Kadınlara oy hakkı mücadelesinin şehidi: Emily Davison

- Fidan YILDIRIM
323 görüntüleme

20. yüzyılın başlarında Büyük Britanya’da kadınlara oy hakkı için mücadele eden ve açlık grevini bir direnme biçimi olarak sıklıkla kullanan Emily Wilding Davison aynı zamanda da davası uğruna ölümü göğüsleyen ilk süfrajet; yani kadınlara oy hakkı aktivistiydi. Amaçlarına ulaşmak için gerçekleştirdiği eylemler sırasında on kez tutuklanıp, bu tutuklulukların yedisinde açlık grevine giren ve son derece tahripkar olan zorla besleme işkencesine kırk dokuz kez maruz kalan Davison yaşamı ve şahadetiyle süfrajetlerin mücadelesinde ayırt edici bir yere sahiptir. Kararlı bir süfrajet olmanın yanı sıra sosyalizme de inanan ve 1 Mayıs gösterilerinin müdavimlerinden olan Davison, kadınlara oy hakkı mücadelesinde sosyalizmin moral ve politik bir güç kaynağı olduğuna inanıyordu.

11 Ekim 1872’de Londra’nın güneydoğusundaki Greenwich’de orta sınıftan bir ailede doğan Emily Davison’un babası emekli bir tüccar olan Charles Davison, annesi ise Margaret Caisley’di. Ailesinin dört çocuğundan üçüncüsü olan Emily’nin bir kız kardeşi daha altı yaşında iken difteriden yaşamını yitirmişti. Emily henüz bebekken ailesi Sawbridgeworth-Hertfordshire’a taşındı. 11 yaşına kadar evde eğitim gören Emily, ailesinin tekrar Londra’ya taşınmasından sonra bir gündüz okuluna devam etti, Dunkirk Fransa’da bir yıl eğitim gördü, on üç yaşında iken de Kensington Lisesi’ne girdi. 1891’de Royal Holloway College’de Edebiyat okumak için bir burs kazandı ancak 1893’de babasının ölmesi ve annesinin de okul masraflarını karşılayamaması nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 

“En cesur ve gözü kara militanlardan biri”

Suffragette Emily Davison throwing herself under the King George V’s horse Anmer at the Epsom Derby.

Okulu bıraktıktan sonra, gündüzleri özel öğretmenlik yapan Davison, geceleri de ders çalışmaya devam etti. Biriktirdiği parayla Oxford’daki St. Hugh’s College’de bir dönem eğitim alma ve final sınavlarını verme olanağı buldu. Ancak İngilizce’de birinci dereceden onur öğrencisi olmayı başarmış olmasına karşılık diğer bölümler kadınlara kapalı olduğu için mezun olamadı. 1895-1896 yılları arasında Edgbaston’da bir kilise okulunda kısa bir dönem çalıştıktan sonra Worthing’de bir özel okulda eğitmenlik yaptı. Daha sonra Northamptonshire’a taşınıp bir ailenin çocuklarına öğretmenlik ve dadılık yaptı. 1902’de Londra Üniversitesi’ne kaydını yaptırıp 1908’de 3. derece onur öğrencisi olarak mezun oldu.

Emily Davison 1906 yılı Kasım’ında Women’s Social and Political Union-WSPU (Kadınların Sosyal ve Politik Birliği) saflarına katıldı. WSPU; 1903 yılında, kadınlara oy hakkı mücadelesinin sonuç alabilmesi için radikal eylemler yapılması gerektiğine inanan Emmeline Pankhurst tarafından kurulmuş bir örgütlenmeydi. Davison, 1908-1909 yılları arasında öğretmenliği bırakıp tüm zamanını WSPU’nun aktivitelerine vermeye başladı. Birliğin eylemlerine aktifçe katılarak her geçen gün daha da militanlaştı. Giderek örgütün bir yöneticisi ve gösterilerin düzenini sağlayan sorumlulardan biri konumuna geldi. Birliğin üyelerinden ve Emmeline Pankhurst’ın kızı olan Sylvia Pankhurst onu, “en cesur ve gözü kara militanlardan biri” olarak tanımlıyordu.

