Mühürlenen Ermeni kadınları ve bir utancın yüzyılı

- Kayuş G. Çalıkman
343 görüntüleme

Armenian_Genocide_Centennial_LogoSavaşlar, katliamlar, soykırımlar en çok kadınları ve çocukları sever, onları yutar, yok eder… Bu gün Êzîdî kadınlar, dün Ruandalılar ve çok değil 100 yıl önce Ermeni kadınlar…  Aynı yazgıyı paylaştılar,

ancak tarih sayfaları onlara yer ayırmadı ve ayırmayacak da. Çünkü kadınların tarihi yazılmaz, çünkü kadınlar konuşamaz. Konuşabilenler ileri yaşlarda ölüme çok yakınken konuşabilmişler, yazanlar ise yine kadınlar olmuştur. Bu bağlamda Zabel Yesayan’ın gerek 1908 Adana Katliamı gerekse 1915 Soykırımı’nın duyulur kılınması için yaptığı çalışmaları önemli bir yer tutar. Ne acı! Tüm o trajedi içinde Ermeni kadınları en ağır yükü sırtlamak zorunda kalmış, soykırımın tüm vahşetini, korku ve işkenceleri içinde idrak etmişlerdir. Ölümden kurtulanlar ise yaşadıklarının utancı içinde yıllarca suskun kalarak, ölecekleri günün hayaliyle yaşamışlardır…

1915 yılında Ermeni kadınları, anayurtlarını kaybettiler, eşlerini, kardeşlerini ve evlatlarını kaybettiler. Küçük kız çocukları ana babalarını kaybederek henüz çocukken her yaştan Müslüman erkeklerin ‘karılığına’ geçtiler ve evlatlarının katili oldular. Tüm bunları yaşarken işkence ve tecavüz hep yanı başlarındaydı.

1915 sürecinde Ermeni kadınlarına yönelik tecavüzler konusunda çalışmalar çok az. Çok yetersiz olmakla birlikte anlatıcıların olayları gerek utanç gerekse hatırlamaktan çekinmeleri nedeniyle oldukça hafifletilmiş veya çoğu yerler atlanmış, es geçilmiş olarak günümüze yansımış olması da bir gerçektir.

Savaş bahanesiyle kitlesel tecavüzlerin soykırım suçu olarak kabul edilmesi henüz dünya hukuk sisteminde yeni yer edinmiştir. BM 1948 konveksiyonunda soykırımın tanımı yapılırken bu konuda herhangi bir madde yoktur;

1994 Ruanda-3 ay içinde 250 bin

1991-2002 Siera Leone-60 bin

1989-2003 Liberya- 40 bin

1992-95 Yugoslavya-60 bin

1998- Kongo-200 binden fazla kadın tecavüz ve işkenceye maruz kalmıştır.

Sadece ve sadece 2008 yılında Sudan devlet başkanı Omar-al Başir iddianamesinde, kitlesel tecavüzler soykırım suçu olarak kabul edildi.

anitBu kadınların Osmanlı soykırımlarından sağ olarak kurtulmaları bir başka işkence sayesinde gerçekleşmiştir, bu da zorla İslamlaştırılma hikayesidir. Bazı kaynaklara göre 200 bin kadın 1915 Soykırımı esnasında veya hemen akabinde İslamlaştırılmış; Türk, Kürt ve Araplar arasında dağıtılıp paylaştırılarak kimlikleri ellerinden alınmış, yeni bir yaşam dayatılmıştır. Yaşamak istiyorsan böyle yaşayacaksın.

Çoğu kez ailelerini, bazen kardeşlerini korumak adına tecavüze ve ardından gelen zorla evliliklere boyun eğmek zorunda kalan kadınlar kimliklerini, özgeçmişlerini, anayurtlarını, ailelerini de unutmaya zorlanmıştır.  Belki de çoğu başlarına gelen bu belaya katlanabilmek için, gönüllü olarak tüm bunları yani kendilerini kendi eden her şeyi unutmayı yeğlemişlerdir.

