Anlam biriktirme zamanı

- Zerya GÜL
344 görüntüleme

İnsan yaşamına yön veren, anlam arayışıdır. Anlamın olmadığı yerde yaşam gücü, yaşamın olmadığı yerde anlam gücü zayıf demektir. Anlam arayışı ve anlamak, birbiriyle ikiz kardeş gibidir. Anlam arayışı içinde olan insan, anlamanın sırrına eren, duygu ve düşünce dünyasında yücelen, yücelten bir ayrıcalık taşır. Spinoza’nın ‘Anlamak özgürlüktür’ vecizesi, doğa-yaşam-insan-toplum  diyalektiğinin temeline dinamit koyarak sistemleşen kapitalist modernitenin tuzaklarına meydan okuyan insanın yol haritası gibidir. Yaşamın felsefesini, insanın felsefesiz olamayacağını, yaşayamayacağını anlatır. Özgürlüğün büyük felsefi yoğunlaşma ve mücadele gerektirdiğini anlatır. İnsanın duygu ve düşünce dünyasına ket vuran yıkılmaz, sarsılmaz ve aşılmaz dogmaların sorgulanması, sarsılması ve aşılmasına kapı aralayan zamanların bu büyüleyici tespiti, günümüz insanının en çok ihtiyacı olan gerçeğe işaret etmektedir.

Anlam gücü

Anlamsız, felsefesiz, sevgisiz, aşksız, zamansız ve mekansız kılma operasyonlarına karşı; anlam, felsefe, sevgi, aşk zamanlarının büyük yurtseverliğine ulaşmak, zaman ve mekanı buluşturmak kadar, aşmayı da içeren bir öze sahiptir. Duygudan kopmuş analitik erkek aklının doğa-insan-kadın-yaşam-toplum operasyonlarına karşı, anlamlı yaşam-insan-toplum gerçeğine ulaşmak, tarihsel bilinci, bu bilince denk düşünsel-yaşamsal-eylemsel donanımı gerekli kılmaktadır. Büyük yurtseverlik bilinci, büyük düşünmeye, yaşamaya ve kendini aşan insan eylemine ulaşmaya yol açar. Anlam gücüne ulaştıkça kendini aşan, yeniden yaratan ve yaşama anlam katan insan özünü açığa çıkarır.

Modernitenin tarihsiz, toplumsuz, topraksız, duygusuz, düşüncesiz kılma operasyonlarının, büyük insansızlaştırma, anlamsızlaştırma, yaşamsızlaştırma anlamına geldiğini bilmek ve buna karşı anlam biriktirme mücadelesini geliştirmek, hiçbir dönemde olmadığı kadar önem kazanmış bulunuyor.

Köksüzleştirme operasyonları

Büyük savaşlar, insan, doğa, yaşam katliamları, yakıp yıkmalar, mekansızlaştırma, tarihsizleştirme, büyük köksüzleştirme operasyonları olarak algılanmak, anlaşılmak ve büyük yurtseverlik bilinciyle köklerine, gerçeğine sarılmak zamanıdır. Toprağından, tarihinden, kültüründen ve yaşam kaynağı emek değerlerinden koparmanın, büyük sürgünlere, boşluklara, kaybediş ve anlam yitimine dönük olduğunu bilmek ve karşı durmak gerekiyor. Zorla, katliamla yerinden, yurdundan edilen insanın dünyanın hangi ucundan çıkacağı bilinmiyor. Bir ucu bir katliam biçimine dönüşen, insan yutan kaçak deniz yolculukları, bir ucu vize uygulamalarını kaldırarak kaçışı teşvik eden ikiyüzlü devletli sistem gerçeği, aynı gerçeklik.

Tehcir ve tecrit operasyonları bütün zamanlardan daha etkili bir silah olarak insanlığa doğrultulmuş durumda. Kürdistan’dan Ortadoğu’ya, Asya’ya, Afrika’ya uzanan ve kadim kültürleri, toplumları ve toprakları talan ve ele geçirme özel savaşının özel yönelimleri olarak devam ediyor. Köklerini, doğasını korumak isteyen, özgürlük umudu ve inancını yaşamsal güce dönüştürme mücadelesi içinde kendini yeniden anlamlandıran insan ve toplumlara yönelim, en faşizan uygulamalara dönüşmüş durumda.

Küresel faşizm, küresel uzlaşma içinde anlamsızlaştırma, hiçleştirme, köksüzleştirme ve en büyük insansızlaştırma saldırısını büyük silah tüccarlarının devletleşen kar ve çıkarlarını korumanın olağan siyaseti olarak kabul ettirmek istemektedir. Bu siyasetin bir yanı; savaşları, insan katliamlarını, sürgünlerini normalleştirme iken, diğer yanı, bütün bu saldırılara sessiz, görmeyen-duymayan-bilmeyen büyük çoğunluğu normalleştirmedir. Büyük çoğunluğu normalleştirme operasyonları, faşizmin 3 S’sini aşmış, ahlaki ve moral çöküntünün derinliğinde insansızlaştırma, değersizleştirmenin bütün saldırılarına açık hale getirilmiş, savunmasız birey-toplum gerçeğini yaratmıştır.

İnsan kalmakta ısrar

Esas tehlike, büyük sessiz çoğunlukla ilgilidir ve bu alışılmışlığı-alıştırılmışlığı aşmanın, aştırmanın kendine getirmenin yol ve yöntemlerini bulmak zorundayız. Teknolojinin bu düzeyde geliştiği, dünyanın, evrenin bir ucundaki gelişmenin anında tüm insanlığa ulaştığı bir dönemde, duymamak-görmemek-bilmemek normalleştirilemez. İnsan olmanın, insan kalmanın temel özelliği olan anlam dünyasını oluşturma, özgürlük değerleriyle buluşturmanın zor, ama iradeleştiren, güç veren, canlı-dinamik kılan, yaşam enerjisiyle, düşünce-ruh uyumu ve güzelliğiyle buluşturan özüne sahip çıkma zorunluluğumuz var. Yoksa tüketim kültürünün girdabında, tek tek yutulma durumundan kurtulmak mümkün olmaz. Bireyciliğin, mülkiyetçiliğin sınırsız teşviki üzerine kurulu modernite toplumu, yaşamı ve tuzaklarına karşı, toplumsal geleneğe, kültüre, ahlaka ilgiyi geliştirmek, anlamlı yaşam arayışının önemli bir adımını oluşturur.

Anlam, etik ve estetikten beslenir. Etik ve estetik, insan yaşamının ve toplumsallığının sonsuz, sınırsız yaratıcılığını, anlam gücünü ifade eder. Moral değerleri, maneviyatı güçlü, toplumsallıktan beslenen insan ve toplumu anlatır. Toplumsal değerlere yönelen bütün saldırılara karşı, kendini korumanın öz savunma bilincini, varlığına ve özgürlük değerlerine sahip çıkmanın radikal mücadeleci kişiliğini gerektirir. Anlamlı yaşam, böyle bir mücadele içinde gelişir. Saldırının büyüklüğü ve derinliği, mücadelenin ve anlam biriktirmenin aciliyetini gösterir. Bu zamanı kaçırmamak, insan olmakta ve insan kalmakta ısrarın bir gereğidir.