Oluşmakta olan bir bilim

- Zilan DİYAR
36 görüntüleme

Jineolojî, 12 yıl önce gündemimize girdiğinden bu yana merak edilen, tartışılan, ilgi duyulan ve sadece Kürt kadınlarının değil dünyadaki farklı halklardan kadınlar tarafından kabul gören bir kavram oldu. Rêber Apo Özgürlük Sosyolojisi adlı savunmasında, bugüne dek kadın özgürlüğüne dair atılan adımların anlamlı fakat yetersiz olduğuna, bu nedenle bir kadın bilimine ihtiyaç olduğuna işaret etti. O günden bugüne kadın bilimine (jineolojî)  duyduğumuz ihtiyaç giderek arttı.

Jineolojî ile Kürt kadınları olarak özgürlük iddiasını bir adım daha ileriye taşıdık. Kadın devriminin dayanaklarını güçlendirme ve anda gerçekleşen devrimlerimizi kalıcılaştırmanın, yani bir kültüre dönüştürmenin imkanlarını bulduk. Geçen bu 12 yıllık süre içinde her kadında yol açtığı heyecan, düşünce gücü, değişim iddiası göz önünde bulundurulduğunda jineolojînin kat ettiği mesafe tahmin edilenin ötesinde idi. Bununla birlikte çağın karakterini  (politika, kültür, toplumsal ilişkiler ve ekonomik zihniyete kadar) bilimlerin belirlediğini bildiğimizden, gördüğümüzden hala kendimizi yolun başında hissediyoruz.

jineolojîyle sosyal bilimlere müdahale

Bundan sonra Newaya Jin’de jineolojîye dair yazıların yer alacağı bu özgün kategori sayesinde, jineolojîyle kat edilen mesafeleri yakından gözlemleme imkanı bulmanızı umuyoruz. Kavram olarak jineolojînin anlaşılmasından tutalım, ‘sosyal bilimlere müdahale’ iddiasının ne kadar yerini bulduğunu, Kürdistan kadın özgürlük hareketi bileşenlerinin ne kadar özümsediğini, yol açtığı zihniyet değişiminin mücadeleyle elde ettiğimiz özgürlük alanlarına ne denli sirayet ettiğini tartışmamız gerektiği düşüncesindeyim. Bu konularda tartışmayı derinleştirmenin ve anlama çabasını yükseltmenin önemli olduğunu düşünüyorum.  O halde jineolojînin bugüne dek hangi mesafeleri kat ettiğine kısaca değinerek başlayalım.

İlk olarak neden bir kadın bilimi? sorusunu cevaplamaya çalıştık jineolojî tartışmalarında. Deyim yerindeyse sosyal bilimleri eleştiriye tabi tutarak kendi rotasını buldu jineolojî. Neydi bu eleştiriler? Kadın varlığına araştırmalarında yer vermeyen ya da çarpıtarak tanımlamaya çalışan, yaratımlarını erkeğin hanesine yazan, bu yüzden de yaşamla bağı kopmuş sosyal bilim toplumsal sorunları çözemez. Böyle bir zemin üzerinde inşa edildiğinden ötürü iktidar ve devletin meşruluğunu sağlamaya girişir. Kadın özgürlüğüne, dolayısıyla toplumsal özgürlüğe katkı sunamaz. Yaşam, anlam, toplum ve doğa ile en çok bağı olan kadını incelemediği için analiz ve çözümlerinde eksik kalır. Dolayısıyla sosyal bilimi kendine zemin yaparak gelişen her özgürlük iddiasını sekteye uğratabilir, hatta yolundan alıkoyabilir. Kadın bilimi ihtiyacını duyumsamak ve bunu toplumla paylaşmak adına yapılan tüm çalışmalar, jineolojînin kavramsal çerçevesini oluşturdu. Bu süreç daha çok tartışma, eğitim ve araştırmalarla geçti.

‘Göz önünde ama karanlıkta’ bir tarih

İkinci adım olarak bu kavramsallaştırma bilimsel araştırmalar, konferanslar, geniş katılımlı seminerler yoluyla derinleştirildi. Mitoloji, tarih, din vb konularda yapılan araştırmalar, kadın tarihinin ‘göz önünde ama karanlıkta’ olduğu hakikatini derinlikli anlamamızı sağladı. Anladık ki kadınların sahip olduğu bilgi, yazılı tarihin anlattıklarının dışında bir yerde saklı. Çok göz önünde, günlük yaşantılarımızın detaylarında saklı. Nesilden nesile, deneyimlerimizde, aklın ve yüreğin buluştuğu noktada saklı. Ama bu bilgiyi ancak xwebûn oldukça görebiliyoruz, alabiliyoruz. Bin yıllardır hiçe sayılan duygularımız, bedenimiz ve sezgilerimizle bu bilgiyi jineolojînin kaynağı haline getirebileceğimizi gördük. Bunu da jineolojînin her kadına kazandırdığı zihniyet sayesinde, atölyeler ve akademilerdeki eğitimlerde birbirimize dokunarak, öğreterek ve öğrenerek açığa çıkardık. Yani her bir kadının hafızasının bu bilimsel çıkışın kaynağı olduğunun farkına vardık. Tek yapmamız gereken, dünyanın her coğrafyasında kendi köşesine çekilmiş, görünmez kılınmış, sesi kısılmış olana değer vermekti. Ve bu bilgiler arasındaki bağlantıları görebilmekti. Rojava’da yürüttüğümüz sosyolojik analiz çalışması ve Ezidî kadınlarının kadim kültürüne yönelik araştırmalar bu söylediklerimiz için örnek teşkil edebilir.

