Rüzgarla dans, ay ışığı ve Yerivan

- Aza ROJIYAN
308 görüntüleme

SONY DSCŞimdi hafızamın albümünü karıştırıp duruyorum, önümde birikmiş, küçük karelere sıkıştırılmış, framlara gizlenmiş bir ömre yetecek hatıra… Gözüm hangi kareyi okşasa buğulanıyor an, hatıraların yaşandığı an canlanıyor ve gözlerimin perdesine çizilmeye başlıyor sülietler, gölgeler aşka geliyor ve kendi rengine bürünüyor, zaman siliniyor ve o eski dediğim ama hiç eskimeyen anlar yaşanmaya başlıyor yeniden. Yaşandığı an kadar taze, dipdiri, kanlı canlı derler ya, işte öyle. İçtiğimiz tütünün kokusu hala avuçlarımda, acıdan terleyen ellerimizin nemi hala tenimde, yol yorgunu dizlerimin sızısı hala patikalarda. O hatıraların sahiplerinin peşine düşüyorum zamanımda, yokluğun varlığında bir hatıranın var oluşunun peşinde, fram fram yaşatmaya çalışıyorum. Biçare zaman, gidince döndürmüyor ki gideni, gideni götürmüyor kendinden, göç başlıyor ama giden kalanda kalıyor ve kalan gidenin varlığına tutsak hatıralarda yaşamaya devam ediyor.

Derler ya zamanın tozlu rafları yutar tüm hatıraları ama gerillada zaman aktıkça, takvim yaprakları rüzgara kaplıp gözlerden kaybolsa da zaman daha değerli kılıyor hatıraları. Eskidikçe, zaman uzadıkça ayrılıklara daha bir demleniyor hasret, daha bir aranıyor, özlenir olmaya başlanıyor hatıralar, yoldaşlıklar. Zaman ayrılıkları küçültüyor, özlemleri büyütüyor bu patikalarda. Her patikaya, her çeşmenin başına, her sözcüğe işliyor hatıralar. Anımsamak için bir rüzgarın fısıltısı, bir kuşun havada salınışı, bazen de önünde uzayıp giden ufkun kızıllığı yetiyor. Özlem bu yolun aşkıdır, ulaşmaya an kala ellerin dolanan ve seni yine kendisine hasret bırakan.

Rüzgar esiyor ve hatıralar üşüşüyor avuçlarıma

Şimdi zirvelerde yine bir rüzgar kendi ritmini tutturmuş, yaprakların hışırtısıysa kamçılıyor tüm hatırlarımı. İçinde nice hasretin acıtan hatırası, içinde aranan ama ulaşamayan yolcuların umudu, öfkesi, yorgunluğu, aşkı. Rüzgar esiyor ve hatıralar üşüşüyor avuçlarıma. Yerivan’ın gülümseyen sureti gözlerimde. “Özlemim dostluğumdandır, dostluktan öte bilmeliyim ben seni” diye fısıldıyor yüreğime. Dolunay var gökyüzünde. Yine rüzgarlı bir gece, saat on ikiyi geçiyor, Yerivan ile nöbetçiyiz, hava soğuk, üşüyoruz. Ellerini avuçlarımın içine alıp nefesimde ısıtıyorum, olmuyor. Buz kesiyor geceyi, bizler ise rüzgarın delisi, hele bir de ay ışığı varsa, zamanda akmamak elde mi? Akıyor Yerivan ay ışığının hüzmeleriyle, rüzgarla dansa başlıyor. Rüzgarın ritmi kızıl saçlarına dolanıyor, parmaklarında ayın şavkı, dönüyor zaman gibi kendi etrafında, sırtında kleşiyle. Ben ise seyircisiyim anın. Bazı hatıralar seyirliktir, seyrin aşkı vardır, seyrin hatırası vardır. Yerivan dönüyor kendine, yüzünde tüm yıldızlar buluşuyor, ışıl ışıl. Ayakları toprağa basmıyor sanki, kanatlanmıştır rüzgarda, kendinden göçmüştür. İzliyorum, dakikalarca, dakikada bir ömrü kendisine döndürecek kadar uzun bir izleyiş. Sonra durdu, yüzü dolunaya dönük, gözlerinde ayın haleleriyle zamanı donduruyor sanki. Neyi düşünüyor, neyin özlemidir onu böyle dolunaya döndüren diye düşünüyorum. Susuyor, rüzgar onun sükunetine ses oluyor sanki, çağıldıyor tenimizde, saçlarımızın arasında, çığlık çığlığa ama tümcesiz, ama kelimesiz. Öyle tümcesiz, hiç bir harfi dilimize bulaştırmadan, hapsetmeden hiçbir özlemimizi, hatıramızı kelimelerin sıkıştırılmış kalıplarına öylece durduk. Saatler ilerliyordu. Saat on ikiyi çoktan geçmiş, bire geliyordu ve nöbet bitmişti. Ama biz donmuştuk o anlarda. Ayrılmak istemiyorduk o üşüten ama özlemiyle yakan gerçekliğin ortasından. Yerivan gözlerini sıyırdı aydan, buğulanmış özlemlerini elleriyle silip yanaklarından yanıma geldi. “Hadi gitme zamanı, oysa her gidiş zamansızcadır 3değil mi” dedi? Doğruydu, hiçbir gidişe hazırlıklı değilizdir, ya erkendir, ya da biz yetişememişizdir gidişlere, kalan olmuşuzdur. Her gidişte özlem, hüzün gitmez, hep gelen olur, seni terk etmez. Yerivan özlemini tutuşturmuştu ellerime, nasır bağlamayan gidişlerin sızısını yerleştirmişti anıma. Ne desem o an Yerivan’a tesellisi olmayacaktı hiçbir gidişin.

