. Ölülerin ruhları hak ettiklerine göre ya cennete ya da cehenneme gider, ancak ruhlar başka bir bedende dünyaya gelebilirler. Günahkar ve cezalı bedenler ise hayvan bedeninde dünyaya gelirler. Melekê Tavus diğer tüm tek tanrılı dinlerin aksine kötülükle bir tutulmaz. Melekê Tavus’un itaatsizliğinin Êzdan tarafından af edildiğini ve Xweda’nın (Tanrı’nın) O’nu kendisiyle bir ve eşit kıldığına inanırlar. Tanrısal özellikler atfedilen Tavus; güzelliğin, mükemmelliğin ve sonsuzluğun sembolüdür.

Ezidi kadinlar inançÊzîdîlerin kutsal mekanı Laleş

Doğal toplum özelliklerini ve doğaya olan inancını  koruyan Êzîdîlik; güneşi, ateşi, suyu, havayı ve ayı kutsar. Êzîdîlik bir aydınlık ve ışık dinidir. Êzîdîler, güneşe yüzünü dönerek ibadet ederler. Güneş o kadar kutsaldır ki adına yeminler edilir, güneş ışınlarının ilk düştüğü yer öpülür. “Bi ve roje! (Güneş’e and olsun) ve Ez bi vê İşiqê sond dixwim” (Bu ışığın-aydınlığın üzerine yemin ederim ki!) gibi yeminler ederler. Ellerini güneşe tutarak yüzlerine sürerler ve ellerinin içini öperler. Laleş’in sivil liderliğine bağlı Şêx Berekât’a göre bütün katliamlara rağmen onları koruyan şey, güneşe duydukları inançtı. “Unutmayın ki, Güneşin nuruyla yeşilleniyor dünya. Güneş olmazsa her şey anlamsızlaşır. Biz güneşe secde ederek kazandık ve bu günlere kadar gelebildik.”

Ateş ise güneşin yeryüzüne inmiş halidir. Ateş güneşin bir parçasıdır ve ona saygıda kusur edilmez. Êzîdîler tüm ritüellerinde ateşi kullanırlar. Laleş tapınağındaki ateşin sürekli yanması,  Êzîdîlerin ateşten aldıkları güçten kaynaklıdır. Aleviler gibi Êzîdîler de mezarları başında küçük ateşler yakarlar. ‘Kiloça Serê Salê’ dedikleri bayramda büyük ateşler yakarlar. Ateş o kadar kutsaldır ki; su ile ateş söndürülmez, onu kirletecek, saygısızlık anlamına gelecek eylemler (tükürme vb.) yasaklanmıştır. Kendisi gibi kutsal olan toprak ile ancak ateş söndürülebilir. Ay ise çocukların ve kadınların koruyucu meleği ‘Xatuna Ferxa’ ile sembolize edilmiştir.

Êzîdîlerin tek kutsal mekanı Laleş tapınağıdır. Êzîdîler, Laleş’e çıplak ayakla yürürler. Yabancılar dahil tüm ziyaretçiler çıplak ayakla gezerler. Ayakkabı ile gezmek yasak ve günahtır. Laleş tapınağının ‘şemik’lerine (kapı eşiklerine) kesinlikle basılmaz, üzerinden atlanılır. Eşik geçilmeden önce diz çökerek, eşik öpülür baş koyulur.

Êzîdîler, Êzda’nın (Tanrı’nın) dünyayı ve canlıları Laleş’te ki topraktan yarattığına inanırlar. ‘Mor Kirin’ (vaftiz) törenlerinde kullanılan Kaniya Spî’nin iyileştirici gücü olduğuna inanıldığından, Êzîdî kadın ve erkekler de bu suya girerler. Suya girenler birbirilerinin kız ve erkek kardeşleri olarak kalacağına inanıldıklarından eşler aynı anda suya girmezler.

Êzîdîler, Tanrı’ya yakarırken şöyle dua ederler: “Bira Xwedê bê hawara 72 miletan paşê were hawara Êzidixane!” (Allah ilkin yetmiş iki milletin yardımına koşsun sonra Êzidi halkının yardımına gelsin.) Etraflarını kuşatan dini ve etnik milliyetçilikten çok çekmiş Êzîdîler ne söylemde ne eylemde hiçbir zaman dinsel milliyetçi bir toplum olmadılar. Xweda’nın yarattığı her şeyi sevmeyi dini bir ilke olarak benimserler.

Lales-KadinÊzîdî toplumunda yasaklar

Toq-çember Êzîdî inanç dünyasının önemli bir metafordur. Gerçek hayatta bir Êzîdînin etrafına toq-çember çizildi mi o kişi çemberin içinde içten içe sinir krizleri geçirir, kan ter içinde kalır, ama asla o çemberin dışına çıkamaz. Yardım ister, ta ki biri gelip o dairenin biri cennet diğeri cehennem kapısı anlamına gelen iki kapı çizene kadar. İşte o zaman cennet kapısından çıkan Êzîdî özgürlüğüne kavuşur.

Êzîdîler, ‘Şeytan’ kelimesini asla kullanmazlar. Bu kelimeyi başka birileri onların yanında kullanırsa bunu kendilerine yapılmış bir hakaret olarak kabul eder ve hak edilen bir cezayla karşılarlar. Koyu mavi rengi hiçbir şeklide kullanmaz ve giymezler. Mavinin yasaklanmasının asıl nedeni; Mavi’nin ‘yası ve ölümü’ simgeliyor olmasıdır.

