Kapitalizm kadının da düşmanıdır

- Abdullah ÖCALAN
45 görüntüleme
Her zaman hatırlamaya çalıştığım bir konudur: Kadın gibi bir gücün, fazla üretken ve yaratıcı bir özelliği olmayan erkeğin eline neden bu kadar zavallı duruma düştüğü ve mahkum olduğudur. Cevap tabii ki zorun rolüdür. Ekonomi de elinden alınınca, korkunç bir tutsaklık kaçınılmaz olur.

Paranın, sermaye olarak paranın toplum üzerinde kazandığı gücü bu örnekle kıyaslamanın çok öğretici olduğu kanısındayım. Paranın komuta gücü kazanması, aslında ekonomik olay olmaktan çıktığının da itirafıdır. Usta tarihçi Fernand Braudel kapitalizm Pazar karşıtı, dolayısıyla ekonomi karşıtı, hatta ekonomi dışıdır derken, çok anlamlı bir gerçeği dile getirmektedir. Ekonomiyi değişim ve Pazar olgusuyla başlattığı için, bu yargısı büyük değer arz etmektedir. Benim hep dile getirmek istediğim bir görüştü. Her şeyi ekonomiye boğan kapitalizmin ekonomiyle ilgisi olmadığı, hatta onun can düşmanı olduğudur. Formül şudur: Para, sermaye bahane=iktidar şahane. Para-sermayenin son derece hileli oyunlarıyla ne yeni bir ekonomik biçim yaratılmıştır ne de kapitalist toplum biçimi, hatta kapitalist uygarlık diye bir uygarlık biçimi söz konusudur. Ortada toplumun, tarihin hiçbir döneminde tanık olmadığı türde bir ele geçiriliş oyunu vardır. Sadece ekonomik gücü değil, tüm siyasi, askeri, dini, ahlaki, bilimsel, felsefi, sanatsal tarihi, maddi ve manevi tüm kültürel gücünün ele geçirilişi. Kapitalizm en gelişmiş egemenliktir, iktidardır. Kapitalizm çağı da denen, insanlığın son dört yüz yılına bakalım. Toplumla ilgili egemenlik altına alınmamış, en ince kılcal damarlarına kadar iktidar kurulmamış bir hücresi, dokusu kalmış mıdır?

 Ekonominin gerçek sahibi kadındır

Belki tuhaf karşılanabilir, ama bana göre ekonominin gerçek sahibi tüm işgal ve sömürgeleştirme çabalarına rağmen kadındır. Ekonomiyi sosyolojik açıdan anlamlı değerlendirmek istiyorsak, en doğru yaklaşım madem ki çocuğu karnında beslemekten tutalım, en zor doğum sonrası ayakta durabilecek hale getirinceye kadar kadın besliyor. Evin besleme, zanaatkarı da kadındır. O halde en temel güç kadındır cevabım gerçeğe daha saygılı sosyolojik bir cevaptır, biyolojiyle bağı da kesin göz önünde bulundurarak. Kaldı ki tarım devrimindeki rolü, milyonlarca yıl bitki toplayıcılığı, halen sadece ev içi değil, ekonomik yaşamın birçok alanında çarkı döndüren kadındır. Bilimlerin temelini atma onurunu taşıyan antik Yunanlılar, ekonomiye ev yasası, kadın yasası olarak ad koymaları da bu gerçeği binlerce yıl önce tespit etmiştir. İkinci sırada şüphesiz uygarlık güçlerinin baş sanat olarak belledikleri artık-ürün ve artık-değer gaspı için sürekli ve acımasız yöntemlerle hep denetim altında çalıştırdıkları köle, serf ve işçi kategorisinde yer alanlardır. Üçüncü sırada biraz daha özgür her tür zanaatkar, küçük tüccar dükkancı ve küçük arazi sahibi çiftçilerdir. Bunlara sanatkar, mimar, mühendis, doktor vb serbest meslek erbabını da dahil edersek tabloyu aşağı yukarı tamamlamış oluruz. Ekonomik çarkı tarih boyunca çeviren toplumsal grup veya sınıfların bunlar olduğu tartışmasızdır. Yine aralarında kapitalist, senyör, ağa, efendi yoktur. Bunlar çok açık ki ekonomik güçler değil, insan ve emeği üzerine her türlü sömürüyü, işgali, sömürgeciliği ve asimilasyonu dıştan ve tekelci olarak dayatan işgalci, sömürücü, sömürgeci ve asimilasyoncu güçlerdir. Dıştan dayatmacı ve ekonomi olmayan sadece kapitalist değildir. Büyük tüccar, sanayici ve bankacı olarak kapitalistten başka senyör, efendi, politikacı, asker ve uygarlıkçı entelektüel de ekonomik olmayan, ekonomiye dıştan kendini dayatan güçlerdir.

