Dans etmeye meyilli bir halkız

- Türkan ARSLAN
266 görüntüleme

Yeşim Coşkun:Dansın, tarihsel değeri Kürt toplumu için büyük ve vazgeçilmezdir. Folklorik tüm bilimsel veriler, ananeler, gündelik yaşamda kullandığımız vücut formları, govendlerimizin her biri bugüne yansıyan, fakat dünümüze ait hareket formlarımızı temsil ediyor. Dengbêjlerimizin sesine, Kürtçe tiyatrolarımızda dilimizin ses bulmasına ne kadar yakınsak, dansa da toplum olarak o kadar yakınız. 

 

dans-duzenlenmis-fotoSanat denilince aklımıza ilk önce müzik gelir. Oysa sanat; resim, roman, dans, heykeltıraş, tiyatro vb. birçok dalı içerisinde taşır. Ne yazık ki günümüz popüler kültürü sanatı sadece şarkı söylemekle özdeşleştirmiştir. Sanat, halkın kültürel değerleriyle buluşmaktan uzaklaşmış, günlük kâr kazanımına dönüşmüştür. Halbuki bir toplumu güçlü kılan, bir arada tutan, maneviyatını güçlendiren o toplumun kültür ve sanatıdır. Ve ifadesini birçok alanda bulur. Toplumu ahlaklı ve yaşanılır kılar. Bu sanat dallarından biri de danstır. Her toplumun, her grubun, belki de her kabilenin kendine özgü figürleri barından dansları vardır. Dans, insanın ruhunda taşıdıklarının, biriktirdiklerinin figürlerle dışavurumudur.

Yeşim Coşkun…  Uzun yıllardır İstanbul-MKM bünyesinde kendisini dans ile ifade ediyor. Bu sanat dalının zorluklarını, toplumun dansa bakış açısını, yine kadınların sanat içerisindeki konumlarını ve bununla birlikte Kürt sanatının gelişim seyrini, bundan sonra yapılması gerekenleri Yeşim Coşkun gazetemiz Newaya Jin ile paylaştı…

Öncelikle şunu sormak istiyorum; dans eden bir kadın ne gibi zorluklarla karşılaşır? Özellikle Kürt toplumunda dans nasıl ifadesini buluyor?

Hem kadın hem de dans sanatçısı kimliğimi telaffuz ederken, mutlu ve gururluyum. Evet, zor bir alanı temsil ettiğimin farkındayım. Ülkenin gelenek ve görenekleriyle dansı benimsetmek için yoğun bir emek içerisindeyiz. Dansı daha tanıdık toplumsal imgeler kullanarak bir Kürt sanatına dönüştürmenin, onu topluma sevdirmenin çabasını veriyoruz. Aslında toplumsal yabancılaşmanın doğal sonucu olarak ilk başlarda dansı benimsetmenin zor olduğunu belirtebilirim. Her ne kadar Kürt toplumunda bu alan yeni olarak yorumlansa da, dansın Kürt toplumunda bir geçmişi var. 1930’larda Leyla Bedirxan dans edebilmek için önemli bir mücadele yürütmüştür. Dansın, “Kürt prensesi” ve “Kürt Bale Sanatçısı” olarak da hatırlanan Leyla Bedirxan’ın bu alanda önemli çalışmalar yürüttüğünü biliyoruz. O’nun çalışmalarından ve yaratıcılığından ilham aldığımı belirtebilirim. Aslında Kürt toplumunun dansa uzak olmadığını Leyla Bedirxan şahsında görüyoruz. Bu özel bir sanat alanıdır. Bu alanın zorluklarıyla birlikte daha ileriye taşımak için önemli bir motivasyonun ve çabanın olduğunu düşünüyorum.

Kadın Özgürlük Mücadelesi’nin bugün yürütücüleri Kürt kadınlarıdır. Kadının kimlik ve özgür kadın bilincinin en çok tartışıldığı, en çok yapılandırılmaya çalışıldığı bir yapının bileşeni içeresindeyken, zorlukları aşmak zor olmuyor. Fakat bu alanı icra ederken, cins bilincinin önemli olduğunu, yaşanan zorlukların bununla alakalı olduğunu belirtebilirim. Yani dansın bir müzik alanı olarak kitlelere ulaşamaması bu zihniyetle paraleldir.

Dansın, tarihsel değeri Kürt toplumu için büyük ve vazgeçilmezdir. Folklorik tüm bilimsel veriler, ananeler, gündelik yaşamda kullandığımız vücut formları, govendlerimizin her biri bugüne yansıyan, fakat dünümüze ait hareket formlarımızı temsil ediyor. Dengbêjlerimizin sesine, Kürtçe tiyatrolarımızda dilimizin ses bulmasına ne kadar yakınsak, dansa da toplum olarak o kadar yakınız. Fakat bir bütün olarak festivallerimiz ya da kültür-sanat içerikli programlarımız dans için hala yeterli sunum alanı oluşturamıyor. Daha çok müzik odaklı popülist bir yaklaşımın varolduğunu söylemek yanlış olmaz.