‘Xas’ (marul) yemek tek kadın Peygamber Xasiye’nin ismine benzediğinden yasaklanmıştır. Yine yiyeceklerden fasulye, börülce, bakla, kabak, lahana, horoz, balık (Yunus Peygambere iman ettikleri için), geyik ve tavşan yemezler.

Oturarak giyinilmez ve bıyıklar tümüyle kesilmez. Başkasının tarak ve usturası asla kullanılmaz. Yabani hayvanlar evcilleştirilmez. Başka dinden kadınlarla evlenmek yasaktır. Nisan ayının ilk Çarşamba’sı bir işle uğraşılmaz. Arkadaşına ihanet etmek, yalan şahitlik, hırsızlık ve Êzîdî dininin sırlarını yabacılara söylemek büyük günahlardır.

Laleş tapınağında olduğu gibi evlerinde (şemik) eşiğine basılmaz. Êzîdîler kadınların ve evin koruyucusu Xatuna Ferxa’nın kapı eşiğinde oturup evi cinlerden koruduğuna inanırlar. Kesilen kurbanın kanı, kurban sahibinin alnına ve evin eşiğine sürülür. Êzîdîler eşiğin üzerinde iyi ruhların yaşadığına ve onları koruduklarına inanırlar.

Êzîdîler ‘ölüm’ kelimesini sevmezler. Onun yerine ‘libasê xwe, kirasê xwe guherî (kıyafetini değiştirdi) derler. Bedeni, ruhun bir kıyafeti olarak değerlendirirler. Tıpkı yılan gibi derisini- bedenini değiştiren ruh eğer dindar ise iyi bir canlının bedenininde yaşamaya devam eder. Yok eğer günahkârsa, ruh topluma yararsız vahşi bir hayvanın bedeninde yaşar. Laleş tapınağının ön yüzünde bu reenkarnasyonu temsilen yılan kabartmaları vardır.

Tavus kusuSaçlar ruhların bir parçasıdır

Êzîdîler, Doğu takvimine uyarlar. Êzîdî inancı ve takvimine göre yılbaşı Nisan ayının ilk Çarşamba’sıdır. ‘Çarşema Sor’ ‘Sersal’ de denen bugün Melekê Tavus onuruna tatil edilmiştir. O gün mezarlık ziyaretleri yapılır. Evler kırmızı düğün çiçekleriyle, gelinciklerle süslenir, yumurtalar boyanır. Êzîdîler o günün sonunda gece yarısı meleklerin yeryüzüne indiğine inanırlar. Êzîdîlerin diğer önemli bir bayramı ise yedi gün süren ‘Cemaat Bayramı’dır.

Êzîdîlerde bir çocuk doğduktan sonra saçları uzayana kadar hiç kesilmez. Bu işi özel bir törenle ‘Şêxê Biskê’ yapar. Kesilen saçı ise ‘Şêxê Biskê’ götürüp evinde saklar. Akşamları ve Çarşamba günleri hiç bir şekilde saç ve tırnak kesilmez. Bıyıklar kökünden kesilmez. Saç ruhlarının bir parçasıdır. Êzîdîler kesilen saçları rastgele etrafa atmazlar, evden uzakta toprağa gömerler.

Nazardan saklamak amacıyla çocuk ve beşiği, kırkını çıkarmadan kimseye gösterilmez. Kırkını çıkaran bebek özel bir törenden sonra gösterilir. “’Çil Çû’ (Kırk gitti) merasimi yapılır. Yıkanan bebek suyun üstünde tutulup gezdirilir, saçları sembolik olarak taranır, tarak suya atılır ve ‘Çil çû, çil çû!’ denir. Çocuklar kırkını çıkardıktan sonra özel bir törenle ismi verilir. Pir ailesinden bir kadın gelip bebeğin saçından bir tutam keser, duvar deliğinde saklar. İsim bu törenden sonra verilir.

Êzîdîler kirvelik kültürü nedeniyle Müslümanlar ve Süryanilerle kalıcı dostluklar kurmuşlardır. Kirvelik sünnet töreni ile gerçekleşir. Êzîdîler kirvelikte daha çok Müslüman ve Hıristiyan komşularını tercih ederler. Kirve (Kiriv) aileleri birbirleriyle kardeş olurlar, evlilikleri kesinlikle yasaktır. Kirivlik hukuku iki aileyi, iki dünyada tek aile çatısı altında kardeş yapmıştır. Kirivler zor ve mutlu günlerinde birbirlerini yalnız bırakmazlar. Êzîdîler, Müslüman ve Hıristiyan komşularıyla geliştirdikleri Kirivlik hukuku sayesinde kendileri üzerindeki kuşatmayı ve çemberi kırarlar aslında.

Ahiret kız veya erkek kardeşliği Êzîdî dini ve toplumsal yaşamında önemli bir yer tutar. ‘Penç Farz’ (Beş Görev)den biridir. Yeni yetmelik çağında müritliğe geçen her Êzîdî daha çok Şêx ailesinden bir Ahiret Kardeşi seçer. Ahiret Kardeşliği Êzîdî toplumunun dini ve sosyal ilişkilerini, canlı tutan, kurumlaştıran ve kastlar arası farkları yumuşatan bir özelliğe sahiptir.

*Abdulkerim Avşar’ın Êzîdîlik üzerine olan araştırmasından yararlanılmıştır.