Ulus devlet zihniyetini kadın özgürlüğüyle aşmak…

- Bese ERZİNCAN
224 görüntüleme

MANKlasik “ulus- devlet” modeli ve düşünce yapılanmaları günümüz dünyasının ihtiyaçlarına hiçbir şekilde cevap olamamakta ve bunun getirmiş olduğu sıkışmışlıkla yapılan restorasyon hamleleri ise sorunu ağırlaştırmaktan öteye bir durum yaratamamaktadır.
Bu durumun en fazla geçerli olduğu ülkelerden biri de Türkiye’dir. 2000’li yıllar ile birlikte Türkiye yeni bir aşamaya girmiş durumdadır. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra benimsenen otoriter, faşist, ırkçı, tekçi, inkârcı politika ve argümanlar artık hiçbir biçimde yerini bulamamaktadır.
Bilindiği gibi Cumhuriyetin başlangıcında Kürtler, komünistler ve islamcılar devlet ve iktidar dışında tutularak tasfiye planlarına tabi tutulmuştu. Cumhuriyetin kuruluşunda dışlanan islamcılar AKP ile devlet içine alınma karşılığında, bugün Kürtlere ve alternatif çevrelere karşı tasfiyede etkili kullanıldılar. Özellikle 2007 yılı Dolmabahçe görüşmeleri ile birlikte AKP, Kürtlerin tasfiyesi planlamalarında tam kararlaşma sürecine girdi. Bunun için daha etkili bir rol oynamaya başladı. Burada AKP iktidarının sürekliliğinin temel koşulu Kürt hareketinin ortadan kaldırılması idi. Ancak Kürdistan dağlarına derinlikli ve geniş bir şekilde yerleşen gerillanın direnişi onların buralardan sökülüp atılamayacağını kesinleştirmiştir. Kürt Halk Önderi’nin İmralı’da oluşunu devlet kendisine bir avantaj olarak kullanmak istedi.  Devlet bu kez de AKP eli ile daha farklı bir rota izledi. Önderliğimizi ve Özgürlük Hareketi’ni Kürt sorunun barışçıl yollardan diyalog ve müzakere ile çözme adı altında oyalayarak ve kandırmaya çalışarak (gerillayı kuzeyden çekme ve silahsızlandırma oyunu) tasfiye etmeye çalıştı.
Oysa ki, 2000’li yıllar ve özelde de 2005 yılı ile birlikte Kürdistan Özgürlük Mücadelesi yepyeni bir aşamaya girmişti. Önderliğimiz, İmralı adasında çok zor koşullar ve imkânsızlıklar içinde kapitalist modernist düşünce yapılanmalarından, yaşam tarzı ve ilişkilerinden çok güçlü bir kopuşu gerçekleştirdi. Bunun sonucu olarak farklı bir alternatif sistem ile 2005 yılı Newroz’unda “Demokratik Konfedaralizimin” ilanını yaptı. Ezilenlerin mücadele tarihlerinden süzülen maddi ve manevi direniş birikimini esas alarak, Özgürlük Mücadelesi’nden çıkarılan sonuçlar temelinde de yeniden güçlü yorumlayarak bir çıkış gerçekleştirdi. Kapitalist modernitenin yarattığı devletçi ve iktidarcı sistemi çok güçlü bir yapı bozumuna uğrattı ve yeni bir sistem inşasına yeltendi. Önderliğimiz bununla da yetinmeyerek özgürlükçü bir zihniyet temelinde alternatif bir sistem geliştirdi.