Yerivan bir söz bekliyor, ben ise susuyorum

İkimiz arka arkaya mangaya doğru yürüdük, gecede duyulan tek ses rüzgarın fısıltısıydı, dinmeye başlamıştı esintisi, yorgun düşmüştü sanki, suskunlaşmıştı. Nöbetçilerimizi kaldırıp tekmillerini verdikten sonra gidip Yerivan’ın yanına uzandım. Üzerimize tek bir battaniye serdik, birbirimize sımsıkı sarıldık yaralarımızı, özlemlerimizi sarar gibi. Sözcüksüz, dostluğun sıcaklığıyla tedavi ediyorduk özlemlerimizi. “Yoldaş senin bir gülüşün, saramıyorsa artık bir dostun yarasını, sen artık kendin değilsin” diye mırıldanıyor sessizce kulağıma. Gözlerinden akan gözyaşları ellerimi ıslatıyor, akıyor acısı ama dinmiyor, aktıkça daha bir harlanıyor özlemi, sızısı. Birlikte akıyoruz hasrete, yarına, ayrılıklara. Uyku yok gözlerimizde, ayın yüreğimize doldurduğu özlem taşıyor kirpiklerimizden. Gidenler birbir uğruyorlar soframıza, birer hatıralarını bırakıp bizi da alıp yol alıyorlar bizden. Konuşmuyoruz ama biliyoruz. Bu bilmelerin sözü yok, yoldaşlık tüm bilmeleri hissettiriyor, farkındalığını yaratıyor. Dostluğundan öte özlüyorum ve özlediğimi biliyorum diyorum kendi kendime. Yerivan “bir gün şehit düşersem ya da ayrılırsak bu şarkıyı bana yine söyler misin sen” diyor. Boğazım düğümleniyor. Bu an nasıl korkunçtur bilir misiniz, ne acıdır? Yerivan bir söz bekliyor, ben ise susuyorum. Konuşsam ilk onun gideceğine inanmış olacağım sanki, gerçekleşmesinden korkuyorum, susuyorum. Yerivan ise söz almakta ısrarlı, vasiyet ediyor yine, ama ben suskunum. Sadece ona sımsıkı sarılıyorum. Ona öyle sımsıkı sarılıyorum ki, sanki gidecek ve kollarımdan sıyrılırsa bir dahası olmayacakmış gibi. Kalbime yerleştirmek ister gibi kavrıyorum benliğini. O ise korktuğum gerçekliğin tam orta yerinde “neyse sen söz vermesen de yapacağını biliyorum, ama bir de her dolunayda benimle dans etmeyi unutma, ben yanlız dans etmeyi sevmem” dedi. Gizlice acı bir tebessüm takındığını hissettim. Sustuk, ama bu suskunlukta ayrılığın derin korkusu vardı.

Hatıralarımda onun rüzgarı ve sözleri

Şimdi o hatıraların üzerinden yıllar geçti, dile kolay on yıl oldu. Ama ben fotoğraflarda Yerivan’ın yüzüyle ne zaman karşılaşsam “yoldaş senin bir gülüşün” türküsünü anımsarım. Hatıralarımda onun rüzgarı ve sözleri… O an bir fotoğraf çekemedik, o hatıramızın hiçbir belgesi ve kaydı yok. Ama yüreğimiz her şeyi kayıt altına alıp saklıyordu zaten.

24 Mart 2012’de Yerivan 14 arkadaşıyla birlikte Garzan’da şehit düştü. Gitti, ama ayrılmadık. Hala her dolunay çıktığında ayın halelerinde onun dansını izliyorum, onun sesi hala kulaklarımda, “özlemim dostluğumdandır, dostluktan öte bilmeliyim ben seni” diyor. Evet biliyorum Yerivan’ı, yoldaşlığını. Bu yüzden hiç ayrılamadım ondan. Hatıralarını her rüzgarda, her dolunayda, her nöbette, her patikada yeniden yaşıyorum. Onu yaşamak, hatırlamak için bahanem çok. Bahanemin tek nedeni özlemim, yoldaşlığım. O hala Garzan’da esecek rüzgarları bekliyor, yüreklerde hatıraların canlılığıyla yeniden dansa durmak ve özgürlüğün türküsünü bizlerle, yoldaşları ve bu yolun yolcularıyla yeniden söylemek için.