Bu sansür sizi de yakar

- Yurdusev ÖZSÖKMENLER
190 görüntüleme
Tahtakurusunu bilir misiniz? Perdeler, elektrik prizleri arkası, yatak, yastık ile koltuklarda yaşayan ve son derece rahatsız edici ısırığı olan küçük bir böcektir. Peki tahtakurusu sözünün bir dönem yasaklandığını duydunuz mu? Evet yanlış okumadınız. Özgürlükleri tamamen yok ederek, hafiyelik ve jurnalcilik ağıyla tam bir korku devleti kuran; Yıldız Sarayı’ndan çıkmayacak kadar toplumla bağlarını koparmış; sansür denilince ilk akla gelen II. Abdülhamid’in döneminde; yüzlerce kelime gibi ‘Tahtakurusu’ sözü de ‘tahtı kurusun’ biçiminde okunabileceği için yasaklandı.

Şimdi bu Abdülhamid sansürü, Ankara’daki sarayından ancak onlarla araç ve koruma eşliğinde çıkabilen, halktan tamamen kopmuş vesveseli başka bir tek adam tarafından yeniden hortlatılmak isteniyor. Gerçi Türkiye Cumhuriyeti tarihi aynı zamanda sansürün tarihidir bir bakıma. Hatta sansür bu topraklarda gazetelerin ilk yayınlanmaya başlamasıyla yaşıttır. Osmanlı döneminde 1857 yılındaki ‘Matbuat Nizamnâmesi’ sansürün başlangıcı oldu. Bu kanun izinsiz matbaa açanlara, sarayın hoşuna gitmeyen yayın yapanlara hapis ve para cezası olarak yürürlüğe girdi ve basın özgürlüğüne ilk müdahale gazetelerin yayınlanmaya başlamasıyla birlikte başladı. Abdülhamid döneminde ise ülke sansür nedeniyle nefes alamaz hale geldi. Cumhuriyet dönemi de Osmanlı dönemini aratmadı. Bunlardan hafızalarda en çok kalanlardan biri Takrir-i Sükûn Kanunu diğeri de Sansür Sürgün Kararnamesi’dir. Şêx Said İsyanı gerekçesiyle çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile bütün muhalif gazeteler kapatılarak pek çok gazeteci çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar.

90’lı yılların sansürü

1990 yılında Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde çıkarılan 413 sayılı kararname ile de Olağanüstü Hal valilerine ‘kamu düzenini bozacağı ve halkın heyecanlanmasına sebep olacağı’ gerekçesiyle yayımları mahkeme kararı olmaksızın yasaklama ve toplatma yetkisi verildi.  Daha sonra Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yeni yasaklar getirilerek çok sayıda gazeteci mahkûm edildi. Başta Özgür Gündem ve sonrasında çıkan devamı gazeteler olmak üzere birçok gazete ve dergi kapatıldı, gazeteciler tutuklandı, gazetelerin Kürdistan’a girmesi OHAL valiliklerince yasaklandı. Bütün baskılara karşın haber yapmaya ve gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan Musa Anter’in de arasında olduğu yazarlar, gazeteciler ve dağıtımcılar ise JİTEM tarafından katledildi, Özgür Ülke gazetesinin 3 binası bombalandı. Böylece bölgede yaşanan köy yakma ve boşaltmaları, işkenceler, faili meçhuller ve toplu katliamlardan halkın haberdar olmasının önüne geçilmek istendi. Yasak yıllarında Amed’e gazeteler ancak katır sırtında dağları aşarak, ya da domates sandıklarının altında ulaşabildi. Bir haberin bedeli kimi zaman işkence ve hapis, kimi zaman ise ölüm oldu. Gazete satmak ise bazen satış büfesiyle birlikte yakılmak, bazen Hizbullah satırı ile katledilmekle sonuçlandı. Bu dönemde özgür basın gazeteci, yazar ve dağıtımcılarından 27 kişi, haber okuyucuya ulaşabilsin, Kürdistan’da yaşanan vahşet bilinsin diye yaşamını yitirdi. Ancak zaman zaman verilen kısa aralıklar dışında özgür basın geleneği sürdürüldü. Kapatılan gazetelerin yerine yenileri açıldı, televizyon kanalları kuruldu. Yaşamını yitirenlerin yerini yeni gazeteciler, yazarlar, dağıtımcılar aldı. Bu mirası devam ettiren, haberin peşinden inatla koşan 20’si gazeteci, 2’si büro çalışanı, 22 kişi 8 Haziran’da Amed’de gözaltına alındı, gazete ve yapım şirketi büroları basıldı. 8 gün gözaltında tutulan gazetecilerden 16’sı tutuklandı. Piya ve Ari prodüksiyon şirketlerindeki abluka ise bir ay sürdü.