Devletin restorasyon hamleleri boşa çıkarıldı

Önderliğimizin geliştirdiği yeni paradigma (demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü) farklı bir uluslaşmaMrd-04-10-15-nisebin--firat-abdulkadirpasa-berxwedan-polis-eris11 modelini içeriyor. Toplumun tüm ezilen ve dışlanan kesimlerinin kendi kimlikleri ve konfederatif örgütlenmeleri ile birlikte ortak yaşama ilkesi gözetleniyor. Ulus-devletin merkeziyetçi, bürokratik, üstten, tekçi yapılanmasına karşılık çoğulculuğu, doğrudan demokrasiyi, katılımı esas alan yerelden yönetim olgusuna ağırlık veriliyor. Öncelikle zihniyette yaşanan değişimle birlikte model ve sistem değişimine gidiliyor. Bu haliyle de Kürdistan Özgürlük Hareketi, kapitalist modernite karşısında demokratik moderniteyi oluşturarak köktenci bir sistem değişimini gerçekleştirmektedir. Bu da devletin restorasyon hamlelerini boşa çıkarmıştır.
Demokratik ulus modelinin en somut ifadesini Rojava devriminde, Kobanê’de görmekteyiz. Burada DAİŞ karşısında verilen mücadele ve direniş sadece bir bölgenin ve bir kentin, azılı faşist çetelere karşı yürüttüğü askeri bir mücadele değildir. Tüm insanlığın da asıl ilgisini çeken nokta, yeni bir yaşam modelinin geliştirilmesi fikridir. Halkların kendi öz güçlerine dayanarak yaşayabileceğinin ve hatta özgür yaşam modellerinin oluşturabileceklerinin derin ispatı Kobanê’de yaşanmış oldu. Kapitalist modernist sistemi ve TC devletini esas kaygılandıran ve Erdoğan şahsında bu denli hırçın ve saldırgan bir hale büründüren de budur. Bu özgürlükçü paradigma ile Türkiye devleti ve esasen tüm ulus-devlet modelleri aşılmış olmaktadır.

AKP’nin maskesi düştü

Bu anlamda günümüzde Türkiye’de yaşanan kriz bir hükümet kuramama krizinin çok ötesindedir. TC rejimi çok ciddi bir kaos ile karşı karşıyadır. Bir rejim değişikliğine gidiş yaşanmaktadır. Erdoğan bunu görmüş vsrnk-07-10-15-silopi-halk-toplantilari-devam-ediyor1e başkanlık sistemi ile sistemin ömrünü uzatmak istemiştir. Ancak HDP’nin seçim başarısı buna engel olmuştur.
AKP, çözüm sürecini kendisine göre bir oyalama ve kandırma siyaseti ile yürütmek istedi.  Esasen diyalog ve müzakere sürecinde Kürt kimliğinin varlığına ilişkin yasal ve anayasal tedbirler alınarak, resmi bir biçime kavuşturulması gerekiyordu. Ancak AKP hiçbir biçimde buna yanaşmadı. AKP hükümeti kandırma ve oyalama siyasetinde başarıya ulaşamayınca maskesini çıkartmak zorunda kaldı. Önderliğimizin ve hareketimizin ilkeli duruşu ve direnişi, AKP’nin gerçek yüzünü ortaya çıkartmasına yetti. Devlet sürekli kendine bağlı devşirme Kürt’ü yeniden ve yeniden yaratmak istiyordu. Ancak tam tersi bir durum ortaya çıktı.
Kürt halkı irade kazanan örgütlü bir hakikate dönüşmüştür. AKP buna karşı büyük bir tahammülsüzlük, öfke ve kin patlamaları ile kendisinden önceki hükümetlerin klasik inkârcı ve imha temelli devlet politikalarını daha da kapsamlı hale getirerek, yeniden uygulamaya koydu. Özel savaş yöntemleri ile komplo, katliam ve saldırılarını 7 Haziran seçimleri ve yaşadığı yenilgi ile daha da şiddetlendirerek sürdürmektedir. Daha önceki hükümetlerin özel savaş uygulamalarını tekrarlayarak kendisini yeniden deniyor. Saldırı ve katliamlarla toplumun gözünü korkutarak, sindirerek kazanmayı planlıyor.