Ahlaki ilke “kapitalist ekonomi”ye kurban

Kapitalizm ekonominin en temel ilkesi olan ahlakın, moral değerlerinin de düşmanıdır. İnsanlık ancak ahlaki ilkeyle ekonomik ihtiyaçlarını düzenleyebilir. Aksi halde örneğin karıncalar gibi çoğalabilir ki buna 10 tane dünya gibi gezegen bile yetmez. Ahlak olmazsa “aslan toplumuna” dönüşebilir ki geriye yiyecek sığır, hayvan kalmaz. O zaman aslana da dünya kalmaz. Yani kapitalizm sınırlandırılıp durdurulamazsa ya toplumu “karıncalar toplumuna” dönüştürerek yıkımın eşiğine getirecek -örneğin Çin ve Japonya’nın durumu- ya da “aslanlar toplumu” durumuna getirecek. Her toplum ABD, Çin ve Japonya gibi olursa, insan toplumunun sürdürülebilirlik şansının gittikçe azalacağı açık. Burada kapitalizm esasta ahlaki ilkeyi sözde “kapitalist ekonomiye” kurban etmiştir. Bir dönem çocuklar, kız çocukları da fazlalıktır diye kurban edilirdi. Varsa, ancak böyle bir ahlakla insan kurban edilerek toplum sürdürülebilir. Nitekim tüm kapitalist damgalı savaşlara “insan kurban etme ayinleri” olarak bakarsak, nasıl bir “kapitalist ekonomi ilkesi” ya da ahlaksızlığıyla karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Yalnız toplumun iç sosyal dokularını tahrip etmiyor bu ahlaksızlık. Çevreyi, doğayı da ilk defa hükmü altına alarak büyük bir katliam sürdürerek sadece insan yaşamını değil, tüm canlı yaşamı da tehdit edecek boyuta varıyor. Bundan daha büyük ahlaksızlık ve canlı düşmanı olabilir mi?

“Ekonomisiz kılınmış kadın”

Kapitalizm ekonominin ana gücü, yaratıcısı kadının da düşmanıdır. Tüm çözümlememiz kadının toplumsal yaşamdaki yerinin ekonomik değerinin birincil düzeyde ve yüksek seviyede olduğunu kanıtlamaktadır. Tüm uygarlık tarihinde olduğu gibi, en acımasız dönemin kapitalist uygarlık aşamasında yaşamaya başlayan “ekonomisiz kılınmış kadın” gerçeği; en çarpıcı ve derinlikli toplum çelişkisi haline gelmiştir. Kadın nüfusu ezici olarak işsiz bırakılmıştır. Ev işleri en zor işler olduğu halde beş metelik değer etmemektedir. Çocuk doğurma ve yetiştirme hayatın en zor işi olduğu halde sadece değer etmemekle kalmamakta, giderek başa bela olarak düşünülmektedir. Hem ucuz, işsiz çocuk doğurma ve bin bir zahmetle büyütme makinesi, hem ücretsiz ve hatta suçlu kadın, uygarlık tarihi boyunca toplumun zemin katına yerleştirilmiştir. Ama hiçbir toplum kapitalizmin yürüttüğü ve çok sistemli hale getirdiği istismarı geliştirme gücünde olmamıştır. Bu sefer sadece zemin katta değil, tüm katlarda eşitsizliğin, özgürlüksüzlüğün ve demokrasisizliğin nesnesidir.

Daha da vahimi, tarihin hiçbir dönemiyle kıyaslanmayacak şiddette ve yoğunlukla cinsiyetçi toplum iktidarını insanın en mahrem organlarına kadar şartlandırıp çoğaltarak, kadını bir seks endüstrisine dönüştürerek, işkenceyi toplumun tüm katmanlarına yayarak, “erkek egemen toplumu” kapitalist uygarlık döneminde azamiye çıkartarak “ekonomostan” ekonominin yaratıcısı özneden intikam alırcasına kadın ve ekonomi düşmanlığını her yerde ve her zamanında kanıtlamaktadır.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Savunmaları’ndan derlenmiştir.