Kuramsal ve kurumsal çerçeve

Farklı coğrafyalardan kadınlarla jineolojî aracılığıyla gerçekleşen buluşmalar sayesinde, batı merkezli kuramların yol açtığı zihniyet çarpıtmaları daha derinlikli anlaşıldı. Ataerkil sistemin aşılmasına değil kendini yenilemesine yol açan düşünüş biçimlerinin etkisinin nasıl kırılacağına dair yoğunlaşmalar yaşadık. Bunlar sonucunda kuramlarımızı oluşturmak, var olanları derinleştirmek gerektiğini gördük. Bütün bu çalışmalar jineolojînin kuramsal çerçevesine önemli katkılar sunsa da bunu tamamlanmış bir süreç olarak ele alamayız. Tamamlanan değil oluşmakta ve akış halinde olan bir kuramsal gelişmeden bahsedebiliriz.

Bu adımın yol açtığı diğer önemli bir sonuç; zihinsel dönüşümün kadın hareketlerinin tutumlarına,  iddialarına ve mücadelelerine etki etmesiydi. Kadınların daha yaratıcı eylemler geliştirmesinde, mücadelede farklılıklar üzerinden ayrışma değil ortaklıklar üzerinden birlikte olmada, ataerkil sistemden kopuş için gereken maddi yapılanmaları sağlamada (kadınların otonom örgütlenmeleri ve hareketleri) bir iddia ortaya çıkardı. Böylece jineolojî, sosyal bilimlere yönelttiği toplumdan kopuk olma eleştirisini, kendi tutumunda alternatifi pratikleştirerek somutlaştırdı.

Geçen bu süreçte jineolojînin kurumsal yapısını oluşturmaya dönük çalışmalar da yürütüldü.

Rojava’daki Jineolojî Akademisi, Andrea Wolf Enstitüsü, Rojava Üniversitesi’nde dördüncü öğretim yılına giren Jineolojî Fakültesi, Kongre ya Star ve Rojava Özgür Kadınlar Vakfı (WJAR) ile birlikte inşa ettiği Jinwar Kadın Köyü, Kobanê, Derîk ve Minbic’te kurulan Jineolojî Araştırma Merkezleri,  ve şu günlerde 19. Sayısını çıkartmaya hazırlanan üç ayda bir yayınlanan bilim-kuram dergisi Jineoloji kurumsallaşma çalışmalarının bir kısmı. Bu kurumları bir yandan jineolojînin kuramlarını oluşturan araçlar olarak da değerlendirebiliriz.

İddiamızı farklı coğrafyalara taşıdık

Sonuç olarak jineolojî salt kadınların haklılığı ve ihtiyaçlarını dile getirerek ya da eleştirerek değil; kavram, kuram ve kurumsal çerçevesini oluşturarak bilimsellik iddiasını güçlendirdi. Jineolojînin hakikati anlamlandıran ve bilimsel bir temele kavuşturan bu iddiası, 21. Yüzyılın yani kadın özgürlük yüzyılı çağının ihtiyaçlarını da karşılayacak bir potansiyele sahip. Farklı halklardan kadınların jineolojînin akışına dahil olmalarının bu potansiyelle ilgisi var. Kürt kadınları yarım asra yaklaşan mücadelelerinde ödedikleri bedellerin karşılığını bu sayede alabiliyor. Özgürlük yürüyüşünde ona eşlik eden yeni yol arkadaşları edindi.

2016 yılında Avrupa’da başlayan jineolojî çalışmaları sayesinde iddiamızı farklı coğrafyalara taşıdık.  Latin Amerika’dan, Filistin’e uzanan bu çalışmalar sayesinde jineolojîyle buluşan kadınlar, 2019 yılından bu yana Andrea Wolf Enstitüsü bünyesinde çalışmalarını yürütüyor. Bu süre içinde İspanya, İtalya, Almanya, Portekiz ve İngiltere’de 14 farklı jineolojî kampı gerçekleştirildi. Farklı dillerde hazırlanan yazılı materyaller sayesinde bu bağ süreklilik kazandı.

Başta da belirttiğim gibi bu sonuçlar, tahmin edilenin ötesinde idi ve bu çalışmada yer alan her kadının emeği, iddiası, düşünce gücüyle büyüdü. Ancak bunun ötesinde bir hakikat var. Jineolojînin barındırdığı değişim ve dönüşüm potansiyeli, kadınların yaratıcılığı ve yaşam enerjisi ile bütünleştikçe bu hakikat açığa çıkmakta.

Bu potansiyelin Kürt kadınlarının mücadelesini nasıl etkilediğini gelecek sayıda değerlendireceğiz.