Kolombiya Konferansı’nda ortak mesaj: Aynı mücadelenin parçalarıyız

- Sarah MARCHA
136 views
Rêber Abdullah Öcalan’ın düşünceleri ve dünya çapında Demokratik Kadın ve Halk Konfederalizmi önerisinden hareketle, 28-30 Temmuz tarihleri arasında Bogota’da (Kolombiya) “Kapitalizme meydan okumak, demokratik bir toplumun inşasına doğru” başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferansa Kürdistan, Abya Yala (Latin Amerika) başta olmak üzere 18 ülkeden 50 siyasi örgüt ve toplumsal hareket temsilcisi 300’den fazla kişi katıldı.

Kolombiya tarihinde ilk kez, çeşitli toplum önderleri, politik ve sosyal aktivistler, kapitalist modernitenin yarattığı uygarlık krizine ilişkin analizlerini, kadınların ve halkların özerkliği için mücadele deneyimlerini, enternasyonalizm ve devrim projelerini paylaşmak ve tartışmak üzere bir araya geldi. Ayrıca kadın özgürlüğü, gençlik, özyönetim, ekonomi, ekoloji gibi yaşamın temel eksenlerini oluşturan konularda yuvarlak masa tartışmaları yapıldı ve fikir alışverişinde bulunuldu.

Öz yönetim örneklerine dayanmalıyız

Tarihe bakış açısı ve bilimsel sosyalizm vizyonu konferansta tartışılan temaların başında geldi. Atalarının manevi ve toplumsal sistemini sürdürmek adına direnen Amerika kıtasının yerli toplulukları ve köle olarak çalışmak üzere Abya Yala’ya gelen siyahi topluluklar açısından bakıldığında, mevcut krize yol açan kültürel, sosyal ve ekolojik felaketlerin kaynağının Avrupa kapitalist uygarlığı olduğuna şüphe yoktu. Elbette on yıllardır halkların kurtuluşu için mücadele eden devrimci sosyalist örgütlerin çabaları ve fedakarlıkları takdire şayandır, ancak 20. yüzyıl mücadelelerinin yöntem ve perspektiflerinin materyalizmin ötesine geçen tarihsel ve sosyolojik bir çerçeveden kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Ki, üretim araçlarının modernleşmesini ve proletaryanın devlet iktidarını ele geçirmesini insanlığın ilerlemesi olarak gören klasik görüşün sınırlamalarını aşmak için söz konusu toplulukların önemli bir dayanağı var. Atalarından kalma köylü gelenekleri, kapitalizme meydan okuyabilecek ve ekolojik krizi çözebilecek özyönetim ve komünal yaşam modelleri büyük bir ilham ve direniş kaynağıdır.

Meksikalı temsilcinin 4 aşamalı tarifi

Meksika Ulusal Yerli Kongresi (CNI) temsilcisi, kapitalist moderniteyi “500 yıldan daha uzun bir süre önce 4 temel aşamadan geçerek kurulan tarihsel bir süreç” olarak tanımladı. Bu aşamaları da, Endülüs’ün Katolik krallar tarafından fethi, Afrika kıtasının sömürgeleştirilmesi, Amerika kıtasının sömürgeleştirilmesi ve cadı avı olarak sıraladı. Temsilciye göre, kapitalist sistemin ve günümüzdeki soykırımların, kadın ve ekoloji kırımının kökleri burada yatmaktaydı.

Jineoloji Akademisi’nden tarihe yeni bakış

Konferansta Jineolojî Akademisi ve Demokratik Modernite Akademisi, demokratik bir toplumun yaratılmasında ilerleme sağlayacak yeni bir tarihsel değerlendirme önerdi. Bu anlamda katılımcıların dikkatleri, günümüzde kadın, toplum ve doğanın yaşadığı krizlerin nedeni olarak kapitalist zihniyete; ataerkil, hiyerarşik ve sınıflı toplumun yanı sıra kentleşme ve doğanın 5000 yılı aşkın süredir sömürülmesiyle olan ilişkisine çekti. Uygarlık ve iktidar sorununu Rêber Abdullah Öcalan’ın paradigma ve perspektifinden analiz ederek katılımcıların değerlendirmesine sundu.

Zihniyet yapılarını sorgulamalıyız

Egemen uygarlığı, Aşağı Mezopotamya’nın kadim topraklarından Atlantik Okyanusu’na ve bugün bildiğimiz küresel sisteme akan bir nehrin akıntısı olarak düşündüğümüzde, demokratik uygarlığın özgürlük arayışının zamanlar ve bölgeler arasında aynı akıntıyı takip ettiğini görürüz. Dolayısıyla bu sistemle yüzleşmek için yerel ve küresel düzeydeki mücadeleleri analiz etmek, sadece devlet, onun iktidar kurumlarına değil aynı zamanda bunu kurumlaştıran ve güçlendiren zihinsel yapılara da bakmak elzemdir. Hiyerarşi ve devletçi iktidar cinsiyetçilik, ırkçılık, milliyetçilik, köktendincilik ve bilimcilik ile kendini yeniden yeniden üretiyor. Kişiliklerimizi ve toplumsal yapımızı şekillendiriyor. Egemen, kentli ve sömürgeci erkek zihniyeti fiziksel olduğu kadar kültürel olarak da kırıma uğratıyor. Farklı cinsiyetler, halklar, canlılar böylelikle birbirine yabancılaşıyor. Bu nedenle konferans boyunca bu zihniyetten nasıl kurtulabiliriz sorusunun cevabı arandı.

