Öyküleri bize yadigar kalan Êzîdî kadınlar

- Newaya Jin
231 görüntüleme

Edebiyatın unutulmayan ve unutulmasına izin vermeyen sayısız kahramanı vardır. Her dilin, her halkın köklerine tutunduğu, varlığını onların cesaretiyle tanımladığı olağanüstü özelliklerin atfedildiği insanlardır bunlar. Şansı olanlar yazıldı, çizildi ve tanındı. Peki ya kimsenin adını bilmediği, APTOPIX Mideast Iraq Yazidi New Year Photo Gallerygörmediği, adı henüz tarih sayfalarına işlenmeyenler… İşte bugün bu bir köşeye terk edilmişliğin en canlı örneğidir Êzîdî kadınları…

21. yüzyılın tanık olduğu en vahşi günler yaşandı Şengal vadisinde. Vahşetin bile karşısında secde durduğu bir varlığın insafına terk edildi kadınlar. Aralarında sayısız genç kadınlar vardı, Nemrutların kollarına bırakılmış çocuklar. Binlerce kadın ve çocuk kaçırıldı 3 Ağustos fermanında.

Çetelerin ellerine düşmemek için ellerini birbirine bağlayıp birlikte uçurumdan atlayan, yanındakilere kendilerini öldürmesi için yalvaran, kefiyeleriyle kendilerini saklandıkları hamamlarda asan kadınlar tanıdı bu topraklar. Ancak kimse tanıklık yapmadı yaşadıklarını yazmak için. İsimleri de bedenleri gibi toprağa karıştı. Belki kendilerini savunacak imkanları, güçleri yoktu ama kara yüzlü erkeklerin onurlarını çiğnemesine izin vermeyecek kadar asildiler.

5 bin kadın ve çocuğun esir düştüğü tahmin edilir, kesin rakamlar ise hala esrarını koruyor. Çünkü yaşanan vahşetin ortaya çıkması için hiç kimse kendini sorumlu görmüyor. Esirlerin yaşamlarını da, şansı olup kurtulanlardan parça parça öğrenebiliyoruz. Ya kendini, yaşadıklarını anlatamayacak olanlar…

Minbic operasyonunu başladığı günlerde müjdeli bir haber aldık. Bir kadın daha vahşetin dehlizinden özgürlüğe doğru yol almıştı. YPG’nin özel bir operasyonla kurtardığı kadın ve 3 çocuğu Şengal’e ulaşır ulaşman soluğu yanlarında aldık. Fermandan kurtulan diğer aile fertleriyle kavuşmanın heyecanı yaşanırken, Êzîdî kadının gözlerindeki hüzün hiç kaybolmadı. Doğru ya, nasıl sevinsin? Sevinçleri de, mutlulukları da hep yarım, hep çalınmış, hep özleme gebe. Çünkü geride bıraktıkları daha binlerce esir var. Hasretlikler giderilirken, sohbetler koyulaşır ve her cümle keder kokar esaretten kurtulan Êzîdî kadınlarının dudaklarında. Çünkü başlayan her sohbetin sonu karşılaştığı vahşetin anlatımıyla noktalanır. İki koca yıl! Bunca zamana öyle acılar, öyle trajediler ve öyle öfkeler sığdırılmıştır ki  hangi lügat yeter ifadelendirmeye gönül dili dışında.

Bu sohbetlerin birinde Êzîdî kadın, Xoxê ve Elmas kardeşlerin hikayesini anlattı.

Xoxê ve kız kardeşi Elmas, Til Êzer köyünde çetelerin eline esir düşer. DAİŞ çeteleri, Şengal ve çevre köylerinden topladıkları kadınları Musul’da biraraya getirir. 21. yüzyılın Nazi kamplarının merkezi olarak tarifliyorlar kadınlar orayı. Bir dönüştürme merkezi, bir yıkım ve özünden çıkarma, kendine benzeştirme yeri. Burada topladıkları Êzîdîleri kendince “hak yoluna” koyup ‘doğru’ yola çekecekler!

Doğru… Ki3me ve neye göre…

Bu doğruların ölçüsü nedir? Kim belirler doğruları? Doğrunun ölçüsü birilerine ait ise ve ötekileri dışlıyorsa bu genel bir doğru değil, kişilerin ve tarafların doğrularıdır başı- sonu yanlışlarla dolu olan. Doğru olarak algıladıkları yanlışın ta kendisidir.

Güzel ve genç kadınları kendi içinde mülk gibi dağıtan çeteler, Xoxê’yi Musul tarafındaki bir çeteye verir. Xoxê kurtulmak için birçok yol dener. Hiçbir zaman “bu benim kaderim, birileri bize yardım etsin, ben güçsüzüm, hiçbir şey yapamam” diye düşünmez. Sürekli kaçış planları yapar. Bunu fark eden çetelerin her türlü işkencesine rağmen hiçbir zaman yaşananları sineye çekip kaderine razı olmayı seçmez. O kaderin insan eliyle yazıldığının farkında olsa gerek ki özgürlüğüne ulaşmak için kanat çırpan beyaz güvercinler gibi gücünü hiç yitirmez.

2015 yılının başında Xoxê esir olarak yanında bulunduğu çetenin elbiselerini giyip silahını alarak erkek kılığında oradan kaçar. Bulunduğu yerden biraz uzaklaştıktan sonra Xoxê fark edilir ve orda çatışma çıkar. Daha önce belki de yalnızca babasını görmüştür Xoxê mermi atarken. Ama yaşadıklarının ve ona yaşattıranların kiniyle tüm gücünü, yüreğini silahının namlusunda biriktirip çetelerin üstüne boşaltır. Bu çatışmada birçok çete öldüren Xoxê yaşamını yitirir.

