İtalya’da feminist bir öncü: Laura Cereta

- Fidan YILDIRIM
40 görüntüleme
Laura Cereta, 15. yüzyıl İtalya’sının, Rönesans döneminin en dikkate değer hümanist ve feminist yazarlarından biriydi. Kadınlarla ilgili meseleleri ve kadınlarla dostluğunu çalışmalarının önüne ve merkezine koyan ilk yazardı. Düşüncelerini daha çok diğer entelektüellere yazdığı mektuplarla ortaya koymasıyla tanınıyordu ve 1488-92 yılları arasında Brescia, Verona ve Venice kentlerinin en iyi akademisyenlerinden biriydi.

Mektuplarında kişisel meseleleri ve çocukluk anılarını yazmanın yanı sıra kadınların eğitimi, savaş ve evlilik gibi konuları da tartışıyordu. İtalya’da Rönesans’ın başlangıç yıllarında tanınmış bir akademisyen ve şair olan, ilk hümanistlerden Petrarch gibi, Cereta da üne ve ölümsüzlüğe yazıları yoluyla ulaşmak iddiasındaydı. Mektuplarının genel bir kamuoyunu hadeflediği görülmektedir. Laura Cereta, mektuplarını, o dönemin hümanistlerini örnek alarak, evlilik ve aile, eğitim, kader ve servet, yalnızlık, hırs, savaş ve ölümle ilgili teselli gibi konularda nutuklar ve atışmalar tarzında, Latin harfleriyle kaleme aldı. Genel bir okuyucu kitlesine yönelik yazdığı mektuplarının bazıları hayali kişilere hitaben yazılmışlardı. Babası, Cereta’nın bir dizi mektubunu Dominik rahibine gönderdi.

Bir kadın bir erkek kadar bilgili olabilir

Latince kompozisyonu çok iyi olduğu için bazı entelektüeller tarafından intihalle suçlandı. Öyle ki, bir eleştirmen karısını onun yanına göndererek yazma yeteneğini yerinde kanıtlamasını talep etti. Bu muhalefete karşı Cereta, Quattrocento İtalya’daki kadınların eğitimi konusunda en iyi savunmalardan biriyle cevap verdi. Bir kadının kendini uygulaması halinde bir erkek kadar bilgili olabileceğini savundu. Kendi yaşamı bunun en iyi kanıtlarından biridir. Laura Cereta Eylül 1469’da Brescia’da üst sınıftan altı çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak doğdu. Üç erkek, iki kız kardeşi vardı. Uyku sorunu olan hastalıklı bir çocuktu. Ailesi, babasının statüsü nedeniyle İtalya’nın popüler ailelerindendi. Babası Silvestro Cereto avukat ve kralın sulh yargıçlarından biriydi; annesi Veronica di Leno ise, tanınmış bir iş kadınıydı. Babası gibi kendisi de eğitime inandığından Laura yedi yaşındayken bir manastıra gönderildi. Orada yaşamını entelektüel amaçlara adayarak akademik eğitimine başladı ve başrahibeyle birlikte dini ilkeleri, okuma-yazmayı ve Latince’yi öğrendi. Öğretmeni ve rehberi olarak başrahibenin Laura Cereta’nın yaşamında büyük bir etkisi oldu. Ona, herkesin uykuya dalmasından sonra, gece geç saatlerden sabah gün doğumuna kadar nakış işlemeyi, yazmayı ve kendini eğitmeyi öğretti. İki yıl boyunca uykusuzluk çeken Laura, yazılarında bu uykusuz geceleri okuyarak ve nakış yaparak geçirdiğinden söz eder. Yedi yaşındayken öğretmeni Latince gramer kurslarında ona rehberlik etti. Ayrıca iğne kullanarak resim çizmeyi öğretti ve Laura gece gündüz kendi kendine bunun üzerinde çalıştı. Manastırda geçen iki yıldan sonra babası onun eve dönüp küçük kardeşlerine bakmasını istedi. Henüz dokuz yaşındaydı. Evde geçirdiği birkaç aydan sonra eğitimini sürdürmek üzere tekrar manastıra döndü. On iki yaşına geldiğinde babası bir kez daha eve dönüp evin bazı işlerini üstlenmesi çağrısında bulundu. Ondan beklenen görevler arasında erkek kardeşlerinin eğitimini denetlemek ve babasının sekreterliğini yapmak da vardı. Babası adeta temel eğitiminden sonrasına rehberlik yapıyordu. Bu dönemde Laura babasından Latince ve Yunanca öğrenmenin yanı sıra matematik, astroloji, tarım ve en sevdiği konu olarak ahlak felsefesine (etik) büyük ilgi gösterdi.