Davison ilk kez 1909 yılının Mart ayında tutuklandı. 21 kişilik bir kadın grubu ile, İngiltere Başbakanı’nı görmek ve kadınlara oy hakkı talebini dile getirmek üzere yürüyorlardı ancak polis engeli ile karşılaştılar. Davison; “polise görevi başında hakaret etmek” suçlamasıyla gözaltına alındı. Bir ay hapis cezasına çarptırıldı. Salıverildiğinde, WSPU’nun yayın organı ‘Votes for Women’ (Kadınlara Oy) için yazdığı yazıda şöyle diyordu: “Davaların bu en kutsalındaki sıradan çalışmam sayesinde daha önce asla deneyimlemediğim dolulukta bir iş ve yaşama ilgi sahibi oldum.”

Zorlu bir yaşam mücadelesi 

Temmuz 1909’da Davison, mücadele arkadaşları Mary Leigh ve Alice Paul ile birlikte, İngiltere Hazine Bakanı’nın kadınlara kapalı bir halk toplantısını kesintiye uğratmaktan tutuklanıp iki ay hapse mahkum edildi ve açlık grevine girdiği için beş buçuk gün sonra salıverildi. Bu kısa sürede dokuz buçuk kilo kaybetmiş ve zayıf düşmüştü. Aynı yılın eylül ayında, bu sefer de 1909 yılı bütçesini protesto için düzenlenen ve yalnızca erkeklerin katılabildiği politik bir toplantı sırasında, taşlayarak camları kırıp bu ayrımcılığı protesto ettiği için, iki ay cezaya çarptırılıp tutuklandı ve açlık grevine girdi; iki buçuk gün sonra salıverildi. The Manchester Guardian gazetesine yazdığı makalede eylemini savundu ve “kabine üyelerinin (bakanların) toplantılarına katılacak olanların gelecekte kişisel risk altında bulunacaklarına dair bir uyarı” şeklinde değerlendirdi. Halkın geniş bir kesimine kapalı olan halk toplantılarını protesto etmenin haklı olduğunu da ekledi. 1909 yılı eylül başında başbakanın arabasına taş atmaya hazırlanırken bir kez daha göz altına alındı ama tutuklanmadı. Mahkemede, amaçlarına ilişkin yaptığı konuşmanın bazı bölümleri basında yer aldı. İki hafta sonra bir politik gösteride başbakanı yeniden taşladı ve tutuklanıp bir hafta ağır çalışma cezasına çarptırıldı. Buna cevap olarak açlık grevine başladı. Ne var ki, hükümet açlık grevlerinde tutukluyu zorla beslemeye izin vermişti. Son derece acı verici, hatta hayatı riske atıcı bu zor kullanarak grevciyi besleme işkencesi ile ilgili olarak Davison; “Yaşamım boyunca dehşetiyle aklımdan hiç çıkmayacaktı ve neredeyse tanımlanamazdı. İşkence barbarcaydı.” ifadelerini kullanmıştı. Zorla beslemenin ilk uygulamasından sonra Davison aynı uygulamaya maruz kalmamak için, hapishane görevlilerinin girişini önleyecek biçimde hücresinin kapısına ranzası ve bir tabure ile barikat kurdu. Hücre penceresinin camını kıran görevliler bir yandan yangın hortumunu kullanarak Davison’un üzerine on beş dakika boyunca su sıkarken diğer yandan da kapıyı zorlayarak açmaya çalıştılar. Kapıyı açtıklarında hücrede biriken su epeyce yükselmiş bulunuyordu. Cezaevi hastanesine kaldırılan Davison sıcak su şişeleriyle ısıtıldı ve zorla besleme işkencesine tabi tutuldu. Sekiz gün sonra da salıverildi. İşçi Partisi’nin bir milletvekili, Davison’un maruz kaldığı işkenceyi Avam Kamarası’nın gündemine taşıdı. Davison hapishane yetkililerini hortum işkencesi nedeniyle mahkemeye verdi ve Ocak 1910’da kırk şilin tutarında tazminata mahkum etti.