YESIM COSKUN 5Kürt sanatının gelişim seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce toplumun dinamiklerini Kürt sanatı yakalayabiliyor mu? 

Kürt sanatı dünyanın her yerinde kendini var etmeye devam ediyor. Kürdistan’da, Türkiye’de, Avrupa’da birçok kurum ve kuruluş aracılığıyla faaliyet yürütüyor ve belli bir örgütlülüğe sahip. Tabii kültür-sanat çalışmalarının gücü ve etkisi toplum içerisinde önemli işleve sahip. Kürtler açısından bu daha da belirgindir. Kürtler’de sanat kendi süreci içerisinde tartışılmaz bir etki bırakıyor. İşte dağlarda icra edilen ve toplumsal refleksleri canlı tutan “Oramar” gibi. Bu eserler duygu ve yaratımda benzeri olmayan büyük sanat yaratımlarıdır. Kürtlerin, kültür-sanat alanındaki tüm çalışmaları büyük oranda pozitif bir yansıma bırakıyor. Halil Dağ, ‘Beritan’ı yıllar önce çekti. Fakat bugün yansımasını Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel’in çektiği ‘Bakur’da bulabiliriz. Bakur’un, Beritan filminden etkilenmediğini kim söyleyebilir ki?

Egîdê Cimo, “Sanat en esaslı silahtır” diyerek sanatın toplum üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Dolayısıyla sizin nerede olduğunuz değil, sanat olarak ortaya koyduğunuz ve anlatmak istediğiniz husus önemlidir. Hepimiz Kürt kültürünü, sanatını bulunduğumuz yerde icra etmeye çalışıyoruz. Bireysel ya da toplumsal tek derdimiz; müziğimizi, dansımızı, sinemamızı, romanımızı ve tiyatromuzu kendi rengimiz ile yansıtabilmektir. Dolayısıyla kendi kültürümüz ile bütünleşerek bir yerlere gelmeyi amaçlıyoruz. Fakat zaman zaman bireyler şahsında çıkan ve bunun kültür-sanat kurumlarımıza da yansımasını bulan popülizm hastalığı Kürt sanatının önündeki en önemli engellerden biridir. Bu aynı zamanda Kürtlerin siyasal, sosyal, politik olarak elde ettikleri düzeyin sanatta yansımasını bulmamasına da neden olan bir durumdur. Kürt sanatı, Kürtlerin geldikleri düzeyle paralel bir çizgide değildir. Bunu aşmak için herkes kendisiyle mücadele etmek zorunda.

Kürt kültürü ve sanatının daha da gelişmesi ve nitelik kazanması için sizce neler yapılmalıdır?

Sanat alanlarının gelişimi için mevcut belediyelerimiz belli başlı adımlar attılar. Yerellerde bu tür adımların atılması önemli fakat yeterli değil. Özellikle eğitime daha güçlü eğilmemiz ve  konservatuarlarımızı çoğaltmamız gerekiyor. Daha fazla konservatuar ve eğitmen desteğiyle Kürt sanatını daha ileri bir seviyeye taşımak mümkün olabilir.  Ayrıca dünyanın birçok yerinde alanında uzmanlaşmış profesyonel sanatçılarımız var. Bu sanatçılarımız için ülkeye dönüş projesi hazırlayarak onların elde ettikleri birikimleri ve deneyimleri eğitmen olarak değerlendirebiliriz. Yine Kürdistan’da yeni kurulacak olan akademilerde bu arkadaşların birikimlerinden yararlanabiliriz. Bunların hepsi bir fikir, fakat mevcut belediyelerle aslında imkânsız da değil. Teorisi büyük fakat pratiği o kadar zor değil, küçük adımlarla gerçekleştirebileceğimiz projelerdir bunlar. Temelde sanatımızı da akademik ortama taşıyacak, belgeleyecek ve arşivleyebilecek bir düzey geliştirebilir. Böylelikle bütün bir Ortadoğu’ya öncülük edecek ve misyon yaratacak kültür-sanat öncülerimiz olabilir.

YESIM COSKUN 2

Yeşim Coşkun kimdir?

Yeşim Coşkun, Koçgirili bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğup büyür. Daha küçük yaşlardayken sanat, hayatının bir parçası haline gelir. 1993 yılında İstanbul Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde kurulan çocuk korosunda yer alan Coşkun, sonraki yıllarda MKM gençlik ve Koma Asmin müzik çalışmalarına da dahil olur. Fakat Yeşim Coşkun’un kendi sanat dalıyla tanışması 2003 yılında MKM çatısı altında başlayan Mem û Zîn müzikali ile gerçekleşir. 2004 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Modern Dans Ana Sanat dalını kazanır, 2008’de ise bu okuldan mezun olur. Halen aynı bölümde yüksek lisans eğitimine devam eden Coşkun, profesyonel olarak 10 yıldır kurucu üyesi olduğu Mezopotamya Dansı sanat çalışmalarına devam ediyor.