Yüzsüzlüğün böylesi…

- KAKTÜS
206 görüntüleme

İnsanlığa yönelik vahşetin gölgesinde mizah yazmanın ne kadar zor olduğunu bilmem söylememe gerek var mı? Fakat en kötü zamanda bile insanın gülmeye ihtiyacı vardır ve hiç olmadık yerde bir bakarsınız kahkahayı koyuvermişsinizdir. Ne de olsa ağlamak kadar gülmek de hayatın anlamı. Gerçi Recep İvedikvari  hayatımızın anlamına tepki atmak isteyenler de yok değil. Yaptıkları hiçbir şey bizi neşelendirmiyor. O yüzden de atılan tepiğe karşı çifte atasım var. Laf aramızda bu tepiğe “ikisi bir arada” demekte mümkün. O kadar ‘soğuk şakalar’ yapılıyor ki, kahkahanı toplayıp gidesin var. ‘Soğuk şaka’ dediğime bakmayın siz, bunlar resmen resmi gazetede yayınlanan şeyler. Biliyorsunuz resmi gazetede yayınlanmadığı sürece hiçbir şeyin ‘resmiyeti’ yoktur. Mesela 8 kez evlenip, 9 kez boşanmışsınız ama ‘boşanma dairesinde’ evli yazıldığı için bekar sayılmıyorsunuz. İllaki bir kağıtta yazmalı dünyalı olduğumuz. Neden? Çünkü evrensel düşünce gelişmemiş. Ya dünyalısın ya da öteki. ‘Dünyalıysan hangi ülke, şehir, semt, mahalle, ev ve erkeğinsin? Cevap ver çabuk! “Aidiyet” duyusu bu olsa gerek.

Hep bir yere ya da birilerine yamanmak… eklektivizm veya kuyruk muamelesi görmek. Her neyse kötü zamanlardan geçiyoruz. Kıymet zamanı da diyebilirsiniz. Eski insanlarımızın dediği gibi “başımıza taş yağacak!”

“Terörist komşusunu ispiyonlayana mükâfat olarak para verilecektir” yasasının resmi gazetedeki ilamından bu yana “ispiyoncu komşu” sayısının ne kadar arttığı konusunda bilgim yok. En azından sanal, sosyal ve yahut gündelik gazetelere yansımadı. Hatta ajanslar bile böyle bir bilgi geçmedi. Umarım sayısı iki olmamıştır. Çünkü ilki açığa çıktı. Hatta bu devletten de daha ileri giderek eşini ispiyonladı, komşu ne ki! Devletten daha devletçi bir topluma da ancak bu yakışır. Devlet düşünmüş, resmiyete kavuşturmuş, gerekirse doğmayan bebeği bile potansiyel “teröristlikten” şikayet ederiz. Sonuçta bu ülkede ‘çocuk doğurmak vatani bir görev’ olduğu gibi ‘terörist’ olma potansiyeli olan bir çocuk doğurmakta ‘vatan hainliğine’ girer. Dolayısıyla doğmadan şikayet etmek de dinen sünnet sayılabilir. Hele de doğarken milliyetini haykırmayan çocuğa, ben ‘milletini seviyor’ demem, oracıkta göbek bağıyla bırakırım. Kendi keskin göbek bağını. Neme lazım, sonra sosyalist, anarşik olur, devlete karşı çıkar. Durduk yerde ‘vatan haini’ oluruz. Al başına belayı. Siz de her şeyi devletten beklemeyin canım. Vallahi çocuk anarşik çıkarsa vatan hainliğinden asılırsın… Baksanıza, adam  nasıl tedbirini alıyor. Şak diye devlete şikayet ediyor, tak diye dava açılıyor. Nasıl ama…

