Leyla Bedirxan’ın hayatı sahneye taşınıyor

- Türkan ARSLAN
350 görüntüleme

LEYLAİnsanlığın yürüyüşü, çok çeşitli evreler yaşayarak günümüze gelmiş uzun soluklu bir mücadele hattından oluşuyor. Leyla Bedirxan da insanlığın bu yürüyüşüne adını yazdıran isimlerdendir. O, sanatı kadar ülkesi ve kimliğiyle kendisinden söz ettiren bir Kürt kadını.

Leyla Bedirxan, kimliğine ve ülkesine bağlıdır. Kök ağacının farkındadır. Kürt davasını dünyaya duyurmak istemiştir. Gerektiğinde bu kimliğini ön plana çıkarmıştır. “Alabildiğine anlamlı bir duruş” diye tanımlıyor onu Mezopotamya Dans Grubu üyesi Yeşim Coşkun ve şöyle devam ediyor: “Leyla Bedirxan kendi dönemine göre hem bir kadın, hem de bir Kürt olarak kimlik mücadelesi veriyor. Kendisine ‘Arap Prenses, Fars Prenses’ denmesine ‘Hayır ben Kürdüm’ diyerek karşılık veriyor.”

Leyla Bedirxan sanata olan düşkünlüğü sağlam adımlarla ilerler. Kısa bir süre sonra sanatıyla birçok Avrupa ülkesinde kendisinden söz ettirir. Avrupa’nın önemli gazeteleri Figaro, New York Times, O’nun makalelerine yer verir ve sanat eleştirmeleri ondan övgü ile söz ederler. Fakat Leyla Bedirxan ait olduğu topraklarda aynı ilgiyi görmez. Kendi topraklarında erkek egemen zihniyetin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalır. Ancak tüm bunlar Leyla Bedirxan’a geri adım attırmaz.

Ülkesine olan sevdasını sanatıyla sergiler. Kürdistan, Leyla Bedirxan’ın gözü, yüreği ve umudu olmuştur.

Mezopotamya Dans adıyla faaliyet yürüten bir grup Kürdistanlı sanatçı ise bugünlerde Leyla Bedrixan temalı bir çalışmaya imza atıyor. Yaptıkları araştırma ve okumaların sonuçlarını sahneye taşıyan dansçılar, Leyla Bedirxan’ın büyülü dünyasını, kendine özgü dans figürlerini sahnede sergiliyorlar. Dansçılardan Yeşim Coşkun ile Leyla Bedirxan’ı ve dansı konuştuk.

YESIM COSKUN 2Leyla Bedirxan’ı bir başına anlatmak neden bu kadar önemli?

       

Mezapotamya Dans grubu olarak yıllık repertuar çalışmalarımıza grubun uzun tartışmaları sonucunda karar veriyoruz. Leyla Bedirxan’ın Kürt bir dansçı olmasının yanı sıra 2005’te Leyla Safiye’nin kaleme aldığı “Leyla” adlı kitabı vesile oldu. Repertuar seçimi için bir araya geldiğimizde birkaç arkadaşın ortak fikri olarak Leyla Bedirxan önerisine karar vermiş olduk.Ve eğer biyografik bir eser işleyeceksek neden bu dans etmiş ilk Kürt kadın dansçı Leyla Bedirxan olmasın dedik.

       


Dans gösteriniz Leyla Bedirxan’ı figürler yoluyla anlatıyor. Bir röportajınızda erkek dansçıların Leyla Bedirxan’ın yaşamındaki yakın erkekleri anlattığını belirtiyorsunuz. Bize bu erkekleri biraz anlatır mısınız?

Biz Leyla Bedirxan’ın hayatından yola çıkarak, O’nun yaşadıklarını anlatmaya çalıştık. O’nun yaşamından çıkartığımız sonuçları sahneye taşıdık.

Grubumuzdaki erkek dansçıların her biri Leyla Bedirxan’ın hayatındaki kişilerden birisini sembolize ediyor. Biri babasını, biri dans partnerini, bir diğeri ise duygusal bağ kurduğu eşini. Fakat tüm bunlara rağmen Leyla Bedirxan, kendi içindeki yalnızlığının içine kimseyi almamış biridir. Biliyorsunuz, Bedirxan ailesi bilinen bir ailedir. Kürt toplumu içerisinde öne çıkan bir aşirettir. Dolayısıyla sürekli olarak baskılara maruz kalmış ve Leyla Bedirxan’ın babasının da aralarında yer aldığı aile üyeleri sürgüne gönderilmiştir. Leyla Bedirxan 4 yaşındayken babası ve tüm ailesinden kopmak zorunda kalıyor. Bunların tümünü Leyla Bedirxan’ın yaşamında izler taşır ve dansına yansır. Figürler ise sahnede hayat buluyor, dansı izleyerek seyircinin yorumlamasını tercih ediyoruz.