Ancak İslamlaştırma ile birlikte kimlik unutturulmaya çalışılmışsa da işkencenin ömür boyu devam etmesi niyetiyle olsa gerek vücutlarına kazınan bir izle her an her şekilde kurbanlık oldukları da hatırlatılmıştır… Kimliğini unutacaksın, ancak bana kurban olduğunu asla unutmayacaksın!

Bedenleri sömürülen bu kadınları diğer insanlardan ayırmak için vücutlarına farklı bir dövme kazınmıştır,  bu iz ömür boyu taşıyacakları utancın mührü gibidir. Her bir aşiretin kendi işareti var ve kadınların ellerli, alınları bu işaret ile damgalanmıştır. 1919 yılında yayınlanan New York Times gazetesinde yer alan bir makaleden, bu kadınların Küba’ya götürüldüğünü öğreniyoruz. Çünkü hiç bir ülke onları kabul etmek istememektedir, epey sonra bu kadınlardan bazıları toplu halde Fresno’ya gidebilmiştir.  Burada da bu kadınlara “blue lips” denmiş ve bu zavallı kadınlar bir başka damga yemişlerdir. (Benzer bir yolculuk hikayesini Fatih Akın’ın filmi “The Cut’ta” da görüyoruz, ancak burada kız damgalı değildir).

12 yaşında tecavüze uğrayan ninesi hakkında konuşan film rejisörü Suzan Xardalyan, ninesini torunlarını sevmeyen, öpüp koklamayan, kimseyle kucaklaşmayan ve her türlü fiziksel teması reddeden bir kadın olarak hatırladığını anlatır. Nine sürekli olarak ellerini insanlardan gizler, ellerine kazıdıkları dövme alnına damgayı da vurdurmuştur. Rejisör, ninenin sular gibi Kürtçe konuşmasının sebebini anladığı gün ellerin de sırrını çözer.

1915’in bir diğer işkence alanı kadın pazarlarıdır. Bu konuda Yves Thernon sayesinde elimize bilgiler ulaşmıştır. Thernon, Ermeni kadınların seks kölesi olarak çalıştırıldığından bahseder. Burada önemli olan nokta 1909’da köle pazarları resmen kaldırılmasına rağmen, savaşın sonlarına kadar Ermeni kadın ve çocukların köle olarak satılmasına, Ermeni köleler için pazarların açılmasına devam edilmiş olmasıdır. Satıcılar ‘mallarından’ bir an önce kurtulma peşinde olup fiyatları oldukça düşük tutmaktadırlar. 5-7 yaş arası çocuklar bir koyun fiyatına satılırken, aralarında genç yaşta olan kadınların fiyatı biraz yükselmektedir.  Köleleri satın alanlar ileride resmi olarak satın aldıkları kölenin mal varlığına da sahip olabiliyorlardı.

Ermeni kadınlar içinde sıkça görülen intihar vakaları da soykırım gerçeğinin bir başka yüzüdür.  Kitlesel tecavüzlere uğramamak adına toplu olarak kendilerini Murat, Fırat, Habur sularına atan kadınların tarihi de ne yazık ki yazılmamıştır.

Aile içi şiddet ise bu kadınların gerçek ailelerinden kopartılıp daha önce saydığım çeşitli eziyetleri yaşadıktan sonra, yeni bir ailenin kadını olarak yaşayacakları evde de ve yaşamları boyunca süre gelen bir olgu olmuştur.  Kendi evi olabilecekken cehennemine dönüşen evde, sözde gelin geldikleri o evlerde sığıntı gibi yaşamışlar, evlatlarına kendi dilleriyle bir ninni dahi söyleyememişlerdir. Oysa ninniler illa ki insanın kendi annesinden veya ninesinden öğrendiği geleneksel ezgilerdir. Dili yasaklarken ninniler de yasaklanmış, geleneksel kültürün anneden çocuğuna aktarımı da bu yolla engellenmiştir. İşte bu ninniler yasaklanmışken yine bu kadınların yazgısı ileride yeni yeni ninnilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunlar acı dolu, kanlı gözyaşlarıyla ıslanmış ezgilerdir ve gerçek sahiplerinin diline yasaklı olan bu ninniler. Diğer Ermeni kadınların kin akan göğüslerini emen bebelerin kulaklarına fısıldanmıştır.