Süfrajetler ‘Black Friday’ olarak adlandırıldı

Nisan 1910’da, Başbakan’a ulaşmak ve kadınlara oy hakkını sormak için ziyaretçiler ile birlikte Başbakanlık Binası’na giriş yapan Davison, ısıtma sistemi içine gizlendi ve geceyi orada geçirdi, sonradan su bulmak amacıyla yerinden çıkınca bir polise yakalandı. Ne var ki, polis şikayetçi olmadı. Aynı ayda WSPU yöneticilerinden biri oldu ve örgütün gazetesi ‘Votes for Women’da yazmaya başladı.

1910 yılı başlarında bir grup parlamenter, sorunu yatıştırmak amacıyla bir yasa tasarısı geliştirdi. Tasarı, bir milyon kadına, mülkiyet sahibi olmak şartıyla oy verme hakkı tanımayı öngörüyordu. Tasarının tartışıldığı dönemde WSPU geçici olarak eylemlerini durdurma kararı aldı. Ancak, iktidar partisinin tasarının parlamentoda görüşülmesi sözünden dönmesi nedeniyle, Kasım ayında bu girişim boşa çıktı. 300 kadar kadından oluşan bir WSPU delegasyonu bir dilekçe ile Başbakan’ın huzuruna çıkma girişiminde bulundu ancak polisin cinsel saldırıyı da içeren çok sert müdahalesi ile karşılaştı. Bu günü süfrajetler ‘Black Friday’ (Kara Cuma) olarak adlandırdılar. Emily Davison, tutuklanan 122 kişi arasında yer almıyordu ancak saldırıdan dolayı büyük bir öfke içindeydi. Saldırının ertesi günü parlamentodaki Kraliyet Yargı Kurumu’nun birçok penceresini kırdı. Tutuklanıp bir ay hapse mahkum edildi. Açlık grevine başvurdu ve sekiz gün sonra bırakılmadan önce yine zorla besleme işkencesine maruz kaldı. 

2 Nisan 1911 nüfus sayımında, sufrajetlerin ülke kayıtlarına geçmeme eyleminin bir parçası olarak Davison, Başbakanlık Konutu’nun kilisesine geceden saklandı. Bir temizlikçinin onu görmesi ile tutuklandı ancak ceza almadı. Nüfus sayımına orada kaydedildi fakat ev sahibi de onu kaydettirmiş olduğu için iki kez sayılmış oldu.

Cezaevi sürecindeki mücadele 

Emily Davison süfrajetlerin şiddet içermeyen propaganda çalışmaları kapsamında, 1909-1911 yılları arasında birçok gazeteye, WSPU’nun amacını anlatan mektuplar yazdı. The Manchester Guardian’da on iki mektubu yayınlandı. 1911-1913 yıllarında mektup yazma kampanyası kapsamında elliden fazla gazeteye iki yüz kadar mektup yazdı. Yirmi altısı The Sunday Times’da olmak üzere mektuplarının birçoğu yayınlandı. Bu da kadınlara oy hakkı mücadelesinin daha geniş çevrelerce anlaşılması ve desteğin artmasına katkıda bulundu.

Davison mücadelesinin yeni bir taktiği olarak, 1911’den itibaren posta kutularını ateşe vermeye başladı. Parlamentoya ait posta kutusunu ateşe verdiğinde yakalanıp altı ay hapse mahkum edildi. Açlık grevine girmemiş olduğu halde cezaevi yetkilileri yeterince beslenmediği gerekçesiyle 29 Şubat-7 Mart 1912 arası zorla besleme uygulamasına başvurdular. Haziran ayında o ve diğer tutuklu süfrajetler hücrelerinde barikat kurup açlık grevine başladılar. Yetkililer kapıları kırıp onları zorla besleme işkencesini uyguladılar. Davison, ‘umutsuz bir protesto’ olarak nitelediği bir eylemle, “Büyük bir trajedi belki başka birçoğunu korur” diye düşünerek, bu gizli işkenceyi protesto etmek için kendisini cezaevinin iç balkonundan aşağı attı. İki omurgasında çatlaklık ve başından ciddi bir yaralanmayla kurtuldu ancak çok geçmeden, yaralarına rağmen tekrar zorla besleme işkencesine maruz bırakılıp cezası bitmeden on gün önce salıverildi. Bir gazeteye eylemin amacına dair yazdığı yazıda, ancak bir insanın kendisini kurban etmesiyle ulusun, kadınların maruz kaldıkları korkunç işkencenin farkına varabileceğini hissettiğini yazmıştı. Eğer ölmeyi başarabilseydi zorla besleme işkencesinin uygulanmaya devam etmeyeceğini eklemişti. 