AKP medyayı kendine bağladı

Siyasi iktidarlar her zaman medyayı kontrol altında tutmak istediler. Özellikle 1980 sonrası medyadaki tekelleşme, holdingleşme ve siyasi iktidarla çıkar ilişkisi arttı. AKP ise TMSF, gözaltılar, yargı, hapis, tehdit ve baskıyı kullanarak kendine bağlı medya kuruluşları yarattı. Yüzlerce gazeteci televizyonlardan, gazetelerden atıldı. Böylece katliamlar, çatışmalar, kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, her türlü baskı, gözaltı, işsizlik, hayat pahalılığı, zamlar, tarih ve ekoloji talanı halktan gizlenmeye çalışıldı. Yüzde doksanı iktidar tarafından kontrol edilen gazeteler ve televizyonlar iktidarın hoşuna gidecek yalan haberlerle doldu. Ancak, dijital araçların gelişmesiyle de birlikte eleştirel gazeteciliği sürdüren farklı alternatif medya mecraları doğmaya başladı. AKP kontrolündeki medyaya güvenini yitiren halk internet ve sosyal medyada alternatif yayınları izlemeye, gerçek haberleri oradan almaya başladı. Bu nedenle AKP ve saray bu kez dijital medya üzerindeki baskılarını arttırmaya, alternatif medyaya erişim engelleri getirmeye başladı. Daha önce TCK’da sınırlı düzeyde var olan erişim engellemeleri 2007 yılında çıkarılan 5651 Sayılı Kanun’la artırıldı, kapsam genişletildi. İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb raporlarına göre 2018 sonu itibarıyla Türkiye’den 245.825 web sitesine erişim engeli getirilirken bu sayı 2020 sonunda 467 bin 11’e yükseldi. Ancak AKP’ye bu da yetmedi. Yeni sansür yasası olan ‘dezenformasyon yasa teklifi’ hazırlanarak TBMM’ye getirildi. Komisyonlardan geçen teklifin Meclis’te görüşülmesi tepkiler nedeniyle sonbahara ertelendi.

Abdülhamid’i aratmayacak bir sansür uygulaması

Bu teklif geçerse halka karşı sorumluluk duyan ve gerçek haber peşinde koşan kişiler ve gazeteciler çok daha çabuk gözaltına alınabilecek ve tutuklanabilecek. Çünkü teklife göre “halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla” cezalandırılabilecek. Teklifte geçen ‘yalan haber’, ‘asılsız haber’ gibi ifadeler ise muğlak. İktidar kendisini rahatsız eden her habere zaten ‘yalan’ veya ‘asılsız’ diyor. Üstelik yalanın ne olduğuna çoğu Erdoğan tarafından atanan savcılar ve hakimler karar verecek. Mesela Erdoğan, ‘Gezi eylemleri sırasında camiler, yakıldı, yıkıldı’ diyor. ‘Yıkılmadı’ diyenler yeni yasaya göre yargılanabilecek. TÜİK’in enflasyonu düşük göstermesine karşın gerçek enflasyon rakamlarını açıklayan ENAG’a müdahale edilebilecek. Enflasyon verilerine ilişkin yapılan eleştirel haberler, köşe yazıları ve açıklamalar da bu kapsama alınabilecek. TTB ve uzmanların pandemiye ilişkin yaptığı açıklamalar suç sayılabilecek. Bunları paylaşmak, retweet etmek, haberleştirmek de yine suç kapsamında olabilecek.

Şırnak’taki ormanların kesilmesine, işkencelere, cezaevlerindeki baskılara, Şenyaşar ailesinin adalet arayışına, Rojava ve Medya savunma alanlarına saldırılara, doğa ve tarih katliamlarına, kadın cinayetlerine ilişkin haberler engellenebilecek, haber yapanlar ve paylaşanlar cezalandırılabilecek. İktidarın hoşuna gitmeyen konularda açılan hastagler de halkta paniğe yol açacağı düşüncesiyle suç konusu sayılabilecek. Üstelik bu taglerin toplu olarak paylaşılması nedeniyle örgütlü suç da sayılabilecek. Sosyal ağ sağlayıcıları, polis istediğinde internet içeriklerini oluşturan veya yayanların bilgilerini vermek zorunda kalacak. İstenilen bilgileri zamanında vermeyen platformlara cezalar verilecek. Whatsapp, Signal gibi yoğun kullanılan anlık mesajlaşma uygulamaları için Türkiye’de şirket kurarak Türk hukukuna tabi olunması istenecek. Kısacası bu sansür yasası, internet medyasını tam olarak baskı altına almayı, susturmayı ve tek adam iktidarının istemediği herhangi bir haberin halk tarafından duyulmasını engellemeyi hedefliyor. Basın ve ifade özgürlüğü neredeyse tamamen yok edilmek, dijital medyaya Abdülhamid’i aratmayacak bir sansür uygulaması getirilmek isteniyor. Bunun sonucu olarak özellikle Kürtlere ilişkin haberlerde uygulanan oto sansür de artacak, haberleri ucundan köşesinden verenler de susturulmaya çalışılacak. Ayrıca bu teklif ile iktidar seçimde farklı seslerin çıkmasını da engelleme çabasında. Seçimler sırasında muhalefet liderlerini haber kaynağı olarak gösteren bir haber ya da onların herhangi bir konuşmasını, faaliyetini haberleştirmek rahatlıkla ‘dezenformasyon’ olarak tanımlanabilecek. Seçimler sırasında sandık sonuç tutanağını kayıt altına alan bir gazeteci ya da sandık müşahidi resmi sonucun farklı olduğunu görüp kendi kayıt altına aldığı tutanağı yayınlarsa ‘gerçeğe aykırı bir bilgiyi yaydığı’ gerekçesiyle 3 yıl hapis cezası alabilecek.

