Erkek aklının yarattığı hafıza: AKP kurtarıcıdır!

- Ruken Aras
223 görüntüleme

Bakur’da ve Türkiye’de hızla artış gösteren kadın cinayetlerini ve bu cinayetleri doğal gören zihniyetin, toplumsal hafızada nasıl inşa edildiğini artık daha çıplak görebiliyoruz. Sorunun kökeni olan devlet, sorunun sayısal verilerini kutsal mekanları olan adliye saraylarında, karakollarında ve resmi kuruluşlarında tutmaktadır.

AKP hükümeti döneminde kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığını birkaç yıl önce kendi bakanları ağzından kaçırmıştı. Kadın cinayetlerindeki artışı ve yaratılan toplumsal hafızadaki kodlamaları görmek için Erdoğan’ı incelemek gerekebilir. Erdoğan bir birey değil, tam da bir zihniyetin; erkek egemen zihniyetin baş temsilcisidir.

Erdoğan 13 yıl önce, Türkiye gündeminde vazgeçilmez kurtarıcı olarak işlenmeye başladı. AKP ilk iktidara geldiğinde halkın büyük çoğunluğu yılların verdiği darbe sonrası yorgunlukla, yoksulluğun içinde pençeleşmeyle, savaşın acılarıyla yeni bir umut içine girdi. Medya sürekli onu işliyordu. Tek adam vardı ve bu tek adam her şeyi çözme gücünü kendinde görendi. Yeni bir toplum inşa edecekti bu adam… Ama bazı konular vardı ki birden hafızalara giremezdi. Kürt düşmanlığını yapmak kolaydı, çünkü yıllardır devlet politikası bu konuda zaten ilerleme sağlamıştı. Ama laiklik, ama çevre talanı, ama kadın düşmanlığı adım adım işleye işleye yapılmalıydı. Nitekim öyle de oldu. Kendi tabanındaki oy oranı kemikleştikçe, yavaş yavaş söylemler cılız da olsa gelişmeye başladı. Ortaya zarf atıyordu aslında AKP hükümeti. Asıl büyük planı olan kadın kimliğini tamamen alaşağı etmenin ne zaman gerçekleşebileceğini, toplumun buna ne zaman hazır olacağını hesaplıyordu. Başta Kürdistan olmak üzere her sokakta kuran kursları açmaya başladı. Zaten Cemaatle bu konuda oldukça anlaşıyorlardı. Eğitim sisteminde toplumsal cinsiyet rolleri kitaplarda ve uygulamalarda yavaş yavaş hayata geçirildi. Medyada klasik kadın rollerini işleyen diziler, evlilik programları artmaya başladı. Bu dizilerde “iyi kadın-kötü kadın” üzerinden kadın tanımları toplumsal hafızaya işleniyordu. Ya iyi kadın vardır o da :anne, eş ve sevgilidir; ya da kötü kadın vardır: aldatan, dedikodu yapan, ev bark sahibi olmayan…

Erdoğan ve bürokratları kendilerinden emin olmaya başladıklarında artık daha rahat konuşacaklar, daha rahat yasalar çıkaracaklar ve daha rahat feministleri, kadın kurumlarını alt edeceklerini düşüneceklerdi.

Biraz hafıza tazeleyelim:

Kürt sorununun çözümü için Laz erkeklerin Kürdistan’dan ikinci eş almasını öneren Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı…

Ramazan ayında katıldığı bir programda “Hamile kadının sokakta gezmesi estetik değil” diyen Ömer Tuğrul İnançer…

“Dekolte giyen kadının tecavüzle karşılaşması sürpriz değil” açıklaması yapan Prof. Dr. Orhan Çeker …

6 yaşındaki bir kız çocuğunun 25 yaşındaki erkekle evlenebileceğini söyleyen, ilahiyatçı-yazar Nureddin Yıldız…

Kadınlardan önce 3 çocuk, sonra da 5 çocuk isteyen,

“Bu sabah bakıyorum bir televizyon kanalında Ankara’da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem ”diyen,

Üniversite öğrencileri için: “Kızlı erkekli evlerde neler yapıyorlar belli değil” diye açıklama yapan başbakan…

Kadınla erkek elbette eşit değildir, fıtratlarında yok diyen cumhurbaşkanı…

En son “annelik kadının kariyeridir ”sözüyle sağlık bakanı Müezzinoğlu

Ve daha sayamayacağımız kadar şimdilik “ söylem” düzeyinde kalan ama cinayetlere onay veren açıklamalar…