Davison’un bireysel insiyatifi ile yaptığı radikal eylemler, örneğin posta kutularını ateşe vermek, WSPU tarafından eleştirildi. Kasım 1912’de son kez tutuklanan Davison, dört günlük açlık grevi ardından salıverildi. Açlık grevine girişi yedinci, zorla besleme işkencesine maruz kalışı kırk dokuzuncu seferi bulmuştu.

Kadınlara oy hakkı mücadelesinin şehidi

4 Haziran 1913’de Emily Davison, WSPU ofisinden örgütün pembe, beyaz ve yeşil renklerinden yapılmış iki flamayı alarak geleneksel at yarışlarının yapıldığı Epsom’a gitti. Yarış başladıktan bir süre sonra seyircilerle yarış pistini ayıran güvenlik şeridini aşarak piste daldı ve Kral V. George’un atının önüne çıktı. Amacı; süfrajetlerin flamalarından birini ata yapıştırmak ve dikkatleri kadınlara oy hakkı mücadelesine çekmekti. Büyük bir hızla gelen atın çarpmasıyla yere düştü, bilincini kaybetti. Yarışı çekmekte olan üç kamera olayı saniye, saniye kaydetti. Hastaneye kaldırılan Davison bilinci açılmadan, kafatasındaki kırıktan dolayı 8 Haziran 1913’de yaşamını yitirdi. Davison’un eylemi geleneksel basında olumsuz tanımlamalarla yer alırken WSPU onu şehit ilan etti ve ’20. yüzyılda hala fikirleri için yaşamlarını ortaya koyabilecek insanların varlığını gösterdiğini’ belirtti.

14 Haziran 1913’de Davison’un naaşı Londra’ya getirildi. Sufrajetlerin beyaz ve pembe renklerine bürünmüş beş bin kadın ile onları destekleyen yüzlerce erkek görkemli bir geçit töreni düzenlediler. Cenazenin geçtiği güzergah boyunca elli bin insan sıralanmış, töreni izliyordu. Davison’un cenaze töreni süfrajetlerin en büyük gösterisine dönüşmüştü. Davison’un naaşı daha sonra trenle Newcastle upon Tyne’e gönderildi, trenin geçtiği her durakta birikmiş insanlar bekliyordu. Ertesi gün  binlerce kişinin izlediği son bir tören yapıldı ve Davison toprağa verildi. Mezartaşına WSPU’nun sloganı yazıldı: “Laf değil, eylem!”

Emily Davison anısına operalar, şarkılar yazılmış; mücadelesi tiyatro oyunları ve filmlere konu edilmiş; Epsom yarış pisti de dahil bazı yerlere plaketler asılmış; Londra Üniversitesi kütüphanesine adı verilmiş, feminist Millicent Fawcent’in heykelinin kaidesi üzerine diğer elli sekiz süfrajetin yanısıra Davison’un ismi ve resmi de yerleştirilmiştir. Londra Ekonomi Okulu’ndaki Kadın Kütüphanesi onunla ilgili belgeler ile kendi kişisel belgelerini bünyesinde toplamıştır. Ölümü üzerindeki tüm spekülasyonlara rağmen Davison, kadınlara oy hakkı mücadelesinin şehidi olarak tarihte onurlu bir yer almıştır.