Kötü zamanlardan geçiyoruz diyorum inanmıyorsunuz. Ya adamın teki eşini, Recep Tayyip Erdoğan’a ya da kısaca RTE’ye hakaret etmiş diye önce devlete şikayet etti, ardından da mahkemeye vererek dava etti. Şimdi de diyor: “Cumhurbaşkanımıza hareket eden bu kadından boşanmak istiyorum.” Resmi gazeteye geçmese de resmen “bana küfür edin” diye doğan adamlar var ya… “Bu ne büyük özgüven, sırtını kime dayıyorsun?” demeye gerek yok. İlkokul çocuklarına ‘Cumhurbaşkanına hakaretten’ dava açan bir devletin, bir kadına ceza kesmemesi mümkün mü? Tabi ki hayır! Bu devlet öyle bir devlet ki; kadın, koca-erkek tarafından tecavüze uğradığında, katledildiğinde “aile içi meseledir, karışamayız” deyip, koca-erkek, kadını devlete ‘Cumhurbaşkanına hakaretten’ şikayet ettiğinde ise “devlet, vatan, millet meselesi”  deyip ‘feminist, terörist ve vatan hainliği’den cezayı keser… Peki devlet koca-erkeğe ne kesecek sizce? Çek-senet, Bilal borsasından elde edilen kara-para faiziyle ‘eşini devlete ispiyonlayanlar belgesi’ kesip, takdim edecek. Eee her şeyin bir takdirnamesi var da ispiyonculuğun olmaz mı? Az-biraz para da verirler herhalde. ‘Devlet meselesi’ ya kadının ettiği küfür… o yüzden mahkemede bedavaya gelecek. Oh! Takdir devletten, öldürmek erkekten…

Tabii bu kadar şeyi, çok görmemek lazım. Ne de olsa eşini döven erkeğin takdir edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Hele de evlendiği günün gecesinde eşini dövmeyen adamı adamdan saymayız. İlk günden kadını dövecek ki, gözü korksun. Erkekten gözü korkmayan kadın, bakışlarıyla kim bilir kaç erkeği döver!?!  “Göster oğlum pipini” diyen bir toplumda kadının bakışları tabii ki tehlikeli olur. Adam kafasıyla değil, pipisiyle düşünüyor. Nasıl düşünüyorsa, kadını da öyle sanıyor. Artık ne sanıyorsa… Kafa sürekli belden aşağı çalışıyor. Kendi gözüyle, eliyle davranışıyla, konuşmasıyla sürekli bir ihanet, bir aldatma halinde olduğu için, sanıyor ki kadın da öyledir. Adam, bilmem kaç zamandır kadını aldatıyor. Kadın da bunu hissediyor. Ama ispatlayamıyor. İspatlayamadığı için de boşanamıyor. Aldatılma duygusuyla çırpınıp duruyor. Sonunda bir yolunu bulup adamın telefonuna casus program indiriyor. Adama gelen her mesaj aynı zamanda kadının telefonuna da geliyor ve kadın hislerini belgelerle kanıtlıyor. Boşanmak için mahkemeye başvuruyor. Peki ne oluyor sizce? Sürpriz!

Yüzsüzlüğün bu kadarına ‘pes’ derler. Sadakat sözünü çiğnemiş olan adam, karşı dava açıyor ve mahkeme kadını 6 yıl hapis ile yargılıyor. Neden mi, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek” suçundan! Sen 19 yıl boyunca evli olduğun adamın seni nasıl aldattığını açığa çıkar, sonra sana ‘mahremiyet’ hakkını ihlal etmekten dava açsınlar. Resmen soğuk bir şaka gibi… Nıçsınlar gizliliğine!

Elbette ‘kadına madalya takılsın’ demiyorum. Gerçi takılsa hiç fena olmaz. Ama ortada bir ahlaki sorun var. İnsanlıkta, kutsallıkta dibe vurmuş bir gerçeklik var. O ne olacak? Peki milyonların gizlilik hakkını ihlal eden devlete de dava açılacak mı? Hani bizim mahremiyet hakkımız? Resmen çelişkiler yumağı gibiyiz. Gerçi benim açımdan çelişki yok, her şey gayet net de… Vallahi bacılar artık hak arama mücadelesinde 8 Mart yeterli gelmiyor. Bu tip erkekleri kevgire vurmanın zamanı geldi de geçiyor. Bijî kadının öz savunması! Haydi kızlar, tavalar havaya!..