Yola çıkarken yakalanması durumunda başına gelecekleri çok iyi biliyordu Xoxê. Ama hiçbir zaman korku, özgürlük özleminin önünde engel olmamış. Xoxê her gün parça parça ölmektense direnmeyi seçmişti. Her saniyenin bile cehennem azabına denk geldiği bir yaşamı kabul etmemiş, bundan kurtulmanın arayışına girmiş ve bu uğurda da can vermişti.

Aynı yılın Aralık ayında Xoxê’nin kız kardeşi de Rakka’da esirdir. Adı Elmas, daha 17’sinde körpecik bir dağ çiçeği. Çeteler Elmas’ın gözünü korkutmak ve diğer kadınları da eğer varsa kaçma planları, onları bu yolundan caydırmak için Xoxê’nin yaşadıklarını anlatırlar. Onların korkutmak istediği kadınların yüreğinde, bir umut doğar Xoxê’nin öyküsüyle birlikte. Kaçma girişimlerindeki azmi ve en azından birkaç tane DAİŞ çetesini yeryüzünden temizlediği gerçeği Elmas’ın yüreğini ferahlatır. Xoxê, tüm Êzîdî kadınların intikamını almıştı. Kimbilir daha kaç Êzîdî kadını, o birkaç kara yüzlü adamı yok ederek onları esiri olmaktan kurtarmıştı. Elmas kararını vermişti, boyun eğmeyecekti bu yazgıya ve sonu ölüm de olsa mücadele edecekti varlığını korumak için. Varlık neydi ki? Yaşamak neydi?

Seni sen olmak dışında bir zorunluluğa iten bir durumda yaşamak neydi? Yaşam kendin olmak değil miydi? Kendin dışında bir şeye sürüklenmek ölmekti ve gerçek ölümün kollarından kurtulmak için 3 arkadaşıyla birlikte plan yaptı. Çetelerin evde olmadığı bir zamanda hazırlıklarını yapıp karar çarşaf giyerler ve bir yere geldikten sonra kırsal araziden yürüyerek YPG güçlerinin olduğu bölgeye ulaşmaya çalışırlar.

Arkadaşlarından biri korkar:

‘Bunlar bizi yakalarsa ve kaçmayı başaramazsak ne olacak’ diye tedirgin olur.

Elmas hiç tereddütsüz cevap verir:

“Yine kaçarız.” 4

Sesi titreyen arkadaşı tekrar sorar:

“Ya öldürülürsek.”

Elmas, Êzîdî kadınlarının binlerce yıllık bilgeliğini o kısacık ömrüne sığdırarak şöyle yanıt verir:

“O zaman onurumuzla bu hayattan göçmüş oluruz, zorla dini değiştirilen biri olarak değil. Birimiz bile kurtulacaksa eğer hepimizin feda olmasına değer.”

İki gün boyunca 3 arkadaş aç susuz, çetelere yakalanmamak için kırsal arazi de yürürler. İki günün sonunda dahi takatsizlik yoktur Elmas’ın yüreğinde. Çünkü yürek umutla sulanır, heyecanla beslenirdi. İşte Elmas susuz ve aç değildi o anlarda. Çetelerin kaçışları ve olası saldırıları önlemek için bulundukları alanların etrafını mayınla döşemiş olduklarını bilmiyordu Elmas ve arkadaşları. Tam özgürlüğe ramak kalmışken Elmas mayına basar, hemen oracıkta yaşamını yitirir. Yanındaki arkadaşı ağır yaralanmıştır ve çok dayanamadan o da hayatını kaybeder. Hafif yaralanan diğer arkadaşları YPG güçlerinin olduğu bölgeye yetişene dek Elmas ve diğer arkadaşının umudunu, hasretini ve azmini yüklenerek yol alır.

Her halkın kahramanları vardır. Adlarına şiirler, şarkılar ve kitaplar yazılmıştır. Bizim de adı sanı duyulmayan binlerce kahraman ve cesur kadınımız var. Kimse duymasa da, bilmese de, tanımasa ve yazmasa da asalet ve direniş örneği göstererek yolumuzu gün ışığı gibi aydınlatan binlerce kadın var bu topraklarda. Tıpkı Xoxê ve Elmas gibi…

Öykünün beni bu kadar etkilemesinin nedeni bu iki kız kardeşin bıkmadan, usanmadan ve umutsuzluğa kapılmadan özgürlük arayışlarını sürdürmesi oldu. Ferman sonrası karşılaştığım esir düşmüş ve bir şekilde ailesine ulaşmış onlarca kadın gördüm. Kimisi yanında küçük çocukları olduğu için, kimisi ailenin diğer fertleri de çetelerin elinde olduğu için kaderine razı olmuş. Ama tıpkı Xoxê ve Elmas gibi sürekli özgürlük aşkıyla planlar yapıp, karda kışta, yağmurda, çamurda ya da çöl sıcaklarında dudaklarının ve ayak tabanlarının çatlamasını ve hatta ölümü de göze alıp özgürlüğe koşan kadınların sayısı az değil. Bu bize bu toprakların kadınlarının direncini, özgürlük tutkusunu ve arayışını gösteriyor. Bizlere de onlar anısına kadın mücadelesini büyütmek ve anıları önünde saygıyla eğilmek düşüyor.