Kürtler haberleri internetten alıyor

Bu teklif Kürtler için daha çok önem taşıyor. Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin, Amed, Mêrdîn, Riha ve Wan’da ‘Kürtlerin Türkiye Medyası Algısı’ araştırmasına göre Kürtlerin büyük bir çoğunluğu haberler dijital medyadan ulaşıyor. Gazeteci, sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle yapılan 40 görüşme ve 600 kişiye anket uygulanarak gerçekleştirilen araştırmaya göre katılımcıların yüzde 90’ı habere ulaşmak için bilgisayar, tablet veya telefon kullanıyor. Televizyon ise yüzde 35 ile ikinci sırada.  HDP seçmeni, %68,8’i haberleri internetten alırken sadece %28,3’i televizyondan alıyor. Çünkü insanlar Kürdistan’daki orman yangınları, doğa ve tarih talanı, işkenceler, hak ihlalleri, medya savunma alanları ile Rojava’ya yapılan saldırılar gibi haberlere ancak dijital medyadan ulaşabiliyorlar. Basındaki devlet tekelinin yanı sıra kendini bağımsız veya özgür basın olarak ifade eden birçok medya da bu haberlere ancak Kürt basını defalarca haber yaptıktan sonra o da sınırlı olarak yer veriyor. Bu nedenle Kürtler ve Kürdistan ile ilgili haberlere ulaşımın engellenmesi için dijital medyaya ağır sansür uygulanması ve bölgedeki özgür basın gazetecilerinin tutuklanarak cezaevlerine atılması gerekiyor.

İktidarın hesabı tutmayacak tarihin çöplüğü onları bekliyor

Ancak iktidarın bu hesabı da öncekiler gibi tutmayacaktır. Bundan önce ağır sansür uygulayanların hepsi; Abdülhamid de, Takrir-i Sükûn’u ve Sansür Sürgün Kararnamesi’ni uygulayanlar da halkların özgürlük arayışına engel olamadılar. Özgür Ülke’nin bombalandığı gecenin sabahı gazeteciler bir yandan yaralı arkadaşlarının tedavisi, bir yandan gözaltına alınanlara hukuk yardımı, bir yandan bombalamada yaşamını yitiren Ersin Yıldız’ın cenaze töreni ile ilgilenirken bir yandan da büyük bir kararlılıkla gazetenin yeni sayısını hazırlıyorlardı. Özgür Ülke ertesi gün ‘Bu ateş sizi de yakar’ manşeti ile çıktı. Ve yaktı da. O dönemin ne ‘bertaraf edin’ emrini veren başbakanı Çiller, ne Mehmet Ağar, ne de diğer yetkililer kaldı bu güne. Hepsi tarihin çöplüğünde şimdi. Bu sansür tasarısı da Erdoğan’ı yakacaktır. Çünkü baskılar, tehditler, işkenceler, cezalar ne kadar artarsa artsın Musa Anter’in çocukları ve Gurbetelli Ersöz’ün kız kardeşleri gerçekler karanlıkta kalmasın diye haber yapmaya ve yazmaya devam edeceklerdir.

NOT: Bu yazı yazıldıktan sonra TC’de yeni bir internet skandalı ortaya çıktı. Medyascope internet sitesinde yer alan habere göre; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, 2020 yılında internet servisi sağlayıcılarından tüm kullanıcıların adı ve soyadı ile birlikte internet trafiği kayıtlarının ve konumlarının saat başı kendisine göndermesini istemiş. Bilişim uzmanları, 2 yıldır süren BTK gözetimi sayesinde kullanıcıların WhatsApp, Signal ya da Telegram gibi uygulamalar üzerinden kimlerle yazıştığının ya da sesli-görüntülü konuşma yaptığının tespit edilebileceğini belirtiyorlar.