Evliliği sevgi ile yönetilen bir ortaklık olarak hayal etti

Laura Cereta 1484’te daha on beş yaşındayken, akademide kendisiyle aynı konulara ilgi duyan, Venice şehrinden bir tüccar olan Pietro Serina ile evlendi. Evliliklerinde sorunlar yaşadılar. Eşi onu daha çok yabancılara mektup yazıp kendisini ihmal etmekle, tembellikle suçlarken Laura aslında kendisini diğer erkeklerden daha yüksekte, onurlu bir yere koyduğunu yazıyor. Tartışmalarına rağmen, birlikte geçirdikleri bir buçuk yıl Cereta’ya göre, hayatının en mutlu dönemlerinden biriydi. Evliliği on sekiz ay sürdü. Kocası yüksek ateşten (muhtemelen veba) vefat etti. Çocukları olmadı ve Cereta bir daha evlenmedi. Mektuplarında ideal bir evliliği, karşılıklı onur, saygı, dürüstlük ve sevgi ile yönetilen bir ortaklık olarak hayal etti. Kendi evliliğini ise, hiçbir zaman bir tür arkadaşlık olarak görmedi ve kocasına hiçbir zaman doğrudan arkadaş demedi. Ancak mektuplarında evlilik ve dostluk net olarak ifade edilmiş; karşılıklı aşk ve iletişim gibi karşılıklı ilişkilere odaklanılmıştır. Aşk ve iletişimin yanı sıra sorumluluk da okuyucunun dikkatini yönelttiği bir konuydu.

Birçok eleştirmenin hedefi oldu

Eşini kaybetmenin yasını tutsa da teselliyi çalışmalarında buldu. Eşinin ölümünden iki yıl sonra edebi çalışmaları ve eserlerine daha derinliğine daldı. Yakın bir aile ve arkadaş çevresine mektuplar yazmayı sürdürdü. Mektuplarında annesi ve eşi ile olan zor ilişkiler gibi kişisel konuları tartışıyordu. Bu mektuplar aynı zamanda erken modern bir kadının özel deneyimlerinin ayrıntılı bir tanımını ifade ediyor; bir kadının ve onun ısrarlı feminist kaygılarının kanıtını oluşturuyor. Yaşamı boyunca Cereta, başarılarını kıskanan ve çalışmalarını eleştiren kadın veya erkek birçok eleştirmenin hedefi oldu. Yüz yüze kaldığı suçlamalar; bir kadının eğitim almaması gerektiği ve babasının kendisi için yazdığı eserlerin çalıntı olduğu iddiasıydı. Bu addiaların sahiplerine sert karşılıklar verdi. Laura Cereta, on sekiz yaşındayken halka hitaben ilk açık konuşmasını yaptı. İlk biyografi yazarları onun iki yıl sonra ahlak felsefesi öğretmenliği kariyerine başladığını ve bunun yedi yıl sürdüğünü ifade ediyorlar ancak bu konuda bir kamu kaydı bulunmuyor. Cereta, kadınları eğitme kavramını savundu ve evli kadınların istismarına karşı çıktı. Halka açık derslerinde ve makalelerinde, kadınların Avrupa’nın entelektüel ve politik yaşamına katkılarının tarihini araştırdı.

Konumunu anlamak ve sürdürmek için mücadele etti

Birçok akademisyen, Cereta’nın ilk yazılarında klasik idealleri dini inançlarla birleştirirken daha sonraki yazılarında hümanizm ile din arasında bir gerilimin dikkat çektiğini ifade ediyor. Ne var ki yaşamının son on bir yılına ait yazıları bulunmadığı için, sonradan laik ve dini konuları ilişkilendirme üzerine ne düşündüğü bilinemiyor. Entelektüel çabalarını destekleyen eşi ve babasının ölümünden sonra Cereta, kadınlara öncelikle aile içi ve dini katılımları için değer veren bir toplumda, bilgili bir hıristiyan kadın olarak konumunu anlamak ve sürdürmek için mücadele etti. Laura Cereta 1488’de mektuplarından 82’sini bir ciltte topladı. “Epistolae Familiares” adlı Petrarchan modele dayanan cilt, “bir eşeğin ölümü” üzerine” hicivli bir diyalogla yazılmıştı. Cereta bu cildi hamiliğini yapan Kardinal Ascanio Sforza’ya adadı. Cereta’nın eserleri erken modern çağda İtalya’da geniş çapta dolaşmasına karşın söz konusu cilt on yedinci yüzyıla kadar yayınlanmadı. El yazması cilt, 1488’den 1492’ye kadar Brescia, Verona ve Venedik’teki hümanistler arasında dolaştı. Mektupları yayınlandıktan altı ay sonra babasını kaybeden Cereta artık yazmak için bir arzu duymadı.

Birçok feminist ve hümanist yazara ilham oldu

1640’da yayınlanan ve bir düzine mektubunu kapsamayan Tomasini baskısı yine de Laura Cereta’nın mektuplarının en eski ve en eksiksiz yayını olarak değerlendirilmektedir. Laura Cereta 1499’da 29-30 yaş arasında vefat etti. Ölüm nedeni bilinmemektedir. Bressia’da kadınlar için alışıldık olmayan bir cenaze töreni ve şenliklerle onurlandırıldı. Rönesans’dan sonra birçok feminist ve hümanist yazarın temellerini atan büyük bir kadın olarak hatırlanmaktadır.