İktidar anlayışını aşmak

Önemli bir başlık olarak iktidar sorunu salt egemenlikçi, emperyalist, muhafazakâr devlet ve hükümet politikalarına vurularak değil aynı zamanda kendini sosyalist, komünist veya demokratik olarak tanımlayan yapılanmalar açısından da masaya yatırıldı. Tartışmalarda ortaya çıkan sonuçlara göre; Güney Amerikalı örgütlerin perspektifi, artık sadece silahlı mücadele ya da seçimler yoluyla iktidarı değişmeye odaklı değiller, ideolojik temelini sosyalist, anarşist, komünist, köylü veya kentli tüm toplumsal mücadelelerin deneyimlerinden beslenerek alan bir “halk iktidarı” projesi geliştirmek.

Sınıf esaslı mücadele dönemi aşıldı

Konferansta devrim ya da değişim perspektiflerinin dayandığı toplumsal zeminlere de işaret edildi. Salt işçi sınıfının antikapitalist mücadelesini esas alan değil, tüm baskı biçimlerine karşı onurlu bir yaşamın inşası için geniş yelpazede mücadeleyi örgütlemek; antipatriyarkal, ırkçılık karşıtı, cinsiyet özgürlükçü, antiemperyalist ve ekolojik bir mücadeleyi esas alma ihtiyacı var. Rêber Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü, demokrasi ve ekolojiye dayanan paradigması tüm dünya halklarına kapsamlı bir perspektif sunuyor.

Direnişi sürekli besleyecek bir kolektivizm

Bugün CNI’ye ilham veren Chiapas deneyiminin yanı sıra, çeşitliliği savunan ve aynı zamanda meclis modeli biçiminde ademi merkeziyetçi bir örgütlenme temelinde halkın karar ve ihtiyaçlarının hizmetinde ‘etik liderlik’ modeli de ufuk açıcı tartışmalar arasındaydı. Yine bilgiye yaklaşımda da klasik anlayışı aşmak, üniversitelerdeki teorik analizlerin sınırlılığın eleştirisi, gerçek bir sosyal analiz için aktif, sürekli, yerele dayanan bilgi üretme ihtiyacı da vurgular arasındaydı. Bireylerle başlayıp bitmeyen, bunun ötesine geçerek “biz” anlayışıyla direnişi sürekli besleyecek bir kolektif anlayışa, mücadeleye ihtiyaç olduğu fikrinde ortaklaşıldı. Demokratik bir yapılanmada kilit nokta ise, eşitlik ve özgürlük anlayışını kadından başlayarak geliştirmektir. Bu konuda en somut örnek ise Kürt Kadın Hareketi. Egemen erkek sistemini, eril zihniyeti özgür kadın kişiliğini yaratarak, bunun kurumlaşmasını sağlayarak aşmak ve bunu bir sistem olarak örgütlemek Kürt Kadın Hareketi’nin en büyük başarısı. Jineoloji Akademisi, bu sistemin adı olarak özerk kadın konfederal sistemi, özgür yaşam arayışında 50 yıllık mücadelenin yarattığı sonuçları da katılımcılarla paylaştı.

Küresel dayanışma empati geliştirdi

Dünya çapında hareketlerin müdahil olduğu böyle bir konferansın başlıklarından biri de ittifaklar konusu oldu. Kapitalist ve emperyalist sistemin küresel saldırıları, faşizm ve paramilitarizme karşı alternatif hareketlerin, bireylerin de küresel ölçekte ittifak ve ilişkiler geliştirmesi, ama aynı zamanda yerelde güçlü ağlar ve örgütlenmeler oluşturması gerekliliğine vurgu yapıldı. Kadınlar Geleceği Örüyor Ağı, kadınlar ve halklar olarak bizleri kendimizi tanımaya, bilmeye, duygularımızı ve gerçek empati biçimlerimizi geliştirmeye teşvik etti. Bu anlamda, şehitler için saygı duruşunda bulunuldu. Kürdistan’daki devrimde Kürt ve enternasyonalist kadınlar arasındaki derin köklere dayanan yoldaşlık, kadınların ve halkların kurtuluşu için ortak sevgiye dayanan köklü bir ittifakın örneği olarak gösterildi.

Demokratik konfederalizm birleştiricidir

Kürdistan devriminin 50 yıllık deneyimlerinin paylaşımından yola çıkılarak, kadınların ve halkların demokratik konfederalizm önerisi, klasik bir dış ilişkiler ya da diplomatik ilişkiler anlayışıyla sınırlı kalmayan, aynı mücadelenin parçası olma iradesini yürekten ifade eden, ortak paydadan birbirinin önünü açan, ortaklaştıran bir öneri olarak görüldü. Konferans, katılımcı örgütlerin ve halkların dansları ve şarkılarıyla sona ererken mesaj çok netti: Ancak direncimizle, direnişimizle varız, aynı mücadelenin parçalarıyız.