Peki, Leyla Bedirxan adı sizin için özel olarak ne ifade ediyor?

Büyük zorluklarla tarihe ismini yazdırmayı başarmış bir kadın Leyla Bedirxan. Dünya’nın en önemli operalarından biri olan ‘La Scala’da saba melikesi Belkis’a ruh vermiştir. Kürtlerin tanınan YESIM COSKUNailelerinden Bedirxan ailesinin bir üyesidir. Bedirxan ailesinden Abdulrezzak Bedirxan’ın kızıdır. Türkiye, Mısır ve Avrupa kültürü ile büyüyen bu kadın yaşamına dansıyla tutunuyor. Kozmopolit bir ortamda büyümüş ve bu durumu olduğu gibi sanatına yansıtmıştır. Dansıyla insanları büyülemiştir. Avrupa’da 1930’lu yıllarda dansıyla kendisinde söz ettiren ilk Kürt kadınıdır. Uzakdoğu, Ortadoğu ve Avrupa’dan ilham alan Leyla Bedîrxan yaptığı bütün eserleri Kürtçe bir isim altında toplar. Beni en çok etkileyen şey ise ailesi ve yakın çevresinin
tepkisine rağmen dans etmekte ısrar etmesi ve bunun mücadelesini yürütmesidir. O’nun bir kadın olarak var olma savaşı, o dönemler için büyük bedeller anlamına geliyor ve tüm bunları göze alan bir sanatçı…

Yaşadığı dönem düşünüldüğünde Kürdistan’ı hiç görmemiş olan Leyla Bedirxan’ın, Kürt kimliğine vurgu yapmasına ilişkin neler belirtebilir siniz?

Alabildiğine anlamlı bir duruş. Leyla Bedirxan kendi dönemine göre hem bir kadın hem de bir Kürt olarak kimlik mücadelesi veriyor. Kendisine ‘Arap Prenses, Fars Prenses’ denmesine ‘Hayır ben Kürdüm’ diyerek karşılık veriyor.

Leyla Bedirxan sadece ilk Kürt kadın dansçı olarak değil, Kürt kimliği ile de ön plana çıkıyor. Avrupa’da, Mısır’da eğitim alıyor ve  hatta Hıdıvi’nin sarayında büyüyor. Avrupa’da dans ettiği dönemde hakkında çokça yazılıp çizilen, övgüyle bahsedilen bir sanatçı. Ve dönemin gazetelerinde ‘Arap, Fars’ gibi unvanlarla yer alıyor. Ama o ısrarla Kürt olduğunu vurguluyor. Büyük Bedirxan ailesinin bir ferdi olduğunun altını ısrarla çiziyor.

MEZOPOTAMYA DANSAidiyet toplumsal ahlakın bir parçasıdır, ve bu duygunun sorumluluğunu size sadece yaşadığınız toplum ve aileniz verebilir. Coğrafyalar kökenimizle, aramızdaki bağı etik olarak koparamaz. Leyla Bedirxan da anlayış olarak buna hiç bir zaman izin vermemiş. Hem kimliğine sahip çıkması hem de dansı seçmesi açısından bizim için büyük değere sahiptir.

      

Kürt sanatı adına “Mezopotamya Dans” ismiyle yürüttüğünüz çalışmalar Kürt halkı tarafından sempatiyle izleniyor. Çalışma takviminizle ilgili neler söyleyecek siniz?

Mezopotamya Dans’ı uzun soluklu bir maraton sürecinin ortalarında olmakla birlikte kendi seyircisini oluşturmuş ve çalışmalarına her dönem yeni bir tanesini ekleyerek seyirci karşısına çıkmaya devam ediyor. 2015 ile birlikte başlayan Almanya, Marsilya, İstanbul, Diyarbakır “Leyla” turne ve gösterimleri 2016’da seyirci ile buluşmaya devam edecek.