Sindirme politikalarına karşı öz yönetim ilanları

srnk-16-09-15-cizre-kadinlar-yuruyus9Buna karşılık 7 Haziran seçimleri sonrası Kürt halkı kendisine yönelik yapılan bu devlet saldırılarını öz yönetim ilanları ile yanıtladı. Devletin inkar, imha temelli sömürgeci politika ve uygulamalarına karşı Kürt halkının kendi sistemini ve yaşamını oluşturması en meşru talep ve bir hak olarak gündemdedir. Gever, Farqin, Silopi, Varto, Cizre ve Sur’da yaşanan direniş Kürt halkının kendi sistemini oluşturmasının adımı idi. Cizre halkı tarihsel olarak direniş ve serhildanların en güçlü kök saldığı bir alandır. Bu dönemde de devletin çok ciddi saldırılarına maruz kalmasına rağmen kahramanca bir direniş içinde olmuştur. Cizre, Kobanê ruhu ile direnerek kazanmıştır.
Bu tarihi öz yönetim ilanları temelinde şekillenen yaşam biçimi esasında tarihsel olarak Kürt toplumunun en eski aşiret ve klan örgütlenmelerinde de görmek mümkündür. Günümüzde sistem bunları zayıflatarak bitirme noktasına getirmiştir. Özünde öz yönetime dayalı yaşamı içeren komün biçiminde de tanımlayabileceğimiz bu yaşam birimleri, kadınlar etrafında oluşturulmuştur. Bugün de gençlik ve kadın öncülüğünde yaşamın siyasi, sosyal, ekonomik, öz savunma, diplomasi, özgür eş yaşam vb boyutlarında yeniden bir var oluş şekilleniyor. Yaşamı özgürlük, eşitlik ve adalet temelinde yapılandırarak güçlü ve yeni bir alternatif yaşam modeli oluşturuluyor. Bu mücadele ile birlikte Kürtler, Türkiye’de bir rejim değişikliğini zorlayarak varlık mücadelesini veriyor. Ezberler bozuluyor ve yaşam yeniden anlamına uygun kuruluyor.
Öz yönetimlerin geliştirilmesi tarihi önemde bir çalışma olarak önümüzde durmaktadır. Politikanın yerelden yapılması aynı zamanda toplumda demokrasinin kökleşmesinin gelişmesi anlamına gelmektedir. Demokratik bir sistemin gelişebilmesi ise kadın özgürlüğü çalışmaları ile tam yerini bulur. En radikal demokrasi; kadınların içinde yer aldıkları ve özgürleştikleri zamanlar ve mekânlar içinde olur. Kadınların öz yönetim çalışmalarına kendi rengi, dili ve iradesi ile katılımları demokrasinin kalıcılığının ifadesidir. Kadınlar Rojava ve Bakurê Kürdistanê’de hem öz yönetimlerin oluşturulmasında, hem de savunulmasında öncülük temelinde bir rol ve misyon üstlendiler.

Kadınlar kendi yaşamını örüyor

mrd-20-09-15-nusaybin-baris-zinciri-konusmalar2-2Öz yönetimlerin güçlü geliştirilmesi, kadınların başta politik alana girmeleri olmak üzere tüm işlere kadın özgürlükçü paradigma temelinde katılması ile mümkün olabilir. Kadın yaşamın her boyutunda yapılan tartışmalara güçlü katılarak, kararlaşmasında aktif rol oynayarak demokratik ulusun oluşturulmasında en temel güç olarak rolünü oynayacaktır. Demokratik ulusun oluşturulması kadın çalışmalarının ve yaşama kadın katılımının özgürlük zihniyeti temelinde gerçekleşmesi ile mümkün olacaktır. Kürt kadınları, bugün kendisini “dünyanın en gelişkin” olarak gösteren ülkelerinin kadınlarından daha fazla bir katılım göstermektedirler. Kürt kadınındaki politikleşme, siyasallaşma, öz savunmada yetkinleşme ve çok güçlü bir şekilde örgütlenme ve eylemselleşme  düzeyi bariz  olarak görülmektedir. Bu açılardan bakıldığında mevcut AKP hükümetinin kadın düşmanlığı da en az Kürt düşmanlığı kadar anlaşılmaktadır. Kadının ve Kürt’ün örgütlenmesi ve özgürleşmesi, TC devletinin ve AKP hükümetinin temelden çatırdamasına neden olmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’deki faşist rejim yıkılmaktan kendini kurtaramayacaktır. Demokratik ulus içeresinde kadınlar, halklar, farklı inanç gurupları tüm ezilenler kendi renkleri ve örgütlenmeleri ile özgürce yaşayacaklardır.

Bu bizim yaşamımız
biz karar vereceğiz

Ataerkil ideolojinin sürekli propagandasını yapan AKP, kadını sadece aile çerçevesinde ele alan bir zihniyete sahiptir. Onların anlayışına göre kadın eve kapanmalı ve sürekli çocuk doğurmalı, ‘erkeğine’ hizmet etmelidir. AKP’ye dayalı yaşam anlayışında kadına yer yoktur, kadın yaşamın dışındadır, varlığı siliktir, iradesi eziktir, söz ve düşünce hakkı yoktur. İşte bu yönüyle de kadınların öz yönetimlere güçlü katılması AKP’nin kadınlara karşı bu ideolojik savaşını alt etme mücadelesidir. Komün ve meclisleri oluşturmak, kadın sistemini aşağıdan yukarıya her alanda yapılandırmak; kadınların kendi yaşamları hakkında her türlü kararı kendilerinin almasını da beraberinde getirmektedir.  Böylelikle yaşam her boyutuyla kadın özgürlüğü temelinde yeniden anlam bulabilir. Bu ise ulus-devlet zihniyetinin en ölümcül darbeyi alması anlamına gelecektir.