Mirtoxe…

- Dersim UĞUR KAYMAZ
285 görüntüleme

Mirtoxe yaparken

 

İnsan yaşamında bazı anlar vardır, hiç mi hiç eskimez…

İnsan yaşamında bazı kokular vardır, yıllar geçse de burnunda tüter…

İnsan yaşamında bazı tatlar vardır, hep damakta kalan, tadından hiçbir şey eksiltmeyen… Yıllandıkça güzelleşen tatlar…

Yağın iyice kızgınlaşmasını bekleme sabrını gösterirseniz, istediğiniz enfes tada ulaşmanız mümkün olur. Öyleyse sabredeceksiniz, sabır bu işin püf noktası. “Yok ben acıktım, yok ben dayanamam, altı üstü bir un kızartacağız…” vb. sözleri hakaretten sayarız ona göre. Kızgınlaşan yağa unu yavaş yavaş döküp hafif ateşte renk değiştirinceye kadar kızartacak, tuzunu atacak ve tam rengini aldığında kara tabağın içinde sofraya koyacaksın. Yanında bir de kara çaydanlığın demli çayı oldu mu, değmeyin keyfimize…

Evdeyken bu yemeğe hiçbir zaman mirtoxe demezdik, her zaman gerilla yemeği der ve hep gerilla ile özdeşleştirirdik. Tıpkı kara çaydan, demli çay ve inceden sarılmış tütün gibi. Dağ gibi, özlem, özgürlük, umut gibi… Sakın “abartma” demeyin… Gerçekten de öyleydi. Bazı şeyler zaman geçse de, mekan değişse de hep bir şeylerle özdeş kalır. Dağlara ayak bastığımda da aradığım ilk şeylerden bir tanesi buydu.

Tabii gerillanın koşulları değişmiş, imkanlar eskiye oranla gelişmişti. Yani anlayacağınız her yerde olmasa da bazı yerlerde mirtoxe yavaş yavaş tarihe karışmaya başlamıştı. Biz ise yeni savaşçı olmanın rahatlığı ve ısrarcılığı ile komutanlarımızdan ısrarla mirtoxe yapmalarını istiyor, dayatıyorduk. Onlar ise; “heval o kadar kahvaltımız var, nedir bu mirtoxe sevdası?” deyip duruyorlardı. Çok doğru bu bir sevdaydı. Çünkü mirtoxe bizim için bir simgeydi. Az ile doymanın, doyumun simgesi.

Hatta bazı yoldaşlarımız türküler dizmişti onun üstüne:

“Mirtoxe mirtoxe tu xwarina şoreşe” diye.

Gerçekten de öyle tam bir devrim yemeğidir o. Çünkü en zor anda, en zor koşulda en rahat yapılan, erken doyuran, en önemlisi de herkesi etrafında toplayan bir yemektir. Aç olsun, tok olsun hangi gerilla almışsa kokusunu, mutlaka tatmak için oturur o sofraya. Sonra sohbetler, anılar, yorumlar peşi sıra gelir. Tadı damakta lezzet, tadı damakta sözcükler bırakır mekanda…

Eminim bu yazıyı okuyan eski yoldaşlarımız; “tabii bu yoldaşlarımız günlerce aç kalmamış ve günlerce mirtoxe yemek zorunda kalmamışlar. Bu yüzden de dizmişler övgüleri…” diyebilirler. Bunu söylemekte haklılar, belki de bizim yaptığımız biraz romantizm ama olsun. Mirtoxe için değer… Yani romantizmimiz kendimiz için değil, mirtoxe için.

Bence her gerillanın, hatta her devrimcinin mirtoxe tadında bir anısı olmalıdır. Kendini onun tadında sınamalıdır. Yani çok olana değil de, az olana tamah etmenin, az olanda buluşmanın ve birleşmenin tadına varmalıdır. Elbette kendimizi açlık ile sınayacak değiliz, bizim topluluğumuz bu sınamayı aşmış ve bu konuda rüştünü çoktan ispatlamıştır. Sıcak çorba ve tırşıka yüz çeviren, kuru ekmekle kendini ayakta tutmaya çalışan bir topluluğuz biz. Bu gerçekliği sınamak için değil de, az olanın tadına varmak için dile getiriyoruz. Çünkü eskiyi eskide bırakmak değil amacımız, eskiyi yaşatmak, bugün ile buluşturmak istiyoruz.

Gerillanın ilk günkü coşkusunu, inadını, sevgisini, özlemini, kızgınlıklarını, sevdiklerini, sevmediklerini, ilkelerini, inançlarını yaşatmak istiyor ve binlerce yıl yaşamasını istiyoruz. Çünkü gerilla yalnızca dağlarda savaşan, dağ koşullarında şekillenen değildir. Bir toplumun yaşam ifadesidir. Bu yüzden önemlidir nasıl yaşadığı, neden yaşadığı.