Mazlum’un gülüşü

- Newaya Jin
225 görüntüleme

MAZLUM 2İnsana en çok yakışan ifadedir gülmek. Gülünce dünya daha bir güzel görünüyor, yüreği kavuran acılar bir an yok oluyor tüm ağırlığıyla. Zorluklar daha taşınabilir gibi geliyor.

Bazen yanıbaşınızda bir ihtiyarın boğuk gülüşü, bir kadının şen kahkahası, bir çoçuğun nameli kıkırdamaları sizi bütün tasalarınızdan ve kaygılarınızdan sıyırır. Beni en çok da neşelendiren çocuk gülüşleridir. Şengal’de karşılaştığım Mazlum bu gülüşü bana armağan edenlerdendir.

Mazlum henüz dört yaşında. İki ablası özgürlük dağlarında, ikisi de YPJ savaşçısı, abileri de YBŞ saflarında mücadele ediyor. Babası Şengal meclisinde yer alıyor, yani anlayacağınız bizim küçük Mazlum’un bütün ailesi mücadelenin içinde. Direnişte bileniyor hayatı.

Küçük Mazlum, bu yaşına ne yazık ki çok korkunç anılar yükledi. Şengal’de 73 fermanın acı anılarıyla büyüyen çocuklar, son fermanın görüntülerine de maalesef ki birebir tanıklık etti. Mazlum da o çocuklardan biri. DAİŞ çetelerinin Şengal’i işgaliyle birlikte yollara düştüler. Kızılkent köyünden yola çıkarak dağlara vurdular kendilerini. Küçük ayakları kaldırmadı bedenini, dizlerindeki derman yetmedi onu dağlara ulaştırmaya. Kah anasının sırtında, kah eteklerine tutunarak ama inatla ulaştılar dağ başlarına. Susuzluktan çatladı dudakları. Bir gün bir gece boyunca yürüdüler Ağustos’un kavurucu sıcağında. Yalnızca korku vardı büyüklerin gözlerinde, ondan sustu, konuşmadı yol boyunca. Adını bile telaffuz edemezken koca vebalini yüklendi fermanın.

Varınca yükseklere yeniden hayata tutundular. Çadırlar kuruldu, ocaklar yakıldı ve Êzîdîlerin kutsal ateşi kutsadı varlıklarını. İlk iş emek ve ekmekti. Tandırlar yapıldı önce. Sıcak ekmek kokusu sarınca dört bir yanlarını ‘evet’ dediler; işte budur yaşamak. Emeğin kokusunu duyumsayabilmek… Yaşam yeniden yeşerirken Şengal dağlarında kadrajlara sığmıyor Mazlum’un masum gülüşü.

Dudaklarında muzip bir gülüş ve gözlerinde meydan okuyan bakışlar… Ama umut dolu ama yaşam dolu ve öykü dolu gülüşü Mazlum’un… İncecik dudakları arasına sığınan inci tanesi dişleri geleceği gibi pırıl pırıl. Yüzündeki hafif utangaçlığı erken atıyor ve zaferi müjdeliyor minicik elleri. Tek bir el yetmiyor gönlünden fışkıran özgürlük türküsünü dillendirmeye. Her ikisini de havalandırıyor ve boncuk gözlerini kısıyor gülerken. Onca öfke patlamışken, onca can yitmiş, onca ev yıkılmış ve ocaklar sönmüşken yamacında hala gülebiliyor Mazlum. Herşeye rağmen gülümseyebiliyor.

Boynunda ve kolunda Êzîdî inancına göre kutsal olduğuna ve takanları koruduğuna inanılan ipler var. Bunca acımasızlık birikmişken dünyamızda, kutsallıklarına sıkıca sarılmaktan başka yapacak bir şeyi kalmıyor insanın. Hangi tanrı kıyabilir Mazlum’un güzelliğine demeyin. Nice Mazlumlar yitirdi, derin acılar biriktirdi yüreğinde ve öylesi öfkeli tanrılar gördü ki Şengal toprakları anlatmaya dil, tanımlamaya kelimeler, sığdırmaya kitaplar yetmez. Ölülerini gömmeye dahi hak tanınmamış, mezarsız ölülerin halkı…

Ağıtlar deryası bir kentti Şengal. Kılıç yarası acılarının keskin sızısı yükselir semalarında. Kaç sevdası ve sevdalısı kimsesiz kaldı Şengal’in, bilinmez ama Mazlum’u koruyabildiği için şükrediyoruz. Yoksa bu güzel gülüşün kimliğimize eklenmesinden mahrum kalacaktık. Ve yeniden keşke ölüm çocukların olduğu sokaklara hiç uğramasa diyoruz.

Keşke ölüm çocukların gülüşünden korksa…

Nûjiyan ERHAN / Şengal