Ve her gün basına öldürülme gerekçeleriyle düşen katledilen kadınların sayıları;taciz ve tecavüzlerin yeri, zamanı, şekli; çocuk yaşta evlendirmeler, intiharlar, kamyon kasalarında ölen mevsimlik işçisi kadınlar…

Peki, kadın katliamlarının sıradanlaştırıldığı bu süreç nasıl bu kadar kolay meşrulaştı ve nasıl oldu da tepkiler yok denecek kadar azdı. Bu toplumsal hafıza AKP ile mi başlamıştı yoksa önceki hafızaların toplamı mıydı? Bu sessizlik, bu gerekçelendirmeler kaynağını nereden alıyordu…

Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer hükümetlerinin devamı olan  AKP de tıpkı Zigurratın tepesindeki başrahipler gibi toplumsal şekillenişi belirlerken önce toplumu neyin etkileyeceğini bulmaya  çalışıyor. Toplumu dizayn etme yollarından biri olan şiddeti ve diğeri olan iknayı hayata geçirebilmek için mekanizmalar  oluşturuyor ve bunları kutsallaştırıyor. Zaten milliyetçilik onun cebindeki sağlam malzeme… Bir de bilimsel olarak zihinleri işgal etmek var. Onu da düşünme yeteneğini azaltarak ya da meşguliyetleri arttırarak başarıyor.

AKP’nin en çok kullandığı yöntem kendisi dışındaki herkesi ahlaksız, vatan haini, dinsiz, bilgisiz ilan etmektir. Toplumu sürekli yarıştıran, rekabete zorlayan, bekleyen noktada tutmayı deniyor. Bu zihniyet şekillenişlerini kabul etmeyenleri ise yine aynı mekanizmalarla, eğitimle, dinle, medyayla toplum nezdinde düşürmeye çalışıyor. Boşuna değildir Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı, özgür kadın düşmanlığı, anarşistlere olan öfkesi, ekolojistlere olan tepkisi. Çünkü onlar toplumsal hafızanın oluşumunda hep AKP politikalarının önünde engel olmaktadır. İşbirlikçi Kürt yaratacaklardı ama Kürt Özgürlük Hareketi  tüm politikalarını  boşa çıkarıyor. Evine bağlı, sadık eş, uslu anne kadın yaratacaklardı ama kadın hareketleri her daim peşlerinde, ne güzel bir gecede İstanbul’u talan edip her yere saray yapacaklar ama çevreciler yerinde durmayabilir.

İnsanın toplumsal zihniyeti kendi deneyimlerine, kültürüne, tarihine bakış açısıyla şekilleniyor. Bağımlılığın, ezen- ezilen ilişkisinin, ötekileştirmenin olduğu her zaman ve mekanda bireylerin özgür düşünce yetenekleri köreliyor ve başkaları onlar adına düşünüyor, karar veriyor. Yöntem ve hakikat konusunda hiçbir felsefik açılım yapmayan bir yönetimin tek dayanağı kendisine sonuna kadar güvenen tabanıdır.

Ancak toplumsal zihniyetin inşa edildiğini düşündüğümüzde bu zihniyetin ne kadar esnek bir yapısı olduğunu da görüyoruz. Bir gün gelip de  o tabanın, “acaba”lara başlamayacağını kimse iddia edemez. Bir gün gelir, bir kıvılcım, bir kelebeğin çırpınışı, bir Gezi direnişi, bir Arin Mirxan’ın şehadeti sorgulamaları gün yüzüne çıkarır. Bilmeler, bilme biçimleri sorgulanmaya başlar, bilmelerin kaynağı araştırılır. Toplumsal hafızaya kazınan yalanlar gün yüzüne çıktığında bugünkü Kürt halkının direnişi gibi direnişler gerçekleşir. Ve hatta geç kalmışlığın öfkesiyle daha evrensel direnişler…

Yok edilerek toplumsal hafızalara kazınmak istenen kadın gerçekliğini tekrar açığa çıkarmak için kendi aklımızla düşünmenin zamanı… Kadın kırımlarını toplumsal hafızada diri tutmak kadar kendi tarihimizi yeniden kendi ellerimizle yazmak… Kadının kendi hafızasını  yaratmak ama erkek aklını reddederek.