Minbic’in 3 yıllık özgürlük hayali

- Newaya Jin
210 görüntüleme

MANSET 2Minbic Kobanê’nin üç katı büyüklüğünde Kürt, Arap, Türkmen ve Çerkesler’in birlikte yaşadığı halklar mozaiği büyük bir kent. Aynı zamanda tarihten süre gelen önemli bir ticaret hattı. Bu nedenle konum itibariyle stratejik bir öneme sahip. Tarihten bugüne yani Suriye’de iç karışıklığın baş gösterdiği zamana değin birçok farklı gücün denetim girişimlerine tanıklık etmiş.

Kent son olarak üç yıl önce halkın büyük red ve direnişine rağmen barbar güruhu DAİŞ çetelerinin işgali altına girdi.

Sonrasında Minbic için çok şey değişti. Esaret kavramı genelde insanlar ve topluluklar için kullanılsa da eski ve yeni halini kıyaslayınca Minbic’i “esir” olarak tanımlıyorum. Çünkü tüm ticari merkezler gibi Minbic’deki karma, renkli, canlı kent yapısı, DAİŞ’in yasak ve katliamlarından sonra karanlığa mahkûm kılınmış. Bu durum ancak esaret olarak tanımlanabilir.

Minbic’i uzaktan ilk gördüğümde kulaklarıma bir kentin yardım çığlıkları geldi. “Hiç gelmeyeceksiniz sanmıştık” sözlerini unutamıyorum. Hamlenin ilk gününde Halule köyünde DAİŞ çetelerinin olduğu yönden Meclis savaşçılarının olduğu tarafa koşarak gelen yaşlı bir kadına Ebu Leyla kendi eliyle su verirken, kadının ona dönerek şöyle dediğini duydum: “Kimsesizdik, artık umudumuz kalmamıştı.”

Kara çarşaflı, kara yazgılı kadınlar…3

Bu duyguya çok tanıklık ettim, birçok Minbicli bu sözleri dile getiriyordu. Çünkü onların kurtuluşu ölümü bekleyen esirlerin mucize eseri kurtuluşlarına benziyordu. An’da hep ölüm olunca yaşamın ölümden ibaret olduğuna inanmışlardı. Böyle bir kurtuluş onlara mucize geliyordu.

Kadınlara giydirilen kara çarşaflar, kadınların kara yazgılarına dönüştürülmüştü.

Bir de çocuklar… Oyun bilmeyen çocuk olur mu hiç! Oyuncakla hiç tanışmayanlar, gözünü açar açmaz yasaklara doğanlar, erken yaşta kefenle ya da duvakla ölümle buluşturulan çocuklar vardı Minbic’de.

Yakılan kadınların çığlıkları kulaklarında yankılanan çocuklar, kırbaç darbeleri altında bedenleri inleyen nice kadın…

Oğul ve kızlarının yarınını bilmeyen, yüreği korkuyla tutuşan anne ve babalar geleceğin belirsizliğine düşmüşlerdi. DAİŞ tarafından tutuklanan ve çocuklarından bir daha hiç haber alamayan, ağlamaktan gözleri kuruyan anneler vardı Minbic’de.

Özgürlüğün ve DAİŞ’siz bir yaşamın hikaye gibi çocuklara anlatıldığı bir coğrafyadan bahsediyorum.

“Nedir Minbic’in yaşadığı” diye sorarsanız, yanıtım “kara bir yüz” olur. DAİŞ çetelerinin hep kafa keserek halkı cezalandırdığı, yasaklarla beslenen o bildik kara yüz… İşte o kara yüz bütün korkunçluğu ile kabus gibi çökmüş Minbic’in üzerine. Kara bir bulut gibi dolanmış, güneşe ve maviliğe set çekmiş. Karanlıktan beslenmiş, kötülük büyüterek hüküm sürmüş. Kendisinden olmayanın ‘kafir’ sayıldığı, ve 7 ‘kafirin’ kafasını kesenin emir olduğu bu topraklarda yaşam soluksuz bırakılmış, yaşam can vermiş.

