Şiman ve Zozan’ın Gözyaşları

yazan Rojda YILDIRIM

Kadınlara yönelik şiddette ciddi bir artışın olduğunu duyarlı herkes görebilir ve gözlemleyebilir. Şiddet bütün dünyada can alıcı bir sorun olmaya devam ederken Kürtler açısından da tartışmasızdır. Son bir yılda Almanya’da 10 Kürt kadını katledildi. En son Kasım ayında iki Ezidî kadın birer gün arayla cinayete kurban edildi.

Almanya’nın Dortmund-Scharnhorst kentinde yaşayan Şîman Fettah’ı eski erkek arkadaşı birçok yerinden bıçaklayarak öldürdü. Ertesi sabah ise Köln yakınlarındaki Pulheim kentinde 24 yaşındaki Zozan Îlyas, iki hafta önce ayrıldığı eşi tarafından aynı şekilde bıçaklanarak katledildi. Katil olan iki erkekten biri 30 diğeri ise 27 yaşlarındaydı.

Canavar doğuran zihniyet

Dikkat edilirse kadınları ya eski eşleri ya da erkek partnerleri öldürmektedir. Kadınların hayatlarına dair birçok itirazları, redleri ve erkekleri olduğu gibi kabul etmeyen arayışları var. Bu durum kadınlara çoğu zaman bir şiddet sarmalı olarak geri dönmektedir. Kadınlar hayatlarını değiştirmek istediklerinde maalesef yine kendi hayatlarını bedel olarak ödemektedir.

Ancak burada dikkatimizi belki de 24 ve 30 yaşlarında olan ve birer katile dönüşen erkeklik gerçeğine çekmemiz lazım. Hangi zihniyet bir kadının canını gözünü kırpmadan alan canavarlığı doğurur. “Bir bebekten bir katil” yaratan sistemin erkeklik ideolojisi bir yana, toplum olarak canavarlaşmaya hangi açılardan arka çıkıp, bir şekilde bu katliam sürecinin parçaları olabiliyoruz? Bütün bu katliam süreçleri uzağımızda, ya da sadece bir öteki deyip işin içinden çıkabilir miyiz? Hakikat ise, bu süreçlerin yaşanmasında herkesin bir şekilde payı olduğunu anlatır.

Çünkü bu erkekler içimizden çıkıyor. Ailemizden, komşumuzdan, akrabamızdan, tanıdıklarımızdan… Bu iki katil erkek cinayet işlerken dayanacakları bir yerlerin olduğundan emindiler. Sırtlarını geleneksel topluma, gerici yanlarımıza, kadını erkeğin mülkü gören, “kocandır, sever de döver de” diyen anlayışlarımıza dayadılar.

Kadın katillerinin dayandığı gerici odaklar var

Erkekler sadece bununla da kalmıyorlar, bir de “namusum” deyip işin içinden çıkmaya, toplum ve devletler nezdinde haklılık ve meşruluk kazanmaya çalışıyorlar. “Onun hareketleri beni tahrik etti, öfkelendirdi, kendimi tutamadım, bir kadın olarak yerini bilseydi bunlar olmazdı” diyerek “hak etti” noktasına da rahatlıkla getirebiliyorlar.  Böyle dedikleri an en azından toplumun bir kesimine hitap edeceklerini biliyorlar. Çünkü içimizden bazıları da çıkıp “kesin o kadın da bir şey yapmıştır ki o noktaya gelmiştir” diyecektir. Hatta bir kısım insan hızını alamayarak “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyerek bir şekilde yine katledilen kadını suçlayacaktır.

Bu iki adam ve binlerce dahası şunu da bilecektir. Dayandıkları gerici bir odak vardır. “Sen haklısın, en iyisini yaptın, yerinde olsaydım ben de aynı şeyi yapardım” diye düşünenler de içten içe bu cinayetlerin sonuç olduğuna kanaat getirecektir.

Cinayete giden taşlar birlikte döşeniyor

Bazılarımız tutum alırken, bir başkamızda ‘erkeği buna iten mutlaka haklı bir sebep vardır’ diyecektir. Demekle kalmayacak, aynısını yapmak için kendisine zemin hazırlayacak. “Ne yapsın yani, namusuna leke mi sürsün” derken kendi namussuzluk dayanaklarını oluşturacak.

Çünkü cinayete giden taşları birçok kişi birlikte döşüyor. O kadınlar şiddetin herhangi bir biçimini görürken birileri karşı çıkarken, birileri de sırtını sıvazlayacak. O kadınlar dövülürken, aşağılanırken ya da öldürülürken komşusu, arkadaşı, akrabası “özelidir” deyip görmemezlikten gelecek. Ya da o sorunla karşılaşıp yardım istendiğinde ‘bak çocuklarınız var, bu saaten sonra ayrılmak olur mu, ayıptır, elalem ne der, katlan” diyecek. Kadınların adım adım öldürüleceği koşullar bir bir örülecek. En iyimser olanlar “şansın böyle ne yapalım” diyerek kadının “kadersizliğine” üzülecek. “Ben geliyorum” diyen cinayete birçok kişi kulaklarını ve yüreklerini kapatacak.

Daha birçok sebep sayılabilir. Ancak kadın cinayeti görünürde bir kişi tarafından işlense de, arka plandaki zihniyet bunu toplu bir suç mahalline dönüştürür. Çünkü kadın katliamları politiktir. Bireysel olgularla açıklanamaz. Avrupa Kürt kadın hareketinin başlattığı “Kadına dönük şiddet politiktir, o sen de olabilirdin” kampanyası tam da bunu anlatmaktadır. Bu alanı toplumsal bir mücadele sahasına dönüştüremezsek Şiman ben de olabilirim, Zozan sen de olabilirsin…