1DAİŞ’in kente ilk girişi esnasında birçok Minbicli güçlü bir direniş sergiliyor aslında. Fakat halk galip gelemeyince DAİŞ saltanatını katliamlar üzerinden kurmaya başlıyor. Sayısız ölüm var Minbic’de, ‘meçhul’e kurban gidenler, yaşayıp yaşamadığı bilinmeyenler…

Herşey DAİŞ için

Bir ticaret kenti olan Minbic’de DAİŞ öncesi halkın ekonomik geliri oldukça yüksekmiş. DAİŞ işgali ile birlikte yoksulluk baş göstermeye başlamış. Çünkü birçok şey yasaklanmış, vergiler arttırılmış, ürünlere el konulmuş, faizlerin çok yüksek olduğu kredilere halk mahkum kılınmış. Yani halk uzun vadede açlık ile yüz yüze bırakılmış. Üreten halk muhtaç bir hale getirilmiş. DAİŞ’in dağıttığı ekmeklere el açmak zorunda kalan dehşet bir tablo yaratılmış. Çetelere borçlanan halka karşı erkeklik ve tecavüz zihniyetinin dışa vurumu olan uygulamalar gerçekleştirilmiş. Borcunu ödemeyen erkeklerin eşlerine el konulmuş, tecavüz edilmiş.

DAİŞ’in garanti noktasıydı

2Halep, Afrin, Bab ve Cerablus kentlerinin kesiştiği hatta bulunan Minbic, DAİŞ için büyük bir gelir kapısıydı. DAİŞ itirafçılarından çokça duymuşuzdur bu gerçeği. Avrupa’dan Türkiye üzeri DAİŞ’e katılanların geçiş güzergahlarından. Cerablus, Halep ve Bab üzeri, Suriye ve Irak’ı kan gölüne çeviren DAİŞ’in garanti noktasıydı Minbic kenti.

Minbic’in çete işgali altındaki üç yılını ve bu kentin insanına, tarihine ve doğasına yaşatılanları ifade etmek çok zor.

Sanırsam Minbic için “uçurumun kıyısında kanatlanmak” sözü bu noktada yerini buluyor. Karanlığın en zifiri anında Meclis savaşçılarının gelişiyle birlikte yeniden aydınlıkla buluşmak…

Artık gülme zamanı

Şehit Komutan Faysal Ebu Leyla hamlesinde yer alan Minbic doğumlu savaşçılar, kentlerinin özgürlüğü için yola çıktıklarında tarih 1 Haziran 2016’yı gösteriyordu. Onlar doğdukları, büyüdükleri, oyun oynadıkları bu kentin sokaklarını “bir gün geri döneceğiz’ andı ile geride bırakmışlardı. Şimdi o sözü yerine getiriyorlar.

Tişrin ve Karakozaq’tan iki kol ve dört cephe üzerinden başlayan hamle her gün özgürleştirilen köyler ve tepelerle beraber tarihi adımlarla ilerledi. Her gün gülen yüzler, zılgıt çeken anneler, dua eden insanlar karşıladı çocuklarını.

4Üç yıllık esaret ardından kurtarılan her köyde bayram kıyafetlerini giyen insanlar, en mutlu halleriyle gülümsüyordu. Çocuklar şen kahkalarıyla sokakları yeniden dolduruyordu. Özgürlüğe kavuşmak tam da böyle bir şeydi.

Sizi çok bekledik’

İnsanı derininden etkileyen bir cümledir bu. Belki isyan, belki sitem, daha çok da umut ve bekleyişi içeren bu cümle basına çokça yansıdı. Meclis savaşçılarının DAİŞ çetelerinden temizlediği birçok yerde insanlar ilk bunu söylüyordu.

Bir oğlu 2 yıl önce DAİŞ tarafından kaçırılan ve doktor olan diğer oğlu ise DAİŞ katliamından zar zor kurtulan bir annenin dilinden kutsal bir söz gibi tekrar dökülüyor: “Çok bekledik sizi, nerde kaldınız?”

Minbic’in çocukları topraklarını çetelerden temizledikçe, halk da akın akın onlara doğru akıyor. Nice ağıttan sonra, şimdi güç versin diye eller dua için kalkıyor. Umutla bakıyorlar ileriye doğru atılan çocuklarının ardından. Minbic’in üç yıllık esareti bu cesaret timsali savaşçılarla son bulacak ve özgürlük her zamankinden çok daha yakın olacak.